مشاركة

3. Bölüm

مؤلف: Güneşli Dağı
Ciğerlerim tam da yanarken, koca bir güç annemi üstümden çekip aldı.

Anneannemin sesi kısılmış, tir tir titriyordu: "Sen çıldırdın mı!"

"Onun yüzünden bir ömrü daha mı harcayacaksın? Değmez buna! Bir kere yeter zaten…"

Annem anneannemin kollarına yığıldı, içinden paramparça bir hıçkırık koptu.

"Anne! Anne! Artık dayanamıyorum! O da babası gibi kötü mü olacak, ha?" Anneannem annemi sıkı sıkı sarmış, ama gözleri bana çakılıydı.

Bir an, yarı açık gözlerimi gördü sandım.

Ama o, öylece sakin bir sesle mırıldandı: "Sen git, uyu."

Annemin hıçkırıkları git gide uzaklaştı.

Olduğum yerde yattım, göğsüm körük gibi inip çıkıyordu; sonra yorganı çekip yüzüme kapadım ve öbür yana döndüm.

Ne kadar geçti bilmiyorum, tan yeri ağarırken anneannem elinde kocaman bir tas, içeri girdi.

Tasın içinde kaynar tavuk çorbası vardı.

Sabahın köründe tavuk çorbası… tuhaftı, apaçık tuhaftı.

Ama anneannem tası komodinime koydu sadece; sesi, yüzündeki o kırış kırış çizgiler kadar dümdüzdü.

"İç."

Anladım.

İçimden, "Ne acele ediyorsunuz be, birkaç gün beklesenize, ben zaten kimseye haber vermeden gidecektim," demek geldi.

Böyle olursa, öldükten sonra başlarına ne dertler açacaktım.

Ama tek kelime etmedim; elimi uzatıp o ağır tası aldım, kenarları avuçlarımı yakıyordu.

Başımı geriye attım, yudum yudum değil, tek çekişte bütün çorbayı boğazımdan aşağı indirdim.

Çorbadaki o tuhaf acı tat, dilimin ucundan başlayıp doğruca yüreğime kadar yayıldı.

Tas boşaldı.

Tası komodine geri koydum, sonra yeniden uzandım, yorganı çektim, sessizce sonumu beklemeye koyuldum.

Anneannem boş tası aldı, birkaç saniye orada durup bana baktı; sonunda tek söz etmeden döndü, çıktı gitti.

İlaç çabuk sardı.

Önce şiddetli bir karın ağrısı bastırdı, sanki içimde on binlerce el karnımı didikliyordu; ardından sınır tanımaz bir soğuk çöktü, tüm bedenim titriyor, dişlerim birbirine vuruyordu.

Gözlerim bulanıklaştı, sesler gitgide uzaklara çekildi.

Anneannemin odaya girip çıkan ayak seslerini duyuyordum, telefonda konuşuyor gibiydi.

Sonra kulakları patlatan bir ambulans siren sesi, karman çorman insan sesleri, gözleri yakan ışıklar…

Hastanenin o solgun beyaz ışığı altında, mide yıkama hortumu boğazıma zorla sokuldu; içim dışım öğürerek paramparça oldu, gözyaşı burun suyu birbirine karıştı, yüzüm sırılsıklamdı. Genç bir doktor önce bana, sonra kenarda yüzü kül rengine kesmiş anneanneme baktı, kaşları çatıldı.

"Ne oldu burada? Bu çorbanın içinde…" diye alçak sesle, kuşkuyla sordu.

Son gücümü topladım, doktorun beyaz önlüğünün koluna yapıştım, sesim ancak duyulacak kadar çıktı:

"Ben… ilacı ben kendim içtim…" Doktor bir an donup kaldı, gözlerinde karmaşık bir ifadeyle bana baktı.

Elimi bıraktım, yatağa yığılıp tavana daldım.

Canımın bu kadar sağlam olması da bir lanetmiş demek ki.

Ölmeyi dilemek bile bana yasak edilmişti.

