Share

BÖLÜM 3

Author: Taylor West
Dane

Şoför Ay Işığı Sürüsü’nün evinin önünde durduğunda Jenson, “Onuncu gelinde şeytanın bacağını kıracağız herhalde." diyerek dalga geçti.

Eric, “Kapa çeneni!” diye çıkıştı ona.

“İkiniz de o kahrolası çenenizi kapayın. Pişman olacağınız bir şey söylemeden önce!”

‘Asla akıllanmayacak.’ diye mırıldandı kurdum Aero zihnimde.

Şoför kapıyı açtı. “Bana bir saniye verin, adamlarımla konuşmam gerek.” Kapı geri kapandı ve ikisi de tek kelime etmedi.

“Bu kız diğerlerine benzemiyor. Onunla konuşmayın, ona bakmayın. Ve sen Jenson, o lanet ellerini kendine sakla yoksa bu sefer onları gerçekten kaybedebilirsin.”

Her zamankinden daha huzursuzdum. Neah, daha önceki seçilmiş eş adaylarından farklıydı. Neydi bilmiyorum, belki de özgüvenli kadınlara alışık olduğum için böyle geliyordu ama onda farklı bir şey vardı. Aero da ondan hoşlanmış gibiydi, hem de diğer herkesten çok. Ona sahip olmalıydım.

Jenson’un pişkin suratına bakarak, “Ciddiyim!” diye çıkıştım. “Kardeşim olman fikrimi değiştirmeyecek!”

Sanki ağzını fermuarlıyormuş gibi parmaklarını dudaklarının üzerinde gezdirdi.

Arabadan inip beni takip ettiler. Eski sürü evinin önünde durup üçümüz de binaya baktık. Çünkü bir ay öncesine kadar onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve ziyaretimden sonra öğrendiğim tek şey Alfa’nın tam bir şerefsiz olduğuydu.

Yumruğumla kapıya sertçe vurdum. Kapı iki parmak kadar aralandığında kendimi zorla içeri attım ve Beta’sı geriye doğru tökezledi.

Onu hemen fark ettim, bir köşenin arkasına saklanmıştı. “Hazır mısın?” diye seslendim.

Beta Kyle, “Eğer…” diye söze başladı.

“Seninle konuşmuyordum. Neah ile konuşuyordum.”

Beta Kyle’nin yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Ağzı bir karış açık kalmış, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Belli ki hayatı boyunca kimse ona emir vermeye cüret edememişti, kendi Alfa’sı bile. Neah saklandığı yerden çıktı, elinde neredeyse boş bir torba tutuyordu. Dişlerini alt dudağında gezdirdi ve başıyla onayladı.

“Eşyalarının geri kalanı nerede? Her şeyini toplaman gerektiğini söylemiştim.”

Trey ortaya çıkarak, “Sahip olduğu her şey o kadar.” diye burun kıvırdı.

“Bu kadar mı?” Ona dik dik baktım. “Tüm eşyası bu mu? Ne yani, yirmili yaşlarının başında ve sahip olduğu her şey bu mu?”

Beta’sı, “Daha fazlasına ne ihtiyacı var ki?!” diye terslendi.

‘Öldür şunu, boğazını parçalamama izin ver de bizimle takıştığı güne lanet etsin.’

“Daha ne bekliyorsunuz?” Zeminin içinde titreşiyormuş gibi gelen berbat, tiz bir ses duydum.

Bakışlarımı Beta’dan ayırınca merdivenlerin dibindeki kendi heykeline tutunmuş bir kadın gördüm. Sarı saçları yüzünün etrafına dalgalar hâlinde dökülüyordu. Yeşil gözleri beni incelerken kalçalarını sallaya sallaya Trey’in yanına ilerledi.

Dün Neah’ın tepkisini fark etmiştim. Trey’e eşinin nerede olduğunu sorduğumda bütün bedeni korkuyla gerilmişti. Bu kadından korkuyordu. Nedenini bilmek istiyordum.

“Onu alın Alfa Dane. Eminim size de bize olduğu kadar işe yarar bir köle olur.” Tiz sesi içimi delip geçti. “Şu aptal kıza bakın. Bayılacak.” Aptal sarışın kahkaha attı.

“Artık onun hakkında böyle konuşamazsın.” Sarışına ters ters baktım. “O senin oyuncağın değil. Kölen de değil. Ve sana da önerim, Alfa Trey, karını kontrol altında tutman. Tahammül edeceğim itaatsizliğin de bir sınırı var.”

