分享

4. Bölüm

作者: Büyük Altın Külçe
İşitme cihazı bile kana bulanmıştı...

Ayla'nın göz bebeği titredi. Hızla peçeteyle kulağını sildi ve ardından çarşafı çıkarıp hızla yıkadı.

Gülser'in hastalığını öğrenip endişelenmesinden korktuğu için sessizce her şeyi topladı ve bir bahane bularak Gülser'le vedalaştı.

Ayrılmadan önce biriktirdiği paranın bir kısmını gizlice komodinin yanına bıraktı.

Gülser onu otogara kadar geçirdi, üzülerek ona el salladı.

Ayla'nın ne kadar zayıfladığını düşünen Gülser, dayanamayıp Karaoğlu Grubu'nun şirket hattını aradı.

Genel müdür sekreteri, Ayla'nın dadısı olduğu için Tolga'yı aradığını duyunca durumu iletti.

Bugün Ayla'nın ayrılışının üçüncü günüydü.

Aynı zamanda Tolga'nın onunla ilgili ilk telefonu alışıydı.

Ofis koltuğunda oturuyordu, keyfi oldukça yerindeydi. Tahmin ettiği gibi, Ayla üç güne dayanamamıştı.

Gülser'in yaşlı sesi telefonun diğer ucundan geldi.

"Bay Karaoğlu, ben Ayla'nın küçüklüğünden beri bakıcılığını yapan Gülser. Yalvarırım, Ayla'ya daha fazla zarar vermeyin, ona iyi davranın."

"O göründüğü kadar güçlü değil. Daha doğduğunda, Neriman Hanım onu işitme güçlüğü olduğu için reddetti ve bana verdi."

"Okul çağına gelince eve geri alındı... Sancaklı ailesinde, Bay Sancaklı'nın dışında herkes ona hizmetçi muamelesi yapıyordu..."

"Siz ve Bay Sancaklı, onun Yalıova'da en değer verdiği iki insansınız. Ne olur size yalvarıyorum, Ayla'ya iyi davranın..."

Tolga, telefonda Gülser'in içli içli konuştuğunu duyunca, içi sıkıştı.

"Nasıl, kendisi gelip bana yalvaramıyor da kendini acındırmak için seni mi gönderdi?"

Tolga'nın sesi buz gibiydi: "Ayla'nın hayatının nasıl olduğu beni ne ilgilendirir?"

"Her şeyi kendi hak etti!"

Sözü bitirir bitirmez telefonu kapattı.

Gülser daha önce hep Ayla'dan Tolga'nın ne kadar iyi olduğunu duymuştu...

Şimdi anlamıştı ki iyi biri değildi, hiç iyi değildi. Kesinlikle Ayla için doğru kişi değildi.

***

Ayla şehir merkezine dönen arabada oturuyordu.

Telefonu birden titreşti. Açtığında, Tolga'dan gelen bir mesajdı.

"Boşanmak istiyordun, değil mi? Yarın sabah onda buluşalım."

Ayla o mesaja bir süre dalıp gitti, ardından cevap verdi: "Tamam."

Sadece bir “Tamam” kelimesi.

Tolga'nın gözünde olağandışı bir şekilde batıyordu.

Tolga'nın çalışma isteği tamamen kaçtı.

Arkadaşlarını içmeye çağırdı.

Kulüpte.

Ece de gelmişti.

"Bugün sarhoş olmadan gitmek yok."

Arkadaşı Mert, Tolga'nın yanında oturuyordu, dayanamayıp Ayla'yı sordu: "O sağır ne âlemde?"

Tolga'nın yakışıklı kaşları havalandı:

"Ondan artık hiç bahsetme, yarın boşanmak için gidiyoruz."

Mert şaşırdı, inanamadı: "Gerçekten mi?"

Yan tarafta Ece'nin gözleri parladı, Tolga'ya bir bardak doldurdu: "Tolga, yeni hayatını kutlamak için."

Tolga bugün oldukça fazla içti.

Ece onu eve bırakmak istedi ama Tolga reddetti.

"Gerek yok, uygun olmaz."

Yarın boşanacaklardı, Ayla bu gece eve gelebilirdi.

Reddedilince Ece biraz içerledi: "Neden? Zaten boşanıyorsunuz, daha ne uygunsuzluğu var?"

"Yoksa bizim olayımızı öğrenmesinden mi korkuyorsun?"

Onların olayı mı?

Tolga'nın gözleri kısıldı.

"Fazla düşünüyorsun."

Arabaya bindiğinde, yine de kibarca bir araç gönderip Ece'yi eve bıraktı.

Yol boyunca.