Anneannem yatağın kenarında, sırtı iki büklüm, ak düşmüş saçları o zayıf yanaklarının çevresinde uçuşarak duruyordu.

Gözlerimi kapatmadan önce, kurumuş göz pınarlarından süzülen bulanık bir damla gözyaşının hızla akıp, buz gibi yere çarptığını görür gibi oldum.

Hastaneden çıktığımda evim, buz kesmiş bir mezar gibiydi.

Duvarlar hâlâ bembeyaz, masa sandalye hâlâ yerli yerinde ama herkes canından bir şey çekilmiş gibi cansız, bitkindi.

Ben ise hiç olmadığım kadar uslu olmuştum.

Sessizce yer, sessizce okula gider gelir, sessizce iş görürdüm.

Kendimi sessiz bir gölgeye çevirmiştim; elimden geldiğince hiç yer kaplamamaya çalışıyordum.

Hatta o aptal kardeşime akıl vermeye bile başlamıştım.

"Uslu ol," dedim, dudağının kenarındaki pilav tanesini silerken; sesim benden bile beklenmeyecek kadar yumuşaktı, "annenin canını sıkma." Anlamış gibi ama aslında hiç anlamamış gözlerle bana baktı; gözlerinde masumca bir bağlılık kırıntısı vardı.

Kundaktaki kız kardeşime gelince, annem beni hırsızdan sakınır gibi ondan uzak tutuyordu.

Ama ben gizlice yine de kasabadaki, adı çok tuttuğu söylenen o küçük tapınağa gittim.

Üstümde ne kadar kuruş varsa hepsiyle küçük bir muska aldım.

O öğle uykusundayken, annem mutfakta dalıp gitmişken fırsatı kolladım.

Bir hayalet gibi süzüldüm içeri, o tüy gibi hafif muskayı usulca kundağının bir köşesine sıkıştırdım.

Sağ salim büyüsün diye.

Sonra gitmeye karar verdim.

Tamam, itiraf edeyim: korkağın tekiyim. Ölemiyorsam, o zaman ortadan kaybolayım bari.

Vedalaşmaya bile gerek yoktu artık.

Bir yaz öğleden sonrası, güneş göz kamaştırıyor, insanın başını döndürüyordu.

Su deposunun kenarındaki o tozlu patikada, nereye gittiğimi bile bilmeden yürüyordum.

Ta ki keskin, çığlığa dönüşmüş bir ağlama sesinin sessizliği yarıp geçtiğine kadar.

"Abi—!"

Aniden döndüm, o aptal kardeşimin ayağının boşluğa kaydığını, koca gövdesiyle o zümrüt yeşili derin suya gömüldüğünü gördüm.

استمر في قراءة هذا الكتاب مجانا
امسح الكود لتنزيل التطبيق

أحدث فصل

  • Gelecek Hayatta Sev Beni, Annem   8. Bölüm

    Görevli donakaldı."İyi düşün bakalım, zamanı geri alsan da ortaya çıkacak olan sadece paralel bir evren; şu anki seninle hiçbir alakası olmayacak." "Üstelik gerçeklik bir kez değiştiği anda sen yok olacaksın, ama harcadığın puanlar bir daha geri gelmez." Ciddiyetle başımı salladım.Ve bir sonraki saniye gözlerim karardı, kendimi bir mısır tarlasının önünde buldum."Defol git! İmdat! Yalvarırım, sana para veririm! Bırak beni, ne olur!" Benden bile daha uzun mısır saplarını yararak, tökezleye tökezleye sesin geldiği yöne koştum.Beklediğim gibi, tanıdık bir yüz belirdi karşımda.Gözlerim öfkeden faltaşı gibi açılmıştı; özellikle öte dünyadan getirdiğim kemik sopayı kapıp, sırtı bana dönük olan adama indirmeye başladım.Kaç kez vurduğumu bile bilmiyordum, sadece yapış yapış terli, titreyen bir elin elimi kavradığını hissettim.Nefes nefese kalmıştım, kan tepeme çıkmıştı, gözümün önü hâlâ bir kızıllık içindeydi.Başımı eğdiğimde, dehşetten hâlâ kurtulamamış bir çift gözle karşılaştım.

