Share

7. Bölüm

Author: Neşe
Onun bu sıradan sesini duyunca Kerem'in kalbi sanki ince bir sızıyla burkuldu.

İstemsizce kaşlarını çattı: "Birden niye atmak istiyorsun? Bu gelinliğe kıyamıyordun sen normalde, değil mi?"

Asu inkar etmedi.

Geçtiğimiz üç yıl boyunca, bilerek giyinme odasında bu gelinliğin asılması için bir yer ayırmıştı.

Her yıl da temizlenmesi ve bakımı için gönderiyordu.

Ama ona kıymasının sebebi, insanın hayatında bir kere evlenir, o yüzden gelinliğin de hatıra kalması gerektiğini düşünmesiydi.

Şimdi boşanacaktı.

Kerem daha sonra ilk göz ağrısını eve getirecekti muhtemelen.

Bu gelinlik de tıpkı kendisi gibi artık bu eve ait değildi.

Asu gülümsedi: "Bozulmuş. Geçen gün fark ettim, kocaman bir delik açılmış."

"O kadar kolay atamazsın."

Kerem onun zoraki gülümsemesini görünce, aslında kıyamadığını sandı: "Bak şöyle yapalım, gelinlikçiden birini çağırayım, gelsin bakalım tamir edilebilecek mi..."

"Boş ver."

Asu başını salladı, Kerem'le göz hizasına gelerek konuştu: " Bazı şeyler bozuldu mu, artık eskisi gibi olmaz."

Onun dediği, insanın kalbiydi. Bu evlilikti.

Sözlerini bitirir bitirmez, Kerem'in bir şey daha söylemesine fırsat vermeden dönüp eve girdi.

Onun hâlâ aksayarak yürüdüğünü görünce Kerem nihayet hatırlayıp büyük adımlarla peşinden gitti: "Bu arada, sen mi yaralandın, ne oldu? Üç gün oldu neredeyse, hâlâ topallayıp duruyorsun."

Asu artık eskisi gibi değildi.

Ama en azından biraz suçluluk hissetmesini istiyordu.

Gözlerini hafifçe indirip olduğu gibi söyledi: "Neredeyse iyileşmişti, ama dün gece Yılmazlar'a gittim, karda dört saat diz çöktüm."

"Ne diyorsun sen?"

Kerem şaşkınlık içindeydi. Gözleri istemsizce onun kızarmış ellerine kaydığında göz bebekleri küçüldü: "Ellerin de nasıl..."

Asu göz kırptı: "Dayak yedim."

Sesi o kadar sıradandı ki içinde en ufak bir sitem duygusu bile yoktu.

Kerem kaşlarını çattı: "Neden bu kadar uzun süre diz çöktün, hem de..."

Devamını düşünmek bile istemiyordu.

Asu, Yılmaz ailesinin adeta yarı evladı gibi değil miydi?

Nasıl olurdu da bir kere gittiğinde bu halde dönerdi?

Asu başını kaldırıp ona baktı, aklından eski günler, ona tüm kalbiyle evlenmeyi hayal ettiği anlar geçiyordu.

Kerem'le yaşlanmayı gerçekten umut etmişti.

Bir süre sessiz kaldı, içindeki burukluğu bastırdı. En sonunda, onun ısrarlı soruları altında gülümseyerek konuştu: "Çünkü benimle gelmedin."

İçindeki anlamsız sıkıntıyı bastırarak boğazını temizledi: "Hâlâ gülüyorsun, canın acımıyor mu?"

"Acıyor."

Asu başını salladı: "Ama alıştım."

"Alıştın mı?"

"Evet."

Asu avuçlarını hafifçe sıktı, sesi sanki başkasından bahsediyormuş gibi durgundu: "Sen benimle gelmediğin sürece bu dayak hiç eksik olmaz."

Aslında elbette bundan ibaret değildi.

Küçüklüğünden beri, Safiye Yılmaz Hanım'ın isteğine aykırı bir şey yaptığında ceza yememesi neredeyse imkansızdı.

O küçük taşlarla kaplı yol, ona özel tasarlanmıştı.

Daha Yılmaz ailesine geleli bir yıl olmamıştı, altı yaşındayken Safiye Yılmaz Hanım'ı memnun edecek şekilde nasıl diz çökeceğini öğrenmişti.

Dizleri, baldırları ve ayaklarının üstü aynı hizada, taşlara kusursuzca temas edecekti.