Arada bir telefonunu alıp açtı, Ayla'dan mesaj gelmiş mi diye baktı.

Yoktu...

Eve vardığında, karanlık Ecesu Villaları'nı gördü.

Tolga'nın yüzü oldukça kötüydü. Kapıyı itti, ışığı açtı ama Ayla'yı görmedi.

Eve gelmemişti...

Ev, onun gittiği gibiydi, her şey aynıydı.

Alkolün etkisi ağırdı. Tolga kanepede oturdu, çok rahatsızdı, uykuya daldığında korkunç bir rüya gördü.

Rüyasında Ayla'nın her yeri kan içindeydi ama gülümseyerek ona şöyle diyordu: "Tolga, seni sevmiyorum artık."

Tolga irkildiğinde dışarıda şafak sökmeye başlamıştı.

Elleriyle şakaklarını sıktı, yüzünü yıkadı, sonra dimdik bir takım elbise giydi ve tam zamanında Aile Mahkemesi'nin önüne gitti.

Aile Mahkemesi'nin önünde.

Tolga, biraz ileride bir ağacın altında Ayla'yı gördü. Koyu renkli kıyafetler giymişti.

Uzaktan bakınca çiseleyen yağmurun altında çok zayıftı, sanki rüzgar esse devrilecek gibiydi.

Tolga, Ayla'nın onunla yeni evlendiğinde genç, dinamik ve enerji dolu olduğunu hatırlıyordu, şimdiki gibi üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi cansız ve bir deri bir kemik değildi.

Şemsiyesini alıp doğruca Ayla'ya doğru yürüdü.

Ayla onu ancak fark edebildi.

Üç yıldır Tolga pek değişmemişti, hâlâ çok yakışıklıydı, kendine güveni tamdı, hatta eskisinden daha olgun ve deneyimliydi.

Biraz sersemlemişti, sanki bu üç yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti, ama bir o kadar da tüm hayatını tüketmiş gibiydi.

Tolga, Ayla'nın önüne geldi. Soğuk gözlerle ona baktı, özür dilemesini bekliyordu.

Bu kadar tantana yeterdi de artardı!

Ama beklenmedik bir şekilde Ayla ona şöyle dedi: "İş zamanını çaldım, içeri girelim."

Tolga'nın yüzü gerildi, ardından soğuklaştı.

"Pişman olma."

İki kelime söyledi ve Aile Mahkemesi'ne doğru yürüdü.

Ayla arkasına baktı, içi biraz sızladı.

Pişman olur muydu?

Bilmiyordu.

Mahkeme salonuna geldiklerinde.

Hakim, ikisine de anlaşmalı olarak boşanmakta kararlı olup olmadıklarını ve hazırladıkları protokolü onaylayıp onaylamadıklarını sordu.

Ayla çok kararlı bir şekilde: "Evet, kararlıyız ve protokolü kabul ediyoruz." dedi.

Onun bu kararlı bakışı Tolga'nın içini sıktı.

Duruşma tamamlandı. Hakim, anlaşmalı boşanma protokolünü inceledikten sonra boşanma kararını açıkladı.

Kararın kesinleşmesi için iki haftalık temyiz süresi bekleneceğini, bu süre sonunda taraflar itiraz etmezse boşanmanın kesinleşerek nüfusa işleneceğini söyledi.

Mahkeme salonundan çıktılar.

Ayla, Tolga'ya alışılmadık derecede sakin bir şekilde baktı: "Karar kesinleşince görüşürüz. Kendine iyi bak."

Söyledikten sonra doğrudan yağmurun altına girip bir taksi çevirdi ve uzaklaştı.

Tolga olduğu yerde kalakaldı, aracın uzaklaşmasını izledi. İçinde ne hissettiğini anlamadı.

Bu bir kurtuluş muydu?

Artık onunla uğraşmak zorunda değildi, ne de böyle engelli bir karısı olduğu için başkaları tarafından ayıplanıyordu.

***

Takside otururken.

Ayla, cam kenarına yaslanmış, yuvarlanan yağmur damlalarını izliyordu. Dalgındı.

Şoför dikiz aynasından kulağının kenarından süzülen kanı gördü ve çok korktu.

"Hanımefendi! Hanımefendi!"

Birkaç kez seslendi ama Ayla cevap vermedi.

Şoför hemen arabayı durdurdu.

Ayla şaşırdı, henüz gitmek istediği yere varmamışlardı ki neden durmuşlardı?

Şoföre baktı, ağzının bir açılıp bir kapandığını gördü ama ne dediğini duyamadığını fark etti.

"Ne dediniz? Duymuyorum."

Şoför yazarak durumunu anlattı.