  • Gelecek Hayatta Sev Beni, Annem   7. Bölüm

    Birkaç gün sonra, ince bir yağmurun çiselediği bir sabah erkenden, annem tek başına mezarımın başına geldi.Orası kırsalda küçücük bir toprak tümsekten ibaretti, baştan savma denecek kadar sadeydi.Orada durdu, uzun, çok uzun bir süre; yağmur saçlarını, kıyafetlerini sırılsıklam etmişti ama o bunun hiç farkında değildi.Sonunda, yavaşça çöktü, titreyen elini uzattı ve o buz gibi mezar taşına usulca dokundu."Özür dilerim." "Sen henüz karnımdayken bile senden nefret etmiştim." Sesi çok hafifti, sanki çok uzun zamandır sakladığı bir sırrı fısıldıyordu."Karnımda kıyameti koparan bir küçük şeytan gibiydin, tekme üstüne tekme; kalbim çarpardı, gözüm korkardı… O zamanlar hep, bu kesin benden alacaklı geldi, gelip beni yiyip bitirmeye geldi diye düşünürdüm." Parmakları, mezar taşındaki o tanıdık ismin üzerinde tekrar tekrar geziniyordu."Büyüdükçe de hâlâ o kadar yaramazdın; bana bir gün rahat yüzü göstermedin, kavga ettin, bela buldun, üstün başın yara bere içinde eve döner, o gözlerinle

  • Gelecek Hayatta Sev Beni, Annem   6. Bölüm

    Tam o sırada annem, o aptal kardeşime yemek yediriyordu.Kapı açılır açılmaz Zeki hiç bir şey demeden içeri daldı, kardeşimi yere bastırıp acımasızca dövmeye başladı.Yumrukları hem ağır hem sertti, sesinde ağlamaklı bir titreme vardı."Hepsi senin yüzünden! Seni uğursuz herif!" "Sen olmasaydın, kardeşim nasıl ölürdü ki!" Kardeşim ne olduğunu anlamadan avaz avaz ağlamaya başladı.Annemin elindeki kâse büyük bir gürültüyle yere düştü, tuzla buz oldu.Zeki'yi çekip ayırmaya çalıştı ama Zeki elini şiddetle silkip attı.Yüzü gözyaşı ve sümük içindeydi; anneme bakarken her kelimeyi ağzından koparırcasına söylüyordu."Teyze, biz küçüklüğümüzden beri o barajda oynayarak büyüdük. O gün suya doğru yürürken… bana bir baktı! Bana öyle bir baktı ki teyze! O bakış… o bakış tam olarak…" Zeki'nin boğazı düğümlenmiş gibiydi, soluğu tıkanıyordu; sonunda kendini tutamayıp bağırdı:"O zaten orada ölmeye gitmişti!" "Daha önce yanıma gelip bana, bir insan nasıl sessizce, iz bırakmadan ölür diye sormuşt

  • Gelecek Hayatta Sev Beni, Annem   5. Bölüm

    Cenazeden sonra ev yeniden o eski durgunluğuna gömüldü.Ben önemsiz biriydim; ben olsam da olmasam da, günler aynı akıp gidiyordu.Tek fark, artık bu evde bir hayalet gibi yaşıyor olmamdı.Annemin koşuşturan sırtına bakarken, onda eskisinden farklı bir şey olduğunu hissediyordum sürekli.Ama neyin farklı olduğunu bir türlü çıkaramıyordum.Ta ki bir gece yarısı, herkes uykuya daldıktan sonra, annem kapıyı itip odama girene kadar.O sırada pencere pervazında oturmuş, sessizce o zalim kadere lanet ediyordum.Bana pis bir doğum bahşetmişti, öldükten sonra bile huzur bulmama izin vermiyordu.Annem tıpkı bir gölge gibi süzülerek içeri girdi.Işığı açmadı; ağır ağır yatağın kenarına yürüdü, eliyle dümdüz yatak çarşafını okşadı, sonra oturdu.Öylece oturuyordu, sırtı bana dönük, taşlaşmış bir heykel gibi.Karanlığın içine sinmiştim; kendimi tutamayıp bir göz attım ona.Ağlamıyordu.Gözlerinin çevresi bile kızarmamıştı.Bir kez daha baktım.Hâlâ öyleydi, kılını bile kıpırdatmıyordu; sadece göğs

