Düğünümü Çalan Kadına İnat, Milyarder Arkamda

Düğünümü Çalan Kadına İnat, Milyarder Arkamda

By:  Yalnız RüyaOngoing
Language: Turkish
goodnovel4goodnovel
Not enough ratings
30Chapters
79views
Read
Add to library

Share:  

Report
Overview
Catalog
SCAN CODE TO READ ON APP

Nişanlımın kalbinde her zaman özel bir yeri olan kadın ölümcül bir hastalığa yakalanmıştı. Benden akıl almaz bir şey istedi: Aylarca uğraşıp hazırladığım düğünü ona verecek, üstüne bir de onların düğününe katılıp mutluluklarını izlemem bekleniyordu. Kendi ellerimle diktiğim gelinliği onun üzerinde gördüm. Büyük özenle seçtiğim mücevherleri taktı, nişanlımın koluna girip benim yerimde düğün alanına çıktı... Ölmek üzere olduğunu düşünerek bunların hepsine göz yumdum. Ama haddini aştı. Rahmetli annemin bana bıraktığı o zümrüt ve elmas işlemeli aile bileziğini bile almak istedi. Bu artık düpedüz zorbalıktı! Müzayedede o aşağılık adam ona arka çıkıp durmadan fiyat artırdı. Fiyat bir buçuk milyar liraya kadar yükseldi. Ailem yıllardır sırtımdan geçinip bütün servetimi tüketmişti. Elimden hiçbir şey gelmedi; aile yadigârımın o rezil çiftin eline geçmesini çaresizce izledim. Tam o anda, salonda soğuk ama etkileyici bir erkek sesi duyuldu: "İki milyar." Salon bir anda buz kesti. Herkesten uzak duran, gizemli Demirsoy ailesinin veliahtı Kerem Demirsoy ortaya çıkmıştı. Ardından herkesi şaşkına çevirdi: "Bu bilezik Ece Hanım'a hediyem olsun." Bileziği geri aldım ve Kerem Demirsoy'a teşekkür ettim. "Kerem Bey, iki milyarı size en kısa sürede geri ödeyeceğim." Adam hafifçe kaşlarını çattı, ardından kısık bir sesle sordu: "Ece... Beni hatırlamıyor musun?" "Ne?"

View More

Chapter 1

Bölüm 1

Evlilik aşkın mezarıdır derler; ama toprağın altında huzur bulmak, cesedinin kurda kuşa yem olmasından iyidir.

İki ayı aşkın süren yoğun ve yorucu bir emeğin ardından, nihayet kendi gelinliğimi kendi ellerimle dikip bitirmiştim.

Işığın altında gelinlik adeta bir sanat eseri gibi duruyordu. Üzerindeki zarif işlemeler göz kamaştırıyordu.

Birkaç gün sonra bu eserimin içinde, kalbimi verdiğim adama doğru yürüyeceğim anı hayal ettikçe rüyalarımda bile yüzümde bir tebessüm beliriyordu.

On dokuz yaşımdan yirmi beşime kadar... Altı yıllık aşkım sonunda o meşhur mezarına girecekti.

Ama hiç beklemediğim şekilde, bir sabah uyandığımda bütün o güzel hayaller bir anda yok olup gitti.

"Ece Hanım, Cihan Bey bu sabah atölyeye gelip gelinliği aldı. Eve mi götürdü acaba?" Asistanım Kiraz telefonda merak ve şaşkınlıkla sordu.

Yeni uyanmıştım, zihnim hâlâ bulanıktı.

"Cihan gelinliğimi mi aldı?" diye sordum.

"Evet, haberin yok muydu?"

"Yoo... Ben bir sorarım ona."

Telefonu kapattıktan sonra zihnim biraz daha berraklaştı ama Cihan'ın sabahın köründe gelinliği neden aldığını bir türlü mantığıma oturtamadım.

Ev zaten düğün eşyalarıyla doluydu. Gelinliği koyacak yer bile yoktu. Bu yüzden düğünden bir gün önce almayı planlamıştım.

Onu aradım ama telefonumu açmadı. Tam ikinci kez arayacaktım ki geri döndü.

"Alo, Cihan, gelinliği sen mi aldın?" diye doğrudan sordum.

"Evet." Sadece bir kelimeydi ama sesi belirgin şekilde yorgun ve kısıktı.

