Parmağını bana doğrultup, "O! Beni o su zindanına kapattı, günlerce gözümü kırpmama bile izin vermedi! Bir de üstüne önümüze bozuk, kokmuş yemekler attı!" diye haykırdı.Dudaklarımın kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrılırken ona baktım: "Ama o kokmuş yemekleri bile iştahla yiyordunuz, öyle değil mi?"İnsanoğlunun potansiyeli gerçekten sınırsızdı. Onlara her gün sadece tek öğün verdiriyordum; o da kokmuş, buz gibi yemeklerden ibaretti.İlk başta Emir, kendisinin Soykan Holding'in CEO'su olduğunu haykırıyor, açlıktan ölse bile o çöpleri asla ağzına sürmeyeceğini söylüyordu.Ama üç gün aç kaldıktan sonra, hayatta kalma güdüsü karşısında gururun hiçbir önemi kalmamıştı. İkisi de o kokmuş, soğuk yemeği birbirlerinin elinden kapışarak silip süpürmüş, tabakta tek bir pirinç tanesi bile bırakmamışlardı.Emir, yüzünü nefretle buruşturarak bana baktı: "Seni gidi zehirli kadın! Şimdi babam beni kurtarmaya geldi, senin de sonun göründü…"Bazen Tanrı'nın ne kadar adil olduğuna şaşırmadan edemiyord
Baca selengkapnya