Share

BÖLÜM 7

Author: Taylor West
Neah

"Abim senden gerçekten hoşlanıyor, biliyor musun?" Raven ağzına bir çörek tıkarken bana gülümsedi.

Kahvaltı masasının karşısından gözlerim hızla onunkilere kaydı. Alfa Dane, bahsettiği işleri halletmeye gitmişken Raven bana bakıcılık yapmakla görevlendirilmişti. Yalnız kalmakla ilgili yorumum belli ki onun yeniden düşünmesine neden olmuştu.

Nereye gittiğini bana söylememişti, ben de sormamıştım. Bunu sormak bana düşmezdi zaten.

"Bir önceki kızdan daha güzelsin," diye mırıldandı Raven ve beni düşüncelerimden kopardı.

"Bir önceki kız mı?" Neredeyse suyumu boğazıma kaçırıyordum.

"Sen onun anlaşmalı eşisin, değil mi?"

Başımı salladım.

"Gerçekten ilk olduğunu mu sanmıştın?"

Bu aklımdan geçen bir şey değildi. Ben daha çok Alfa Dane'nin bana ne yapacağıyla ilgileniyordum. Uyurken beni kendine çekmek dışında bir hamlede bulunmamıştı. Elini bacaklarımın arasına sokmaya çalışmamıştı. Çıplak uyumam konusunda ısrar etmemişti. Hiçbir şey yapmamıştı. Bu da her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Çünkü ne beklemem gerektiğini bilmiyordum.

"Umarım kalıcı olursun," diye ekledi, bir çörek daha alırken.

"Kalıcı derken?" Bu tabirlere ya da benimle bu kadar sıradan bir dille konuşulmasına alışık değildim. Emirler ve hakaretler, benim alışık olduğum şeyler buydu.

"Muhtemelen bunu sana söyleyen kişi ben olmamalıyım ama hazırlıklı olman senin için daha iyi." Derin bir nefes aldı. "Abim uzun zamandır eşini arıyor. Yirmi sekiz yaşında. Henüz bir varisi yok. Diğerleri en fazla birkaç hafta kalır. Bazıları kaçar. Bazıları öldürülür." Bunu omuz silkerek söyledi. Sanki normal bir şeymiş gibi.

"Ona bir varis vermedikleri için mi?"

Başını iki yana salladı. "İlgisini kaybettiği için."

"Bunu bana neden söylüyorsun?" diye sordum sessizce. Eğer öldürüleceksem bunu bilmemeyi tercih ederdim.

"Sende bir şey var. Sana farklı bakıyor. Bunu hastanede gördüm."

Sözleri beni pek rahatlatmadı. Herkes bana farklı bakardı. Tuhaf kokum yüzünden hep böyle olmuştu.

"En büyük endişen, gerçek eşini bulması olacak," dedi kısık sesle.

Beta Kyle benim gerçek eşimdi ve on sekizime bastığım saniye beni reddetmişti. Gecenin bir yarısı bodruma dalıp reddini yüzüme haykırmıştı. Ben reddini kabul edene kadar beni her yerim morarana dek dövmüştü.

"Senin bir eşin var, değil mi? Gözlerinin bir anlık değişiminden anladım."

"Vardı," diye fısıldadım. "Beni reddetti." O acıyı hatırlıyordum. Üstelik sadece dayaktan kaynaklanan bir acı değildi. Kalbim göğsümden sökülüyormuş gibi hissetmiştim. Eş bağını hissettiğim için abim yetilerimi ikinci kez bastırmıştı. İşte o zaman herkes gibi iyileşme yeteneğimi kaybetmiştim.

"Bunun nasıl bir his olduğunu biliyorum. Benimki de beni reddetti." İç çekti. "Hangi sürüden olduğumu ve abimin kim olduğunu öğrendiği an benimle hiçbir ilgisi olsun istemedi. Her neyse, dediğim gibi, abim senden hoşlanıyor gibi görünüyor, hem de diğer kadınların hepsinden daha fazla."