  • Gelecek Hayatta Sev Beni, Annem   4. Bölüm

    Sular her yöne saçıldı; o cılız kolları birkaç kez boşlukta çırpındı, sonra sulara gömüldü. Geriye sadece fıkır fıkır kabaran bir sıra hava kabarcığı kaldı.Beynimin düşünmeye vakti bile olmadı.Bedenim çoktan kendiliğinden harekete geçmişti.Fırladım, kendimi suya bıraktım.Barajın buz gibi suyu bir anda beni sardı; iliklere işleyen o soğuk her gözeneğimden içeri sızdı.Suda çırpınan kardeşimi gördüm; kocaman açılmış gözlerinde saf bir dehşet vardı.Var gücümle yüzdüm, ne kadar kuvvetim varsa harcayıp onu kıyıya doğru ittim.O da can simidine sarılır gibi kıyının çamuruna öyle sıkı yapıştı ki; öksürüyor, hıçkırıyor, bağırıyordu.Bense o itiş kuvvetinin tepkisiyle suyun daha derin, daha karanlık orta yerine kaymıştım.Su başımı geçti, dünya bir anda sessizleşti, ağırlaştı.Işık su yüzeyinde titreşiyordu, kırık cam parçaları gibi.Boğulma hissi hiç iyi bir şey değildi; ciğerlerim yanıp tutuşuyordu.Ama boğulmaktan bile daha keskin gelen bir ses vardı: kıyıdan.Annemin, gırtlağını parala

  • Gelecek Hayatta Sev Beni, Annem   3. Bölüm

    Ciğerlerim tam da yanarken, koca bir güç annemi üstümden çekip aldı.Anneannemin sesi kısılmış, tir tir titriyordu: "Sen çıldırdın mı!" "Onun yüzünden bir ömrü daha mı harcayacaksın? Değmez buna! Bir kere yeter zaten…" Annem anneannemin kollarına yığıldı, içinden paramparça bir hıçkırık koptu."Anne! Anne! Artık dayanamıyorum! O da babası gibi kötü mü olacak, ha?" Anneannem annemi sıkı sıkı sarmış, ama gözleri bana çakılıydı.Bir an, yarı açık gözlerimi gördü sandım.Ama o, öylece sakin bir sesle mırıldandı: "Sen git, uyu." Annemin hıçkırıkları git gide uzaklaştı.Olduğum yerde yattım, göğsüm körük gibi inip çıkıyordu; sonra yorganı çekip yüzüme kapadım ve öbür yana döndüm.Ne kadar geçti bilmiyorum, tan yeri ağarırken anneannem elinde kocaman bir tas, içeri girdi.Tasın içinde kaynar tavuk çorbası vardı.Sabahın köründe tavuk çorbası… tuhaftı, apaçık tuhaftı.Ama anneannem tası komodinime koydu sadece; sesi, yüzündeki o kırış kırış çizgiler kadar dümdüzdü."İç." Anladım.İçimden,

فصول أخرى
استكشاف وقراءة روايات جيدة مجانية
الوصول المجاني إلى عدد كبير من الروايات الجيدة على تطبيق GoodNovel. تنزيل الكتب التي تحبها وقراءتها كلما وأينما أردت
اقرأ الكتب مجانا في التطبيق
امسح الكود للقراءة على التطبيق
DMCA.com Protection Status