“İTAATSİZLİK Mİ?!” diye çığlık attı kadın, tam o sırada Neah gücünü kaybedip kıç üstü yere yığıldı. “Ne cüretle! Burada itaatsiz biri varsa, o da köşedeki şu sıçan.”

‘O kime sıçan diyor lan?’ diye hırladı Aero.

“Anlaşmamızı iyice öğrenmeni tavsiye ederim.” diye sertçe uyardım. “Görünüşe göre eşin sana her şeyi anlatmamış.”

Eric’e işaret verdim, kolunun altındaki klasörden kalın bir kâğıt yığını çıkardı. Hazırlattığım anlaşmaydı bu.

Kadının gözleri faltaşı gibi açıldı. “Tüm bunlar yardımınız için mi?”

“Yarım yamalak anlaşmalarla işim olmaz.” Anlaşmayı Eric’ten alıp Trey’in göğsüne bastırdım. “Ofise geçelim mi?”

Trey önden gitti. Eşi koluna yapışmıştı, Beta’sı da arkasından aceleyle ilerliyordu. Adamlarım onları takip ederken ben yeni eşimi kontrol etmek için geride kaldım.

“Bize katılmanda hiçbir sakınca yok. Sonuçta sen de bu anlaşmanın içindesin. Ya da arabam dışarıda. Eşyalarını alıp orada beni bekleyebilirsin.”

Bakışlarını aşağıda tutarak, “Seçeneklerim bunlar mı?” diye fısıldadı.

“Şimdilik. Bana kalırsa bizimle oturmalısın. Abinin şu eşini sinir etmek bana büyük zevk verecek.”

Mavi gözlerini aşağıda tutmaya devam etti. Torbasını hâlâ sıkıca kavrıyordu. Ona bu kadar yakınken ne kadar hasta göründüğünü gerçekten görebiliyordum. Kalp atışı bile yavaştı. Sanki hayata tutunmak için savaşıyordu.

“Ee, kararın ne olacak?”

“Ben…” Başı ön kapıyla ofisin olduğu taraf arasında gidip geldi. “Ben… Sanırım ofis.”

“İyi seçim.” Ona elimi uzattım ama tutmadı. Kendi başına ayağa kalktı. Hafifçe yalpaladı ama dengesini toparladı.

Birkaç adım arkasından yürürken, ofise girdiğinde Trey ve diğer iki aptaldan üzerine yönelen nefret dolu bakışları fark ettim.

Yanından geçerken, “Otur.” diye fısıldadım. Elim beline hafifçe değdiğinde anında gerildi.

Olduğu yerde donup kaldı. Başını sallarken yalnızca gözleri hareket ediyordu.

“Otur!” Bu kez biraz daha yüksek sesle söyledim.

“Burada onun böyle bir ayrıcalığı yok!” diye çıkıştı sarışın. Dudakları eğleniyormuş gibi kıvrılmıştı.

“Oturmak bir ayrıcalık değildir.” diye hırladım. Ona başka neler yaptırdıklarını merak ediyordum. Kollarında ya da bacaklarında morluk göremiyordum. Umarım bu iyiye işarettir.

‘Öyle olsa iyi olur!’ Aero zihnimde volta atıyordu. Onu buradan çıkarmayı en az benim kadar istiyordu.

Sarışın oturduğu yerde irkildi. Bir şey söylemiş olmama şaşırarak ağzı açık kaldı. Trey’e bakarak, “Ve sana tavsiyem,” dedim, “eşine çenesini kapalı tutmasını söyle. Yoksa ben kapatmasını bilirim.”

“Alfa Dane, benim evimdesiniz…”

“Ve yardımımı istiyorsun, doğru mu?”

Üçü de öfkeden kuduruyordu. Kimse kendi evinde ne yapacağının söylenmesinden hoşlanmazdı. Yine de onlar Neah’a tam olarak bunu yapıyorlardı. Jenson ve Eric’in arasındaki boş sandalyeyi işaret ettim. Sonunda oturdu.

“Şunu bir an önce bitirelim.” diye terslendi Trey. “O ne kadar çabuk giderse ben de o kadar mutlu olurum.”

“Anlaşmayı okumalısın.” dedim rahat bir şekilde.

“Anlaşmamızın bir parçası olarak onu alabileceğini kabul ettim.”

“Aptal.” diye mırıldandı Eric. O da benim kadar iyi biliyordu; anlaşmalar imzalanmadan önce okurmalıyıdı.

Okumadan imzaladılar ve anlaşmayı neredeyse yüzüme fırlattılar. “Bitti.” diye homurdandı Trey.

Trey’in eşi, “Güzel, şimdi onu evimden defedebilirsiniz.” diye cırladı.