Bu beni mutlu mu etmeliydi? Diğerlerinden biraz daha uzun süre dayanabileceğimi bilmek mi? Benden hoşlandığı için beni değerli bir eşya gibi tutabileceği düşüncesi mi?

***

Raven beni hastaneye götürdü. Çalışması gerekiyordu ve görünüşe göre Alfa Dane, tuvalete gitmem dışında beni gözünün önünden ayırmamasını söylemişti. Belki de diğer gelinlerinden bazıları gibi kaçacağımı düşünüyordu. Sanki bunu yapacak enerjim varmış gibi.

Hastaneye kimse gelmedi. Raven zamanının çoğunu envanter çıkarmakla geçirdi. Bir sürü hastaneye sahip olmak neredeyse anlamsız görünüyordu. Kimsenin ihtiyacı yoktu. Herkes iyileşebiliyordu.

"Hey." Bana doğru gelirken gülümsedi. "Bir süre daha burada olacağım, o yüzden sana okuyacak birkaç dandik dergi getirdim."

Raven dergileri gülümseyerek önümdeki masaya bıraktı. Ben sadece onlara bakakaldım. Fotoğraflardaki insanların kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Onlar hakkında ne yazdığını da bilmiyordum.

"Tarzın değil mi?" diye sordu merakla.

Sadece başımı iki yana salladım, gerçeği itiraf etmek istemiyordum.

Tezgâhın diğer tarafından bana baktı, gözleri yavaşça kısıldı. "Okuyamıyorsun, değil mi?"

Nasıl anlamıştı? Yanaklarımın yandığını hissederek başımı iki yana salladım.

"Sanırım okula da gitmedin?"

"Hayır." Bunu kabul etmek çok utanç vericiydi. Hangi yirmi iki yaşındaki insan okuyup yazamazdı ki?

"Abim biliyor mu?"

"Hayır."

"En azından şimdi sayım yapmaktan başka uğraşacak bir şeyim oldu." Bana gülümsedi ve yanımdaki sandalyeye oturdu.

Saatler geçti ve ben hâlâ kavrayamıyordum. Ama o sabırlıydı ve denemeye devam etti. Birden kâğıt parçalarını topladı, hepsini üst üste koyup çekmecelerden birine tıkıştırdı.

"Abim döndü."

"Nereden biliyorsun?"

"Sürü meselesi."

Saniyeler sonra kapılar ardına kadar açıldı. Alfa Dane bize doğru ilerledi. Öfkeli görünüyordu. Kızıl gözleri normalden daha koyuydu. Kaşları çatılmıştı ve tüm dikkati üzerimdeydi.

Raven'e, "Eşimle biraz konuşmam gerek!" diye çıkıştı.

"Tabii," diye mırıldandı Raven ve hızla uzaklaşarak beni onunla yalnız bıraktı.

Onun gözden kaybolmasını bekledi ve yüzünü bana döndü. Sesi hastanede yankılanırken bakışlarım yere düştü. "Trey nereye gitti?"

"Efendim?"

"Tekrar söylememe gerek var mı?"

Ona anlamadığımı söylemek için ağzımı açtım.

"Orada kimse yoktu, Neah. Kimse." Bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.

Bu hiç mantıklı değildi. Nasıl kimse olmazdı?

"Evler boş. Sürüde kimse yok! Nereye gittiler Neah?"

Kafam karışmış bir halde başımı salladım. "Siz... Abimi görmeye mi gittiniz?" diye fısıldadım, göz göze gelmeyi reddederek.

"Tüm bunlar bir yalan mıydı?" Beni işaret etti. "Hakkımda koz toplamanız için kurulmuş bir tuzak mı?" Çok öfkeliydi. "Trey ne istiyor?"

Her zaman yaptığım gibi gözlerimi kapattım. Gelecek olan dayağı görmemek işimi kolaylaştırıyordu.