Ayla yavaşça elini kulağına götürdü, parmak uçlarında ılık bir his vardı.

Sanki alışmış gibiydi.

"Sorun değil, başıma sık sık gelir. Önemli değil."

Kulağı zayıf işitiyordu ama başlangıçta bu şekilde kanamazdı.

İki yıl önce bir partide, Tolga'nın arkadaşı Mert, onu havuza itmişti.

Ayla yüzme bilmiyordu, kulak zarı gerilmişti ve neredeyse ölüyordu.

Hastaneye kaldırıldıktan sonra bu rahatsızlık başlamıştı.

Önceden iyileşmişti ama son zamanlarda nedense sık sık tekrarlıyordu...

Şoför içi rahat etmedi, onu en yakın hastaneye götürdü.

Ayla ona teşekkür edip yalnız başına muayeneye gitti.

Bu doktor, onun uzun süredir devam eden tedavisini yapan doktordu.

"Cemal Bey, son zamanlarda hafızamın çok kötüleştiğini fark ediyorum. Ne yaptığımı anlık olarak unutuyorum." dedi Ayla.

O sabah otelde uyandığında, yine aynı şey olmuş, Tolga'dan boşanacaklarını ancak uzun süre sonra hatırlayabilmişti.

Doktor, Ayla'nın son teşhis raporlarını aldı, yüzü endişeliydi.

"Ayla Hanım, başka testler yaptırmanızı tavsiye ederim. Örneğin psikolojik olarak."

Psikolojik...

Ayla, doktorun dediğine göre psikolojik test de yaptırdı.

Teşhis: Depresyon.

Şiddetli depresyon hastalarında hafıza kaybı bir dereceye kadar görülür.

Otele dönmeden önce Ayla bir defter ve kalem aldı. Son zamanlarda olan her şeyi deftere yazdı ve yatağının yanına koydu. Uyandığında ilk onu görsün diye.

Tolga'dan boşanma olayı her yerde duyuluyordu.

O gece, annesi Neriman ona defalarca telefon etti ama Ayla hiçbirini duymadı.

Ertesi gün uyandığında.

Annesinden gelen mesajları gördü.

"Şu anda neredesin?"

"Sen kendini ne sanıyorsun? Boşanacak olsan bile, bunu Tolga istemeli!"

"Sen bir belasın! Evlendiğinde baban kaza geçirdi, şimdi boşanıyorsun, Sancaklı ailesi batsın mı istiyorsun?"

Ayla bu mesajları okuyunca alışmıştı.

Mesaj yazarak cevap verdi.

"Anne, bundan sonra kendi ayaklarımızın üzerinde durmalıyız. Başkalarına fazla güvenmemeliyiz."

Çok geçmeden annesinden yine mesaj geldi.

"Nankör bir kara yılanısın sen! Seni doğurduğuma bin pişmanım!"

Ayla artık cevap vermedi, telefonu bir kenara bıraktı.

Bir ay sonra boşanma işlemlerini tamamlayıp Yalıova'dan ayrılmayı, yeni bir hayata başlamayı düşündü.

***

Sonraki günlerde Ayla'nın sağlığı gün geçtikçe kötüleşiyordu.

Sık sık duyamaz oluyor, bazen iyileşmesi çok uzun sürüyordu.

Hafızası da aynı şekilde kötüleşiyordu.

Kulakları tedavi edilemiyordu ama depresyon tedavi edilebilirdi.

Mümkün olduğunca mutlu olmak, meşgul olmak istiyordu.

Bu yüzden internet üzerinden gönüllü çalışmalara kaydoldu, kimsesiz yaşlılara ve yetimlere bakmaya başladı.

Onların yardım gördüklerini izlerken, yaşamak için savaşmanın bir anlamı varmış gibi hissediyordu.

Birkaç gün sonra, sabah erkenden.

Ayla uyandığında her zamanki gibi yanındaki deftere baktı, sonra yetimhaneye gitmek için hazırlanıyordu.

Ama telefonunu eline aldığında, bir sürü okunmamış mesaj olduğunu gördü.

Mesajlar annesinden geliyordu.

Bir de erkek kardeşi Mehmet'ten.

Ve son olarak Ece'den...

Tek tek açtı.

Neriman: "İstediğin oldu, artık Sancaklı ailesi battı."

Mehmet: "Hâlâ saklanıyorsun. Bu kadar kalpsiz ve korkak bir abla görmedim."

Ece: "Ayla, başın sağ olsun. Aslında Sancaklı Grubu, Tolga'nın ellerinde daha iyi yaşayabilir."