Elimde olsa sadece Neah’ı alır giderdim, böylece bu gerzeklerle uğraşmak zorunda kalmazdım. Ama bu şekilde onu geri alamazlardı. Yalvarsalar bile. İmza atıldı mı dönüşü yoktu ve bundan kurtulmaları imkansızdı.

Ayağa kalkıp elimi Neah’a uzattım. “Gel. Sabrım taşmadan bu bok çukurundan gidiyoruz.”

Ayağa kalkarken sıcak parmakları elimi tuttu. Diğer eliyle torbasını göğsüne bastırarak benimle ön kapıya yürüdü. Veda etmek için arkasına bile bakmadı ve bu bilmem gereken her şeyi anlatıyordu aslında. Onlar Neah’dan ne kadar nefret ediyorsa, o da onlardan o kadar nefret ediyordu.

Açık ön kapının eşiğinde duraksadı. Eli elimden düştü. Limuzine bakarken mavi gözleri faltaşı gibi açılmıştı.

“Gel.” diye komut verdim.

Eric ve Jenson arkasında durmuş, merakla onu izliyorlardı.

Eric zihin bağı üzerinden, ‘O iyi mi?’ diye sordu.

“Neah?” Önüne geçtim ama hareket etmedi. Bakışları içimden geçiyormuşçasına boşluğa bakıyordu. “Gitme vakti.”

Dudakları zar zor hareket ederek, “Tamam.” dedi.

Bir adım attı. Sanki ağır çekimde hareket ediyordu. Elleri kapı çerçevesini kavradı, kalp atışı hızlandıkça parmak boğumları beyazladı. Dudakları hafifçe aralandı, gözleri geriye doğru kayarken eli kapı çerçevesinden düştü.

“Seni tuttum.” diye mırıldandım, yere çakılmadan hemen önce onu yakalayarak. Onu kaldırıp arabaya taşırken tüm vücudu gerildi. Çok zayıftı ve beklediğimden bile hafifti. Muhtemelen küçük bir çocuktan daha ağır değildi.

Jenson ve Eric arabaya önce bindiler. Neah kucağımdayken arabaya bindiğimde Jenson kaşını kaldırdı. Suratında bir sırıtış peyda olmuştu.

“Düşüncelerini kendine sakla, Jenson!”

Onu kendime yakın tuttum. Nefesini ve yavaşlayan kalbini dinledim. Parmaklarımı koyu renk saçlarının arasından geçirirken yavaş yavaş kendine gelmeye başladı.

Birden doğruldu ve benden uzaklaştı. Kendini iki büklüm ederek adeta görünmez olmaya çalıştı. Onu zorlamamaya karar vererek dikkatimi sürü meseleleri hakkında konuşan Beta’ma ve kardeşime verdim. Bir yandan da iyi olduğundan emin olmak için arada bir ona göz atıyordum.

Limuzin durduğunda, “Gel.” diye mırıldandım. Şoförü beklemeden indim ve ona elimi uzattım.

Diğerlerine göz atarak “İyiyim ben.” dedi ve açık duran kapıya yöneldi.

Evime baktı ve nutku tutulur gibi oldu. Burası önceki evinin en az üç katı büyüklüğündeydi. Burada mutlu olmasını umuyordum. Ona önceki hayatından daha iyi bir hayat sunmayı umuyordum.

“Sana etrafı gezdireyim.” Hâlâ o torbayı göğsüne bastırmaya devam ederken bir öneride bulundum.

Tek kelime etmeden beni takip etti. Söylediklerimi dinleyip dinlemediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Yirmi kişinin sığabileceği uzunlukta bir masası olan yemek salonunu gösterirken, “Omegalar dönüşümlü olarak görev yaparlar. Gençlerin gerçek işlere başlamadan önce biraz sorumluluk öğrenmeleri iyidir.” dedim.

Mutfağa geçtik. Orada duvardaki bir tahtayı işaret ettim. “İhtiyacın olan bir şey olursa bu panoya yazarsın ve sipariş edilir.”

Kaşları çatıldı ve hâlâ hiçbir şey söylemedi.

Kalemi elime alıp gülümsedim. Belki de benden çekiniyordu. “Söyle bakalım, neye ihtiyacın var? Çünkü o torbadakilerle benim çatım altında yaşamanın imkânı yok.”

O göz kamaştırıcı mavi gözleri odada gezindi.

“Eee?” diye sordum.

“Hiçbir şeye ihtiyacım yok.” diye fısıldadı.