"NEAH!" Eliyle çenemi kavradı. "Benden asla korkman gerekmeyeceğini söylemiştim. Ama bu, sana yardım ettiğime inandığım zamandı. Aç şu lanet gözlerini ve bana bak!"

Kapalı gözlerimden yaşlar süzüldü. Raven yanılmıştı, bu benim sonum olacaktı.

Gözlerimi açtığımda, kızıl gözleri doğrudan bana bakıyordu. Yavaşça yüzü yumuşamaya başladı. "Neden bahsettiğim hakkında hiçbir fikrin yok, değil mi?"

"Hayır," diye mırıldandım.

Çenemi bıraktı. "Sürü bomboş!"

"Terk mi edilmiş?" diye sordum tereddütle.

"Hayır, hiçbir şey eksik değil, her şey yerli yerinde ama hiçbir yerde insan yok. Sanki bir anda yok olmuşlar gibi; inan bana, her yeri aradık. Sürü koşusu yapmadıklarını söylemiştin ama belli ki bir şeyler yapıyorlar."

"Bilmiyorum." Yutkundum. "Düne kadar sürüden hiç ayrılmamıştım. Ben... Bahçelerden daha öteye hiç gitmedim." Kaşlarımı çattım. "Ama bazen ev boş olurdu. Eğer kilit altında değilsem, biraz yiyecek çalardım."

"Ne sıklıkla?" diye sordu.

"Sanırım birkaç ayda bir."

Evin boş olduğu ve yemek çalma imkânım olan o zamanlar olmasaydı, muhtemelen yıllar önce açlıktan ölmüş olurdum.

"Kimse bundan bahsetmiyor muydu?"

Başımı iki yana salladım.

"Emin misin, Neah?"

"Belki bahsediyorlardır, sadece ben yanlarındayken değil."

Aniden elini bana uzattı. "Gel, eve gidiyoruz."

Beni sandalyemden kaldırıp göğsüne yaslarken büyük eli küçük elimi tamamen sardı. Kolları etrafımda sıkıca kilitlendi, ciğerlerimdeki havayı sıkıp çıkardı.

"Bana yalan söylemesen iyi edersin, Neah. Yalancılara tahammülüm yoktur."

"Yemin ederim." dedim güçlükle, yaramın acısını görmezden gelmeye çalışırken. Bakışlarımı kaçırmak yerine ona bakmaktan kendimi alamadım. Şu an Kurdum olmasa bile onun gücünü hissedebiliyordum ve bu güç, inanılmaz derecede sarhoş ediciydi.
Patuloy na basahin ang aklat na ito nang libre
I-scan ang code upang i-download ang App

Pinakabagong kabanata

  • Alfa'nın Sözleşmesi   100. Bölüm

    NeahDirseğimden tuttu, beni içeri çekti. Kızıl gözleri gözlerimde cevap arıyordu; gerçekten hazır mıydım? Ben bile emin değildim.Ama bir şeylerin yapılması lazımdı. Artık dayanılmaz bir hal almıştı. Her şey üst üste geliyordu ve şimdi de çocuklar dönüştürülüyordu."Beta Eric'in... Jess'i uyarması gerekiyor." diye mırıldandım, Alfa Dane beni ofise yönlendirirken. "Eğer işe yararsa, o da beni duyabilecek. Bu onu korkutur." Yirmi iki yaşındayım ve Alfa Dane'in sesini kafamın içinde duymak beni hâlâ tuhaf hissettiriyor. Nyx'ten bahsetmiyorum bile."Ona söyledim. Şu anda onunla konuşuyor."Bunun ne işe yarayacağını hâlâ bilmiyordum. Aksine, onları daha da sinirlendirecek gibi görünüyordu.Beni sandalyeye götürdü, oturmamı söyledi. Artık gözlerinden okuyabiliyordum: bunun işe yaramama ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu biliyordu.'Rolü kabul et.' diye mırıldandı Nyx.'İşe yarayacak mı?''Kabul ettikten sonra öğreneceğiz.''Tamam, kabul ediyorum!' Bitmesini istiyordum. Kafalarını mızrakla