Ece: "Geçmişte Sancaklı ailesi bana maddi destek sağladı, hatırına, bir şeye ihtiyacın olursa söyle, elimden geleni yaparım."

Ayla henüz ne olduğunu anlamamıştı. Ekrandan çıktıktan sonra manşet haber olarak şu geldi:

在 APP 繼續免費閱讀本書
掃碼下載 APP

最新章節

  • Geç Gelen Aşk İtirafı   30. Bölüm

    30. BölümTolga, Ayla'nın geçmişteki tıbbi raporlarını görmüştü. Şiddetli depresyonu olduğunu da biliyordu.Ayrıca bu hastalığı da araştırmıştı. Hafıza kaybına neden olabiliyordu ama bir insanı tamamen unutturmazdı!Üstelik on beş yıldır tanışıyorlardı!Tolga'nın sessiz kaldığını gören Ayla, onun gözlerinin içine baktı ve sordu: "Sakın bana zarar vermiş birilerinden falan değilsindir, yoksa neden seni hatırlamayayım ki?"Bu sözler Tolga'nın içine saplanan bir diken gibiydi.Dudaklarını araladı, sesi soğuktan donmuş gibiydi: "Bayan Sancaklı fazla düşünmesin, biz sadece gelip geçici tanıdıklarız."Tolga kararını vermişti. Madem Ayla rol yapmak istiyordu, bıraksın yapsındı.Nasıl olsa en başından beri ikisinin karı koca olduğunu hiç düşünmemişti.Çıkmadan önce Tolga, Ayla'yla iş birliği anlaşmasını imzalattı.Ofisine döndüğünde.Tolga yine durmadan sigara içmeye başladı.Ayla'nın o sözünü düşünüp duruyordu: "Sakın bana zarar vermiş birilerinden falan değilsindir, yoksa neden seni hatırlam

  • Geç Gelen Aşk İtirafı   29.Bölüm

    29. BölümTolga'nın boğazı düğümlendi, derin gözlerinde garip bir ışıltı belirip kayboldu.Hiçbir şey söylemedi, Hüseyin sözünü anlayıp dışarı çıktı.Karaoğlu Grubu'nun işletme departmanında, büyük bir patronun şirkete gelip eğitim projeleri için gönüllü olarak büyük miktarda bağış yapacağı konuşuluyordu. Yani tamamen hayır amaçlıydı.Şirkettekilerden bazıları kendi arasında fısıldaşıyordu."Nasıl bir patronmuş bu, böyle bile bile parayı sokağa atıyor?""Kim bilir? Belki de parasını nereye harcayacağını bilemiyordur.""Duyduğuma göre yurt dışından geliyormuş..."O sırada Ayla arabasındaydı, çoktan Karaoğlu Grubu'nun genel merkezine varmıştı.Göğe doğru yükselen o görkemli binalara baktı. Dört yıl öncesine göre çok daha büyümüş, gelişmişti. Bunların hepsi Tolga'nın demir yumruğunun ve Karaoğlu ailesinin derin köklerinin eseriydi...Bu dört yıl içinde Ayla da boş durmamış, Kuzey'in yardımıyla kendi şirketini kurmuş, biraz para kazanmıştı.Yalıova'ya dönmeden önce çok hazırlık yapmıştı. Ö

  • Geç Gelen Aşk İtirafı   28. Bölüm

    28. BölümGörüntülü aramanın diğer ucundan gelen zayıf ve nazlı bir sesti. Deniz'le tıpkı aynı olan küçük çocuk, yatağında solgun bir şekilde uzanıyor, tatlı ve yumuşak bir sesle Ayla'ya sesleniyordu.Ayla'nın yüreği yumuşacık oldu."Rüzgar'ım, öpücük."Rüzgar'ın gözlerinde sitem vardı: "Anneciğim, dün gece beni aramadın, iyi geceler bile demedin."Olgun ve ciddi olan büyük oğlu Deniz'in aksine, küçük oğlu ise şımarık ve güvensiz normal bir çocuktu. Tabii bu Ayla'nın düşüncesiydi."Üzgünüm unuttum, öpücük. Rüzgar'ım sakın kızma."Rüzgar doğuştan sağlık sorunları olan biriydi, bu sefer de lösemi teşhisi konulmuştu. Ayla onunla özellikle fazla ilgileniyordu.Rüzgar dudaklarını büzdü: "Bu seferlik affediyorum.""Ama bir daha olmayacak, tamam mı?"Minicik insanın şirin şirin rol yapıp mızmızlandığını gören Ayla'nın içindeki karabulutlar bir anda dağıldı, başını sallayıp durdu."Büyükannen ve ağabeyin nerede?" diye sordu Ayla.Rüzgar bunu duyunca yalancıktan kaşlarını çattı: "Onları soracağ