İç çekerek bir şeyler karalamaya başladım. İç çamaşırı, kot pantolon, antrenman kıyafetleri, elbiseler, ayakkabılar… Onun birkaç gün idare etmesini sağlayacak, aklıma gelen ne varsa yazdım.

Kalemi dişlerimin arasına sıkıştırıp onu belinden kavradım. Başparmaklarım tam göbek deliğinin üzerinde birleşti, parmaklarım ise omurgasına değdi. O kadar zayıftı ki… Nasıl hâlâ hayattaydı?

Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Alfa'nın Sözleşmesi   100. Bölüm

    NeahDirseğimden tuttu, beni içeri çekti. Kızıl gözleri gözlerimde cevap arıyordu; gerçekten hazır mıydım? Ben bile emin değildim.Ama bir şeylerin yapılması lazımdı. Artık dayanılmaz bir hal almıştı. Her şey üst üste geliyordu ve şimdi de çocuklar dönüştürülüyordu."Beta Eric'in... Jess'i uyarması gerekiyor." diye mırıldandım, Alfa Dane beni ofise yönlendirirken. "Eğer işe yararsa, o da beni duyabilecek. Bu onu korkutur." Yirmi iki yaşındayım ve Alfa Dane'in sesini kafamın içinde duymak beni hâlâ tuhaf hissettiriyor. Nyx'ten bahsetmiyorum bile."Ona söyledim. Şu anda onunla konuşuyor."Bunun ne işe yarayacağını hâlâ bilmiyordum. Aksine, onları daha da sinirlendirecek gibi görünüyordu.Beni sandalyeye götürdü, oturmamı söyledi. Artık gözlerinden okuyabiliyordum: bunun işe yaramama ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu biliyordu.'Rolü kabul et.' diye mırıldandı Nyx.'İşe yarayacak mı?''Kabul ettikten sonra öğreneceğiz.''Tamam, kabul ediyorum!' Bitmesini istiyordum. Kafalarını mızrakla

  • Alfa'nın Sözleşmesi   99. Bölüm

    Neah'ın bir kahkahayı bastırdığını yakaladım."Ben bir Vampir değilim." diye mırıldandım, sinirli bir şekilde. "Ben bir Kurdum ve sen bir Likan'sın."Çenesi açık kaldı ve başını sallamaya başladı. "Hayır... hayır, yanılıyorsun." Yumuşak mavi gözleri Neah'a kaydı. "Lütfen bana yardım et."Sesi tiz ve ciyak ciyaktı."Ben de bir Likan'ım." diye fısıldadı Neah, gözleri Jess'inkilere kilitlenmiş halde."Adın Neah, değil mi?" diye sordu Jess, tekrar oturarak. "Beni sana gönderdiler""Evet.""Bunu bana sen mi yaptın?" Kız soru sormaktan çekinmiyordu."Hayır. Ama sana yardım etmeyi deneyebilirim." Neah bana baktı, yüzünü hüzün kaplamıştı. "Bunu sana yapan insanlar bana da zalim davrandı. Tek fark, ben bu şekilde doğdum. Ama sana bu hayatı zorla dayattılar. Bu yüzden ailene dönemezsin, Jess. Onlara hayal bile edemeyeceğin şekillerde zarar verebilirsin. Bana güven, buna engel olamazsın. En ummadığın anda olur."Devon'dan ve onu nasıl öldürdüğünden bahsediyordu."Ama..."Neah masanın üzerinden uz

  • Alfa'nın Sözleşmesi   98. Bölüm

    DaneÖfke kalbinde ağır bir şekilde yerleşmişti. Yaşadığı onca şeye rağmen Neah hiç bu kadar öfkeli olmamıştı. Gözlerindeki ateşi görmek tuhaftı ama bir o kadar da büyüleyiciydi; hepsi bu kız yüzündendi.Eric'in evinin duvarına yaslandı. Başını geriye atıp mavi gökyüzüne baktı. Bedeni aşağı kaydı, ta ki kıçı çimene değene kadar. İçinde öyle bir öfke vardı ki ne yapacağını bilemiyordu. Onu nasıl yönlendireceğini bilmiyordu."Jess iyi olacak." diye mırıldandım. Bir çocuğu öylece sokağa atamazdım. Neye dönüşeceğinden habersiz bir çocuğu evine geri göndermeyi de göze alamazdım. İlk dönüşümü tam bir kabus olacak ve ailesini öldürmezse bu resmen bir mucize olur."Doğru." diye mırıldandı Neah. Gözleri neredeyse tamamen siyahtı."Buradan biri onu yanına alacak. Onu sokağa atmayacağım.""Bu ilk olmayacak, değil mi? Daha fazla çocuğu dönüştürecek ve bize gönderecek." Bana baktı. "Kötü biri olduğunu biliyordum ama bu? Bu iğrenç, bu..." Sesi kesildi, düşüncelerini toparlayamıyordu."Sana yaptığı d