Kaşlarım çatıldı. Endişeyle, "İyi misin? Hasta mısın yoksa?" diye sordum.

Cihan kısa süre sessiz kaldı. Ardından sakin ama soğuk bir sesle, "Ece, düğünü iptal edelim," dedi.

Kulaklarım uğuldadı. Zihnim bir anda boşaldı. "Neden?"

"Eda'ya son evre kanser teşhisi kondu. Doktorlar en fazla üç ayı kaldığını söylüyor."

İçimdeki şok giderek büyüdü.

Hatta bir anlığına, "Demek sonunda bu belanın da vakti gelmiş," diye düşündüm.

"Bunun bizim düğünümüzle ne ilgisi var?"

"Onun son dileği benimle evlenmek. Ancak o zaman hayattan pişmanlık duymadan ayrılabileceğini söylüyor."

Cihan sözünü bitirir bitirmez, bana söz hakkı tanımadan aceleyle ekledi: "Bu isteğin fazla olduğunu biliyorum ama kız zaten son günlerini yaşıyor. Ona birazcık acıyamaz mısın?"

Şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı. Sanki dünyanın en saçma şakasını duymuştum.

Bir süre ne diyeceğimi bilemedikten sonra hem gülüp hem sinirlenerek sordum: "Cihan, sen ne dediğinin farkında mısın?"

Cihan'ın tavrı kararlıydı. "Gayet farkındayım. Ece, Eda ile evleneceğim ve onun son dileğini gerçekleştireceğim. Bunun sana haksızlık olduğunu biliyorum. Telafi olarak şirketin yüzde elli hissesini senin üzerine devredebilirim. Bunu iyice bir düşün."

Kanım çekilmiş gibiydi. Kaskatı kesilmiş bir hâlde, "Ya kabul etmezsem?" diye sordum.

Cihan'ın sabrı taşmaya başlamıştı: "Ece, biraz iyi niyetli olamaz mısın? O senin kız kardeşin. Ölüyor diyorum sana! Altı üstü küçücük bir arzusu var, bunu bile ondan esirgiyor musun gerçekten?"

Bu nasıl bir mantıktı?

Dayanamayıp alay ettim: "Demek onu bu kadar önemsiyorsun ha? O ölünce mezara birlikte girmeyi de düşünüyor musun?"

"Sen—" Cihan lafımla apışıp kaldı, söyleyecek söz bulamadı. Kısa bir sessizliğin ardından konuyu değiştirdi: "Her neyse, gelinliği hastaneye getirdim bile. Eda'nın ölçüleri sana çok yakın. Gelinlik tam ona göre olacak."

Sözünü bitiremeden arkadan son derece tanıdık bir ses duyuldu: "Cihan, Eda uyandı!"

"Tamam, hemen geliyorum." Cihan'ın sesindeki telaş apaçık ortadaydı. Aceleyle, "Ece, senden en kısa sürede bir cevap bekliyorum," dedi.

Sözünü bitirip benim bir şey söylememe fırsat vermeden telefonu yüzüme kapattı.

Ona seslenen kişi, babamın şimdiki karısı Sevil Yılmaz'dan başkası değildi. Aynı zamanda üvey annem ve Eda Yılmaz'ın öz annesiydi.

Onların ne ara bu kadar sevgi dolu bir aile olduklarından zerre kadar haberim yoktu.

Telefonu elimde tutakalmış bir hâlde, yatakta öylece otururken içim öfke ve haksızlığa uğramışlık hissiyle doluydu.

Ne kadar ironikti.

Yıllar önce Sevil annemin kocası olan babamı elinden almıştı, şimdi ise kızı benim kocam olacak adamı elimden almaya çalışıyordu.

Kız anasına çekmişti işte.

On yılı aşkın bir süre önce annemle babam boşanmıştı. Daha üç ay bile geçmeden babam Sevil'i gösterişli bir şekilde eve getirmişti.

Kadının yanında ikiz çocukları vardı. Bir kız, bir erkek... Benden iki yaş küçüktüler.

Sonradan tesadüfen öğrendim ki onlar babamın öz çocuklarıymış. Meğer benim de aynı babadan olan kardeşlerimmiş.

Yani babam annemi çoktan aldatmış, dışarıda kendine başka bir aile kurmuştu bile. Üstelik gayrimeşru çocukları benden yalnızca iki yaş küçüktü!

