MasukBen yurt dışında büyüdüm. Annem eve yabancı bir damat getireceğimden öyle çok korkuyordu ki, sırf bu yüzden daha ben dönmeden Elmasşehir'in hem yakışıklı hem de yetenekli o ünlü genciyle aramda nişan ayarladı. Beni de nişanlanmam için memlekete geri çağırdı. Nişan elbisemi seçmek için lüks bir butik olan Lumina'ya gittim. Süt beyazı, straplez uzun bir elbiseyi gözüme kestirmiş, tam denemek üzereydim. Yanımdaki kadın elimdeki elbiseye küçümseyen bir bakış attı. Ardından çalışana dönüp, "Bu elbisenin kesimi epey farklıymış, getir de bir deneyeyim," dedi. Çalışan kadın, kaba bir hareketle elbiseyi elimden çekip aldı. Bu haksızlık karşısında öfkelendim. "Her şeyin bir sırası var, bu elbiseyi ilk ben beğendim. Bu yaptığınız hiç adil değil!" diye çıkıştım. Fakat kadın bana kibirli bir tavırla tepeden baktı. "Bu elbisenin değeri tam 1 milyon 880 bin lira. Senin gibi bir fukara bunu almaya güç yetirebilir mi?" dedi. "Ben Soykan Holding'in CEO'su Emir Soykan'ın manevi kız kardeşiyim. Elmasşehir'de adaletten söz edilecekse, buna sadece Soykan ailesi karar verir!" Ne büyük tesadüf ama! Bahsettiği bu Emir Soykan, benim nişanlanacağım kişinin ta kendisi değil miydi? Hiç vakit kaybetmeden Emir'i aradım. "Manevi kız kardeşin nişan elbisemi elimden kaptı. Bu işi şimdi nasıl çözeceğiz?" diye sordum.
Lihat lebih banyakPelin başını yere vurdukça tok sesler yankılanıyor, çok geçmeden alnında kanlı bir iz beliriyordu.Bu manzarayı gören Emir de sonunda o dik başını eğmek zorunda kaldı."Lara Hanım, körlüğüm yüzünden sizi incittim. Bir daha asla böyle bir şeye cüret etmeyeceğim, kimseye gücümüze güvenip zorbalık yapmayacağım. Yalvarırım bu defalık beni bağışlayın…"Elimdeki kahveyi bitirdikten sonra fincanı kenara bıraktım. Ağır ağır ve sakin bir ses tonuyla, "İlahi, öyle bir konuşuyorsunuz ki sanki beni cani bir katil sanacaklar," dedim. "Hukuk devletinde yaşıyoruz, hiç öyle yasa dışı işlerle uğraşır mıyım!"Ahmet Soykan çekingen bir tavırla araya girdi: "Lara Hanım böyle söylediğinize göre, bu hayırsızı affettiniz mi?"Dudaklarımın kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı: "Elbette. Beni incittikleri doğru ama ben de öcümü aldım zaten. Kan davası gütmenin kimseye faydası yok, bu mesele burada kapansın."İkisi de affedilmelerinin verdiği rahatlıkla yeniden önümde deli gibi yere kapanıp teşekkür etmeye b
Parmağını bana doğrultup, "O! Beni o su zindanına kapattı, günlerce gözümü kırpmama bile izin vermedi! Bir de üstüne önümüze bozuk, kokmuş yemekler attı!" diye haykırdı.Dudaklarımın kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrılırken ona baktım: "Ama o kokmuş yemekleri bile iştahla yiyordunuz, öyle değil mi?"İnsanoğlunun potansiyeli gerçekten sınırsızdı. Onlara her gün sadece tek öğün verdiriyordum; o da kokmuş, buz gibi yemeklerden ibaretti.İlk başta Emir, kendisinin Soykan Holding'in CEO'su olduğunu haykırıyor, açlıktan ölse bile o çöpleri asla ağzına sürmeyeceğini söylüyordu.Ama üç gün aç kaldıktan sonra, hayatta kalma güdüsü karşısında gururun hiçbir önemi kalmamıştı. İkisi de o kokmuş, soğuk yemeği birbirlerinin elinden kapışarak silip süpürmüş, tabakta tek bir pirinç tanesi bile bırakmamışlardı.Emir, yüzünü nefretle buruşturarak bana baktı: "Seni gidi zehirli kadın! Şimdi babam beni kurtarmaya geldi, senin de sonun göründü…"Bazen Tanrı'nın ne kadar adil olduğuna şaşırmadan edemiyord
Herkes ne olduğunu anlayamadan öne atılıp Emir'in sırtına sert bir tekme savurdum. Onu yere serdikten sonra ayağımla üstüne bastırdım."Anne, böyle bir aptal için öfkelenmene değmez. Onları bana bırak, cezalarını kendi yöntemlerimle vereceğim."Sözümü bitirir bitirmez korumalara ikisini de aşağıya götürmelerini emrettim.Ardından anneme sokulup nazlanarak, "Anne, yüzüm çok acıyor. Hadi önce hastaneye gidelim de yüzüme baktırayım, olur mu?" dedim.Bu sözüm nihayet annemi gerçek dünyaya döndürmeyi başardı. Elini kaldırıp yanağımdaki yaralara şefkatle dokundu ve tedavi için benimle birlikte hastaneye geldi.Şehrin en iyi dermatologları ve plastik cerrahları muayene odasında toplandı. Yüzümdeki yaraları dezenfekte ettikten sonra, ileride en ufak bir iz bile kalmamasını garanti edecek bir tedavi planı üzerinde tartışmaya başladılar.Plan netleşince doktorlar birer birer odadan ayrıldı; geriye sadece annem ve ben kalmıştık.Başımı annemin omzuna yaslayıp onu teselli etmek istercesine kısık b
Ben zaten hiçbir zaman kötülüğe iyilikle karşılık verecek kadar erdemli biri olmamıştım. Pelin bugün bana bunları reva görmüşken, onu öylece cezasız bırakacak değildim.Ona nefret dolu bakışlar fırlattım. Önce içimdeki öfkeyi boşaltırcasına yüzüne ardı ardına sert tokatlar patlattım.Ardından, az önce yüzümü mahvetmek için kullandığı tırnak törpüsünü yerden aldım ve yavaş yavaş yüzüne doğru yaklaştırdım.Pelin korkudan zangır zangır titreyerek, "Eğer… Eğer yüzüme dokunmaya cüret edersen seninle ölümüne savaşırım…" diye kekeledi.Hiç tereddüt etmeden tek hamlede yanağını derince çizdim.Pelin anında kulakları delen bir çığlık attı. Yanağında hızla kanayan derin bir çizik belirdi.Hiç acımadan bir çizik daha attım. Bunu birkaç kez tekrarladığımda, yüzü çoktan şişmiş, tanınmaz bir hâle gelmişti.Korumalar tarafından sıkıca bastırıldığı için hiçbir şey yapamıyor, sadece çaresizce ve acıyla feryat ediyordu."Ah… Yüzüm… Yüzüm mahvoldu…"Demek ki insan acıyı ancak kendi canı yandığında anlıyo