Kerem yarı çömelip uzun eteğini yavaşça kaldırdığında dizlerinin mosmor olduğunu, kocaman bir morlukla kaplı olduğunu gördü.

Baldır derisinin de tek bir düzgün yeri yoktu, her yeri morluk içindeydi.

Bembeyaz, pürüzsüz teninin yanında, görmesi daha da korkunçtu.

Lale’nin hafifçe kızarmış dizleriyle kıyaslandığında, Asu’nunkiler çok daha ağır görünüyordu. Kerem'in içinde öfke dalgalandı. Onu hemen kucaklayıp kanepenin üzerine oturttu ve kaşlarını çatarak sordu: "Dayak yerken neden beni aramadın?"

Şahin ve Yılmaz aileleri, yıllar önce birbirine denk durumdaydı.

Son yıllarda Koray Yılmaz işlerin başına geçtikten sonra, son derece keskin kararlar alıp köklü değişiklikler yapmış, iki aile arasındaki mesafe açılmıştı.

Ama bu, Kerem'in karısının bu kadar ezilmesine göz yumacağı anlamına gelmiyordu.

Asu'nun gözleri berraktı, bildiği halde sordu: "Sen giderken acil bir işin çıktığını söylemedin mi? Çok önemli bir şey olmalı diye düşündüm. Seni rahatsız etmek istemedim."

"..."

Kerem'in dili tutuldu.

Bir an için şunu düşündü: Lale'nin körpe ayarlamasına engel olmanın bedeli Asu'nun bu hale gelmesiyse, yine gider miydi?

Tereddüt ederken başını kaldırdı, karşısında o uysal, yumuşak yüzü duruyordu.

Kerem’in göğsüne ağır bir baskı çöktü. İlaç kutusunu getirip ona merhem sürerken yumuşak bir sesle sordu: "Daha önce de dayak yemiştin, neden bana hiç bahsetmedin?"

Asu sessiz kaldı.

Çünkü daha önce gerçekten Şahin ailesinin ikinci oğlunun karısı olarak iyi bir eş olmayı istemişti.

Ve gerçekten Kerem'in iyi bir hayat arkadaşı olacağını düşünmüştü.

Herkesin gözünde Yılmaz ailesi onun ailesiydi.

Kaç kişi kendi kocasına, büyüdüğü ailesinin ona ne kadar kötü davrandığını anlatırdı?

O o kadar aptal değildi. Hem de kocası tarafından hiç özel bir ilgi görmüyordu.

Bunu her zaman biliyordu.

Kerem onu pek sevmezdi.

Sadece birkaç gün önce aslında hiç sevmemiş olduğunu öğrendi.

Neyse ki, bir başkasının sevgisiyle hayatta kalabileceğini hiç düşünmemişti.

Asu'nun bacaklarının üzerindeki elleri, hafifçe parmak uçlarını sıkıyordu, sesi çok alçaktı: "Seni benimle Yılmaz ailesi arasında zor durumda bırakmak istemedim."

"Sonuçta Şahin Grubu'nun Yılmaz ailesiyle işleri devam ediyor."

Doğruyu söyleyemezdi.

İçtenmiş gibi duran ama aslında tamamen kurgu sözler söylemek zorundaydı.

Ama Kerem bunları duyunca, boğazına bir şey tıkanmış gibi oldu. Ona karşı ne kadar borçlu olduğunu düşündü.

Asu’nun anlayışlı oluşu, ona zarar vermenin bahanesi olmamalıydı.

Kerem derin bir nefes aldı, içindeki sıkıntıyı bastırdı. Elini kaldırıp Asu'nun başını okşadı ve onu yumuşatmaya çalıştı: "Üzgünüm, bu sefer ben kötü davrandım. Geçen gün evlilik yıldönümümüzü de kutlamayı unuttum. Asu, hiç istediğin bir şey var mı?"

"Mutlaka alacağım sana."

Ev, araba, mücevher, çanta, her şey olurdu.

Bu konuda her zaman cömertti.

"Şey..."

Asu biraz düşündükten sonra incecik bir sesle konuştu: "İstiyorum ki, sana doğum gününde vereceğim hediyeyi beğenesin."

"Bu kadar basit mi?"

"Evet."

Başını hafifçe salladı.

Asu yirmi yaşındayken doğum günü dileği, Kerem'le evlenmekti.

Yirmi dört yaşındaki Asu ise artık sadece Kerem’den ayrılmayı diliyordu. Tertemiz ve pürüzsüz bir şekilde.