  • Geç Gelen Aşk İtirafı   27. Bölüm

    27. BölümDaha fazla lafı uzatmak istemeyen Ayla, doğrudan çek defterinden bir çek yazıp Tolga'ya uzattı."Parayı ödedim, eşyamı alıyorum."Tolga çeki elinde tutarken, arkasına bile bakmadan uzaklaşan kadını izledi ve emri verdi: "Takip ettirin."***Dokuz Konak'ta.Ayla eve döndüğünde balkona çıkıp art arda içki içmeye başladı.Önceden içki alışkanlığı yoktu ama yurt dışına çıktıktan sonra, tek başına her şeye dayanamadığı anlarda alkolle kendini uyuştururdu.İkizler doğduktan sonra onların varlığıyla bu kötü alışkanlığını yavaş yavaş bırakmıştı. Ama bugün Tolga'yı gördükten sonra yine kendini tutamamıştı...Hafızasını kaybettiğini söylemesine gelince, aslında yalan söylememişti. Yurt dışına gittikten sonraki dönemde vücudu çok ağır bir yük altındaydı.Depresyon ve hamilelik yüzünden hafızası iyice zayıflamış, bazen Gülser'i bile unutacak hale gelmişti...O dönem çok acı çekmişti. Bilinci bir anda babasının henüz ölmediği çocukluğuna, bir anda üniversite yıllarına, bir anda Tolga'yla

  • Geç Gelen Aşk İtirafı   26. Bölüm

    26. BölümAyla gelmeden önce, en lüks ve açık artırmayı en iyi gören locanın yukarıda olduğunu fark etmişti.Loca camları, dışarıdakilerin içeriyi göremeyeceği, ama içeridekilerin dışarıyı rahatça görebileceği şekilde özel olarak tasarlanmıştı.Locanın içeriden kendisini görebileceği bir yere oturmayı özellikle tercih etmişti.Ardından, sanki istemeden olmuş gibi başını kaldırıp yukarıdaki locaya baktı.Sadece hafif bir bakıştı, gözlerinde hiçbir duygu kırıntısı yoktu.Locada, Tolga'nın asistanı Hüseyin şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı: "Bayan Sancaklı!!"Tolga, aşağı atlayıp gitme dürtüsünü bastırarak Hüseyin'e emir verdi."Açık artırmadan çekiliyoruz.""Emredersiniz."Aşağıdaki sekreter işareti alınca teklif vermeye devam etmedi.Herkes o gece kıyasıya bir dövüşe tanıklık edeceğini düşünüyordu, ama Tolga beklenmedik bir şekilde pes etmişti.Hepsi şok içindeydi.Anlamıyorlardı, karşılarındaki bu kadın kimdi ve Tolga'nın istediği bir şeye nasıl göz dikebilirdi?Daha da önemlisi, Tolga o

  • Geç Gelen Aşk İtirafı   25. Bölüm

    25. Bölüm"Anneciğim, vardın mı?""Ben olmadığım geceler, yatmadan önce ılık süt içmeyi unutma.""Ayrıca vitaminlerini de al... Gece yatarken üzerini açma, üşütürsün.""Bavulunun içine Rüzgar'la benim en sevdiğimiz oyuncak bebekleri koydum. Uyuyamazsan, sana arkadaşlık etsinler..."Ayla'nın büyük oğlu, konuşmak istemediği zaman tek kelime etmezdi.Ama konuşacak olursa, tıpkı bir büyüğü gibi nasihat edip dururdu, kime çektiği de meçhul.Bazen Ayla, ona sanki oğlundan çok kendi büyüğüymüş gibi hissederdi."Tamam yavrum, hepsini not ettim."Deniz sözlerini bitirene kadar bekledi, sonra Ayla ister istemez telefonu kapattı.Depresyon hastasıydı, işitme güçlüğü çekiyordu, üstelik hamileydi. Yurt dışına yeni gittiği dönemde geceleri hiç uyuyamaz, yemek yiyemezdi.Çocuklar doğduktan sonra hastalığı tamamen geçmese de durumu biraz düzelmişti.Zamanla çocuklar büyüyüp yürüyüp konuşmaya başladıklarında, ona bakmayı bile bildiler.Sanki bu hayattaki kurtarıcıları gibiydiler...Ayla sütünü içti, vi

更多章節
探索並免費閱讀 優質小說
GoodNovel APP 免費暢讀海量優秀小說,下載喜歡的書籍,隨時隨地閱讀。
在 APP 免費閱讀書籍
掃碼在 APP 閱讀
DMCA.com Protection Status