Birkaç gün sonra, ince bir yağmurun çiselediği bir sabah erkenden, annem tek başına mezarımın başına geldi.Orası kırsalda küçücük bir toprak tümsekten ibaretti, baştan savma denecek kadar sadeydi.Orada durdu, uzun, çok uzun bir süre; yağmur saçlarını, kıyafetlerini sırılsıklam etmişti ama o bunun hiç farkında değildi.Sonunda, yavaşça çöktü, titreyen elini uzattı ve o buz gibi mezar taşına usulca dokundu."Özür dilerim." "Sen henüz karnımdayken bile senden nefret etmiştim." Sesi çok hafifti, sanki çok uzun zamandır sakladığı bir sırrı fısıldıyordu."Karnımda kıyameti koparan bir küçük şeytan gibiydin, tekme üstüne tekme; kalbim çarpardı, gözüm korkardı… O zamanlar hep, bu kesin benden alacaklı geldi, gelip beni yiyip bitirmeye geldi diye düşünürdüm." Parmakları, mezar taşındaki o tanıdık ismin üzerinde tekrar tekrar geziniyordu."Büyüdükçe de hâlâ o kadar yaramazdın; bana bir gün rahat yüzü göstermedin, kavga ettin, bela buldun, üstün başın yara bere içinde eve döner, o gözlerinle
Magbasa pa