Annem bunu öğrendiğinde çılgına döndü. Mal varlığının yeniden paylaşılması talebiyle babama karşı ikinci kez dava açmaya yeltenmişti.

Aslında tek amacı benim hakkımı korumaktı. Tüm servetin o yuvayı yıkan kadının eline geçmesini istemiyordu.

Ama babam son derece vicdansız ve zalim bir adamdı. Sadece annemin isteğini reddetmekle kalmadı, dedemle anneannemin ticari işlerinin büyük bir kısmını da zorla ellerinden aldı.

Dedem öfkeden hastalandı, ölümün kıyısına geldi.

Ama evde tedavi masrafını karşılayacak para bile yoktu. Annem aile yadigârlarını sattı, her yerden borç topladı ama yine de dedemi kurtaramadı.

Annem, dedemin ölümüne kendisinin sebep olduğunu düşünerek derin bir suçluluk ve vicdan azabı içinde ağır bir depresyona girdi. Ardından meme kanserine yakalandı ve kısa süre sonra hayatını kaybetti.

Annem, babamın yaptıkları yüzünden resmen kahrolarak ölmüştü.

Önce dedemin, sonra annemin ölümü benim ve anneannem için yıkım olmuştu.

Daha küçücük yaşta kendi kendime yemin etmiştim: Anneme ve bana ait olan ne varsa, hepsini o insanlardan misliyle geri alacaktım!

Son birkaç yılda tamamen kendi gücümle yükseldim. Kariyerim hızla büyüdü ve çocukluk aşkım olan Arslan ailesinin varisi Cihan Arslan'la evlenmek üzereydim.

Sevdiğim adamın desteğiyle, ikimizin gücünü birleştirerek daha da güçleneceğimi sanıyordum. Fakat tam her şey yolunda giderken hiç beklemediğim bir şekilde tökezledim. Düğün arifesinde o yuvayı yıkan kadının kızı nişanlımı elimden aldı.

Onlar ne zaman bu kadar yakın olmuşlardı?

Eda'nın ilk kez kollarını sıvayıp Cihan için kan bağışında bulunduğu zaman mı?

Yoksa ilk kez onun için yemek yaptığında mı?

Ya da on sekiz yaşındayken herkesin önünde, "Bu hayatta en çok sevdiğim kişi Cihan. Eğer onunla evlenemezsem ölmeyi tercih ederim," dediği gün mü?

O dönemde Cihan ile zaten herkesin bildiği resmî bir ilişkimiz vardı. Buna rağmen Eda'nın bu cüretkâr ilanı alkışlarla karşılanmış, herkes onun cesaretini övmüştü.

"Ama Cihan... Eğer sırf bunlar yüzünden onunla evleneceksen, benim bunca yıl senin için yaptığım fedakârlıklar ne olacak?"

"Nadir bulunan kan grubun yüzünden tam beş yıl boyunca sana kan verdim. Hastalığın tamamen iyileşene kadar yanındaydım."

"Bünyen zayıf ve hastalıklara açık olduğu için her gün sana şifalı yemekler hazırladım, bu konuda adeta uzmanlaştım."

"Hastanede yattığın yıllarda başucunda kaç gece sabahladım, kaç kez senin için endişelendim..."

"Şimdi sırf Eda ölümcül bir hastalığa yakalandı diye beni sırtımdan bıçaklayıp, hazırlanmış düğünü hiç acımadan iptal ederek onun kollarına mı koşuyorsun?"

Bunları düşünürken gözlerim doldu ama hemen geri bastırdım.

Böyle bir adam için ağlamaya değmezdi. Kendim için ağlamaya da hiç gerek yoktu.

Yılmaz ailesinde yıllarca gördüğüm aşağılanma ve kötü muamele bana çoktan bir şeyi öğretmişti: Gözyaşlarının hiçbir faydası yoktu. İnsanlar sadece daha çok gülerdi.

Kabullenmek yoktu, savaşmak vardı; asıl gerçek buydu!

Telefonumu tekrar elime aldım ve o şerefsizi geri aradım. "Cihan, şirketin tamamını bana karşılıksız olarak devredersen gelinlik yerini ona bırakırım. Kabul ediyorsan bu akşam eve gel. Sözleşmeyi imzalayalım."
Expand
Next Chapter
Download

Latest chapter

More Chapters
No Comments
30 Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status