  • Alfa'nın Sözleşmesi   99. Bölüm

    Neah'ın bir kahkahayı bastırdığını yakaladım."Ben bir Vampir değilim." diye mırıldandım, sinirli bir şekilde. "Ben bir Kurdum ve sen bir Likan'sın."Çenesi açık kaldı ve başını sallamaya başladı. "Hayır... hayır, yanılıyorsun." Yumuşak mavi gözleri Neah'a kaydı. "Lütfen bana yardım et."Sesi tiz ve ciyak ciyaktı."Ben de bir Likan'ım." diye fısıldadı Neah, gözleri Jess'inkilere kilitlenmiş halde."Adın Neah, değil mi?" diye sordu Jess, tekrar oturarak. "Beni sana gönderdiler""Evet.""Bunu bana sen mi yaptın?" Kız soru sormaktan çekinmiyordu."Hayır. Ama sana yardım etmeyi deneyebilirim." Neah bana baktı, yüzünü hüzün kaplamıştı. "Bunu sana yapan insanlar bana da zalim davrandı. Tek fark, ben bu şekilde doğdum. Ama sana bu hayatı zorla dayattılar. Bu yüzden ailene dönemezsin, Jess. Onlara hayal bile edemeyeceğin şekillerde zarar verebilirsin. Bana güven, buna engel olamazsın. En ummadığın anda olur."Devon'dan ve onu nasıl öldürdüğünden bahsediyordu."Ama..."Neah masanın üzerinden uz

  • Alfa'nın Sözleşmesi   98. Bölüm

    DaneÖfke kalbinde ağır bir şekilde yerleşmişti. Yaşadığı onca şeye rağmen Neah hiç bu kadar öfkeli olmamıştı. Gözlerindeki ateşi görmek tuhaftı ama bir o kadar da büyüleyiciydi; hepsi bu kız yüzündendi.Eric'in evinin duvarına yaslandı. Başını geriye atıp mavi gökyüzüne baktı. Bedeni aşağı kaydı, ta ki kıçı çimene değene kadar. İçinde öyle bir öfke vardı ki ne yapacağını bilemiyordu. Onu nasıl yönlendireceğini bilmiyordu."Jess iyi olacak." diye mırıldandım. Bir çocuğu öylece sokağa atamazdım. Neye dönüşeceğinden habersiz bir çocuğu evine geri göndermeyi de göze alamazdım. İlk dönüşümü tam bir kabus olacak ve ailesini öldürmezse bu resmen bir mucize olur."Doğru." diye mırıldandı Neah. Gözleri neredeyse tamamen siyahtı."Buradan biri onu yanına alacak. Onu sokağa atmayacağım.""Bu ilk olmayacak, değil mi? Daha fazla çocuğu dönüştürecek ve bize gönderecek." Bana baktı. "Kötü biri olduğunu biliyordum ama bu? Bu iğrenç, bu..." Sesi kesildi, düşüncelerini toparlayamıyordu."Sana yaptığı d