  • Alfa'nın Sözleşmesi   97. Bölüm

    Ofis kapısı aniden ardına kadar açıldı, Jenson içeri dalıverdi. Beni fark etmedi bile, doğruca masaya yaslandı.Adamlar birbirlerine baktılar ve konuşmanın zihin bağı üzerinden yapıldığını anında anladım. Bu iyi bir işaret değildi.Alfa Dane'in gözleri bir anlığına bana kaydı. Hızlıydı ve dikkat etmiyor olsaydım göremezdim."Sorun ne?" diye mırıldandım, aslında cevabı bilmek isteyip istemediğimden emin değildim.Jenson bana dönüp baktı. "Az önce etkisiz hale getirilen Likan seni görmek istedi.""Be... beni mi?"'Panik yapma!' diye tersledi Nyx. 'Nedenini sor!'"Ne... neden beni görmek istedi?""Bu iyi bir soru. Ve o bir erkek değil.""Şimdiye kadar... şimdiye kadar hep erkekler gelmişti. Isırılmış mıydı?"Başını salladı. "Bence onunla konuşman daha iyi olur.""Yaşıyor mu?" diye kekeledim şaşkınlıkla. Diğerlerini öldürmek için bir an bile tereddüt etmemişlerdi, neden bunu öldürmemişlerdi?Alfa Dane masasının etrafından dolandı. "Neah, o bir çocuk. Aşmayacağım bazı sınırlar var.""Bir ço

  • Alfa'nın Sözleşmesi   96. Bölüm

    NeahSonraki üç gün boyunca daha fazla Likan ortaya çıktı. Biri geliyordu, bazen iki. Hiç aynı yerde ortaya çıkmıyorlardı ama hepsinin amacı aynıydı: sınırları aşmaya çalışmak. Hiçbiri fazla ilerleyemedi. Bir metre, belki iki, sonra paramparça ediliyorlardı. Bazıları insan formunda denedi, bazılarıysa çoktan dönüşmüştü. Dönüşmemiş olanların hiçbirini tanımadım. Cesetleri arandığında ısırık izleri bulundu, bu da onların saf Likan olmadığını doğruluyordu.Alfa Dane de giderek daha fazla sinirleniyordu. Daha çok gidip geliyor, kendi kendine daha çok konuşuyordu — ya da daha doğrusu Aero'yla konuşuyor, sonraki adımlara karar vermeye çalışıyordu. Aero'yla konuşmuyorsa da herkese tersliyordu.Gerçi bu Kurtların tükenme noktasına geleceğinden endişeleniyordum. Jenson onları gece gündüz çalıştırıyordu, aralarında sadece birkaç saat dinlenme vardı ve düşmeye başlarlarsa yanmıştık.Yine de Alfa Dane'in yanında kalmak zorundaydım. Bundan hiç bahsetmiyordu ama biri beni ele geçirirse kendini suçla

  • Alfa'nın Sözleşmesi   95. Bölüm

    "Sesini çıkarma, yoksa yakalanırsın." diye meydan okudum ona. Genelde istediği kadar ses çıkarma özgürlüğüne sahipti. Bu onun için zor olacaktı.Parmağımı ıslak amcığına soktum. Gözlerini benimkilerden ayırmadı, ses çıkarma ihtiyacına karşı savaşıyordu. Beni tuttu, yüzümü kendininkine çekti, içime nefes vererek beni öptü."Bu kadarı yetmez." Sesimi kısık tuttum, onu geriye itip bir ağaca yasladım.Ses çıkarmamak için verdiği mücadele işleri daha da zorlaştırıyordu. Islak ve zonklayan haliyle kalçalarını elime bastırdı ve gözlerini kapattı, sanki bu yardımcı olacakmış gibi.Boşalmaya can atıyordu ama bunu olabildiğince uzatmak ve onu defalarca boşalırken izlemek istiyordum.Ağzı o "O" şeklini aldı; kasları kasılmaya başladığında kontrol edemediği o şekli. Elime karşı kalçalarını sürterken boğazından neredeyse duyulmayan bir nefes sesi kaçtı. Bedeni yavaşlarken gözlerini açtı. Kazandığını sanıyordu."Daha yeni başlıyoruz." diye mırıldandım, onu çevirip sırtı göğsüme dayanana kadar döndür

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status