Cihan donup kalmıştı, tek kelime etmedi.Sevil sesini yükselterek, "Nihayet ağzından adamakıllı bir laf çıktı. Hepimiz bir aileyiz, bir abla kardeşi için biraz fedakârlık yapamaz mı? Bunu kardeşine verdiğin bir düğün armağanı say," dedi.Dudaklarımı kıvırdım. Üvey anneme bakarak yumuşak bir sesle, "Öyleyse bir hediye daha vermem gerekir," dedim."Ne vereceksin?" diye sordu Sevil."Bir tabut daha. Düğün salonuna koyarsınız," dedim."Ece!" diye bağırdı Sevil. Öfkeden yüzü mosmor kesilmiş, bana bakıp tek kelime edemez hâle gelmişti.Ben gülümseyerek, daha da nazik bir sesle açıkladım: "Ne var bunda? Sonuçta herkes bir gün ölecek. Ben sadece hediyemi biraz erken vermiş oluyorum. Gayet yerinde ve anlamlı bir düğün hediyesi, değil mi?"Sözlerimde mantıksız hiçbir şey yoktu. Karşı çıkacak bir şey bulamayınca öfkelerini yutmak zorunda kaldılar.Tıpkı az önce adaçayı yaktığım gibi. Aslında kutlama yapıyor, onların hâline seviniyor, hatta Eda'ya beddua ediyordum. Ama ben bunu uğursuzluğu kovmak
Read more