  • Alfa'nın Sözleşmesi   97. Bölüm

    Ofis kapısı aniden ardına kadar açıldı, Jenson içeri dalıverdi. Beni fark etmedi bile, doğruca masaya yaslandı.Adamlar birbirlerine baktılar ve konuşmanın zihin bağı üzerinden yapıldığını anında anladım. Bu iyi bir işaret değildi.Alfa Dane'in gözleri bir anlığına bana kaydı. Hızlıydı ve dikkat etmiyor olsaydım göremezdim."Sorun ne?" diye mırıldandım, aslında cevabı bilmek isteyip istemediğimden emin değildim.Jenson bana dönüp baktı. "Az önce etkisiz hale getirilen Likan seni görmek istedi.""Be... beni mi?"'Panik yapma!' diye tersledi Nyx. 'Nedenini sor!'"Ne... neden beni görmek istedi?""Bu iyi bir soru. Ve o bir erkek değil.""Şimdiye kadar... şimdiye kadar hep erkekler gelmişti. Isırılmış mıydı?"Başını salladı. "Bence onunla konuşman daha iyi olur.""Yaşıyor mu?" diye kekeledim şaşkınlıkla. Diğerlerini öldürmek için bir an bile tereddüt etmemişlerdi, neden bunu öldürmemişlerdi?Alfa Dane masasının etrafından dolandı. "Neah, o bir çocuk. Aşmayacağım bazı sınırlar var.""Bir ço

  • Alfa'nın Sözleşmesi   96. Bölüm

    NeahSonraki üç gün boyunca daha fazla Likan ortaya çıktı. Biri geliyordu, bazen iki. Hiç aynı yerde ortaya çıkmıyorlardı ama hepsinin amacı aynıydı: sınırları aşmaya çalışmak. Hiçbiri fazla ilerleyemedi. Bir metre, belki iki, sonra paramparça ediliyorlardı. Bazıları insan formunda denedi, bazılarıysa çoktan dönüşmüştü. Dönüşmemiş olanların hiçbirini tanımadım. Cesetleri arandığında ısırık izleri bulundu, bu da onların saf Likan olmadığını doğruluyordu.Alfa Dane de giderek daha fazla sinirleniyordu. Daha çok gidip geliyor, kendi kendine daha çok konuşuyordu — ya da daha doğrusu Aero'yla konuşuyor, sonraki adımlara karar vermeye çalışıyordu. Aero'yla konuşmuyorsa da herkese tersliyordu.Gerçi bu Kurtların tükenme noktasına geleceğinden endişeleniyordum. Jenson onları gece gündüz çalıştırıyordu, aralarında sadece birkaç saat dinlenme vardı ve düşmeye başlarlarsa yanmıştık.Yine de Alfa Dane'in yanında kalmak zorundaydım. Bundan hiç bahsetmiyordu ama biri beni ele geçirirse kendini suçla

  • Alfa'nın Sözleşmesi   95. Bölüm

    "Sesini çıkarma, yoksa yakalanırsın." diye meydan okudum ona. Genelde istediği kadar ses çıkarma özgürlüğüne sahipti. Bu onun için zor olacaktı.Parmağımı ıslak amcığına soktum. Gözlerini benimkilerden ayırmadı, ses çıkarma ihtiyacına karşı savaşıyordu. Beni tuttu, yüzümü kendininkine çekti, içime nefes vererek beni öptü."Bu kadarı yetmez." Sesimi kısık tuttum, onu geriye itip bir ağaca yasladım.Ses çıkarmamak için verdiği mücadele işleri daha da zorlaştırıyordu. Islak ve zonklayan haliyle kalçalarını elime bastırdı ve gözlerini kapattı, sanki bu yardımcı olacakmış gibi.Boşalmaya can atıyordu ama bunu olabildiğince uzatmak ve onu defalarca boşalırken izlemek istiyordum.Ağzı o "O" şeklini aldı; kasları kasılmaya başladığında kontrol edemediği o şekli. Elime karşı kalçalarını sürterken boğazından neredeyse duyulmayan bir nefes sesi kaçtı. Bedeni yavaşlarken gözlerini açtı. Kazandığını sanıyordu."Daha yeni başlıyoruz." diye mırıldandım, onu çevirip sırtı göğsüme dayanana kadar döndür

Higit pang Kabanata
Galugarin at basahin ang magagandang nobela
Libreng basahin ang magagandang nobela sa GoodNovel app. I-download ang mga librong gusto mo at basahin kahit saan at anumang oras.
Libreng basahin ang mga aklat sa app
I-scan ang code para mabasa sa App
DMCA.com Protection Status