LOGINKerem ile evliliğinin üçüncü yılında Asu, nihayet onun kalbinde kim olduğunu öğrendi: Ağabeyinin eşi Lale. Ağabeyinin öldüğü gece, Kerem yanında karısı Asu dururken hiç çekinmeden Lale’yi korumak için tokadı göze aldı. Asu biliyordu: Kerem onunla sırf itaatkâr ve anlayışlı diye evlenmişti. Ve gerçekten de öyleydi. O kadar anlayışlıydı ki boşandığında bile Kerem’e zorluk çıkarmamıştı. Kerem bilmiyordu, Asu çoktan boşanma dilekçesini hazırlamıştı. Kerem bilmiyordu, neredeyse başka biriyle evlenecekti. Asu kanserin çaresini bulan ilacı geliştirdiğinde tüm dünya onun için alkışladı. Sadece Kerem tek dizinin üzerine çökmüş, gözleri kıpkırmızı olmuş bir halde af diliyordu: "Asu'cum, hata yaptım. Lütfen arkana dön de bir bana bak, olur mu?" Oysa Kerem kusursuz bir adam gibiydi, el değmemiş bir beyefendiydi… Peki nasıl olur da hata ederdi? Asu bir adım geri çekildi. O anda ulaşılmaz diye bilinen Koray, elini Asu'nun belinin arkasına koyup Asu’yu kendine çekip şöyle dedi: "Üzgünüm, ama o evleniyor. Benimle evleniyor."
View MoreAsu’nun sırtı arkadan gelen sesle bir an gerildi. Sonra İhsan Hoca endişeyle arkasına dönüp baktığında toparlanmıştı zaten.İhsan Hoca onların önden gitmesini söyledi, sadece Asu'yu durdurdu: "Eğer rahatsız olacaksan, gidip şu oğlana bir şeyler söyleyeyim, önce gitsin, yemeğe kalmasın.""Hocam, sorun yok."Asu, Almanya'da karşılaştığı zamandan beri kendini hazırlamıştı bile.Başka bir ülkede bile karşılaşabiliyorken, tekrar görmenin şaşılacak bir yanı yoktu. O artık güçlü bir konumdaydı ve her zaman soğuk, duygusuz biri olmuştu. Onun yüzünden hocasının kendini mahcup etmesine gerek yoktu. İhsan Hoca onun ifadesinin sakin olduğunu görünce omzuna hafifçe vurdu: "Kabullenmen iyi olur. Sonuçta ikiniz de bir zamanlar kardeş gibiydiniz. Belki onun da söyleyemedikleri vardır...""Hocam."Asu başını hafifçe eğip alçak sesle sözünü kesti: "Hadi içeri girelim."O günden beri, aynı sözleri ona söyleyen sadece hocası değildi.Söyleyemedikleri...Gerçekten söyleyemediği bir şey olsaydı, ona nede
Hoca tam karşısındaki masada oturuyordu.Asu hafif bir gerginlik içindeydi; yazdığı reçeteyi İhsan Hoca’ya onaylatması gerekiyordu.Hasta arkadaş tavsiyesiyle gelmişti, şakayla karışık sordu: "Doktor Asu, bu halinizi görünce kendimi gerçekten hasta mıyım diye düşünmeye başladım."Tıp merkezindeki hastaların hepsi bilirdi, İhsan Hoca onun ve Cemal'in hocasıydı."Merak etme, o sadece zor vakalara bakar. Seninki ona göre devede kulak kalır. Bu kız sadece benim yanımda hâlâ kendini çocuk sanır."İhsan Hoca gülümseyerek reçeteye bir göz attıktan sonra geri uzattı.Asu, onun tıp alanında karşılaştığı en yetenekli öğrenciydi. Şayet Safiye Hanım onun önünü tıkamasaydı, bu çırağının bugünkünden yüzlerce binlerce kat daha ileride olacağını düşünürdü.Öyle ki bir ilaç geliştirse bile, resmen adını koymaya cesaret edemezdi."Mantığın doğru, dozaj da tam yerinde. Bir kürde etkisini gösterir."Bu hastanın kolonoskopi raporunda iltihaplı bağırsak hastalığı yazıyordu. Bir süre ilaç kullanmıştı ama ha
O, sadece Güler Hanım’a Kerem’le boşanma konusunu açmayacağına söz vermişti; aynı çatı altında yaşamaya devam edeceğine değil. Orman Köşkleri'ne dönüş yolunda.Kerem, ifadesiz bir yüzle arka koltukta oturuyordu, bakışları nereye takılmış belli değildi, dalmıştı.Lale kolunu salladı: "Kerem, ne düşünüyorsun?"Arabaya bineli beri aklı başka yerdeydi.Acaba Asu yine ne demişti ona?"Bir şey yok."Kerem kendine gelip parmaklarıyla gözlerinin arasını sıktı. Araba tam Asu'nun çalıştığı hastanenin önünden geçiyordu.Yüzünde çaresiz bir ifade gezindi.Küçük kız herhalde asi bir döneme girmişti, açıkça diklenmeye başlamıştı. Lale onun yüzündeki bu ifadeyi kaçırmadı, gözleriyle takip edip temkinli bir şekilde hastanenin olduğu yöne baktı.Hastane...Yanılmıyorsa Asu tam da bu hastanede muayeneye çıkıyordu.***Güler Hanım, Asu'nun son anda vazgeçip işi bozacağından çekiniyor olmalıydı ki, sadece parayı hızlı göndermekle kalmadı, hemen birini ayarlayıp onunla birlikte tapu devrini de yaptırdı.
Asu'nun bakışları onun arkasındaki Lale'ye kaydı, sesi çok sakindi: "Gerek yok, Tungay beni bekliyor.""Asu."Kerem sonunda anlamıştı ki bir şeyler ters gidiyordu, bileğini tuttu: "Bekle bir dakika."Asu kurtulmaya çalıştı, ama Kerem bırakmadı. Sadece arkasına dönüp Lale'ye söyledi: "Sen git önce arabaya.""Olur, Asu'yla iyice konuş."Lale sakindi ama arabaya binmeden önce avuçlarını sıktı. Arabaya binmeden önce rahatsız bir şekilde Asu'ya baktı.Kerem başparmağıyla Asu'nun bileğinin iç kısmını okşadı, kelimelerini dikkatle seçiyordu: "Geçen sefer hastanede Lale'nin kafasını yardığın olay oldu ya. O şikayetçi olmayacağını söyledi, üzerinde durmayacağını söyledi. Ben de ona taşınmalarını biraz geciktireceğime söz verdim."Asu aslında sadece yapılanın aynısıyla karşılık vermişti. Ama adam şimdi sanki Lale büyüklük yapıp onunla uğraşmayacakmış gibi bir tavır takınıyordu.Ona göre, bunu yapmak zorundaydı, çünkü Asu yüzünden Lale'ye söz vermişti.Sanki herkes, onun dürtüselliğinin ve mantık