Gözleri Kerem'in samimi bakışlarıyla karşılaştığında Asu, hayatında ilk kez biraz mahcup hissetti.

Ama tam o sırada Kerem'in telefonu çaldı.

Her zamankinden farklıydı.

Özel bir melodisi vardı.

Asu bir bakışta arayanın kim olduğunu gördü: Lale.

Kerem telefonu açtı. Karşı taraf ne dedi bilinmez, Kerem bir anda yerinden fırladı, yüzü gerildi: "Ciddi mi? Niye arabanı çağırıp kendin gitmedin, ordan oraya nasıl ayağını burktun?"

"Konumu at, hemen geliyorum!"

Telefonu kapattı ve gitmek üzereydi, ama Asu'nun yarasına merhem sürmenin tam yarısındaydı.

Elinin içindeki ilaçlı pamuk, onu kararsız bıraktı.

Asu pamuğu onun elinden aldı, anlayışlı ve uslu bir şekilde ona çıkış yolu verdi: "Ben sürerim gerisini. İşin varsa gidebilirsin."

Başkaları derdi ki, ağlayan çocuğa şeker verilir.

Ama Asu'nun hayatı böyle değildi.

Ağlayıp sızlanmanın ona hiçbir faydası olmazdı. üstelik bir de ceza yerdi.

Ama şöyle düşünüyordu: Bir gün kendi kendine şeker alabilecek güçte olacaktı.

Çok ama çok şeker alacaktı.

"...Tamam."

Kerem büyük bir rahatlama hissetti, sonra içgüdüsel olarak bir açıklama yapma gereği duydu: "Lale yaralanmış. Üstelik yanında çocuk da varmış, tek başına zor durumdaymış. Gidip bir bakayım."

Bu sözleri söyledikten sonra arkasını dönüp büyük adımlarla dışarı yürüdü.

Asu içinden gelen bir dürtüyle seslendi: "Kerem, neden onu hiç 'yenge' diye çağırdığını duymadım?"
Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Boşandıktan Sonra Işıldadım   30. Bölüm

    Asu’nun sırtı arkadan gelen sesle bir an gerildi. Sonra İhsan Hoca endişeyle arkasına dönüp baktığında toparlanmıştı zaten.İhsan Hoca onların önden gitmesini söyledi, sadece Asu'yu durdurdu: "Eğer rahatsız olacaksan, gidip şu oğlana bir şeyler söyleyeyim, önce gitsin, yemeğe kalmasın.""Hocam, sorun yok."Asu, Almanya'da karşılaştığı zamandan beri kendini hazırlamıştı bile.Başka bir ülkede bile karşılaşabiliyorken, tekrar görmenin şaşılacak bir yanı yoktu. O artık güçlü bir konumdaydı ve her zaman soğuk, duygusuz biri olmuştu. Onun yüzünden hocasının kendini mahcup etmesine gerek yoktu. İhsan Hoca onun ifadesinin sakin olduğunu görünce omzuna hafifçe vurdu: "Kabullenmen iyi olur. Sonuçta ikiniz de bir zamanlar kardeş gibiydiniz. Belki onun da söyleyemedikleri vardır...""Hocam."Asu başını hafifçe eğip alçak sesle sözünü kesti: "Hadi içeri girelim."O günden beri, aynı sözleri ona söyleyen sadece hocası değildi.Söyleyemedikleri...Gerçekten söyleyemediği bir şey olsaydı, ona nede

  • Boşandıktan Sonra Işıldadım   29. Bölüm

    Hoca tam karşısındaki masada oturuyordu.Asu hafif bir gerginlik içindeydi; yazdığı reçeteyi İhsan Hoca’ya onaylatması gerekiyordu.Hasta arkadaş tavsiyesiyle gelmişti, şakayla karışık sordu: "Doktor Asu, bu halinizi görünce kendimi gerçekten hasta mıyım diye düşünmeye başladım."Tıp merkezindeki hastaların hepsi bilirdi, İhsan Hoca onun ve Cemal'in hocasıydı."Merak etme, o sadece zor vakalara bakar. Seninki ona göre devede kulak kalır. Bu kız sadece benim yanımda hâlâ kendini çocuk sanır."İhsan Hoca gülümseyerek reçeteye bir göz attıktan sonra geri uzattı.Asu, onun tıp alanında karşılaştığı en yetenekli öğrenciydi. Şayet Safiye Hanım onun önünü tıkamasaydı, bu çırağının bugünkünden yüzlerce binlerce kat daha ileride olacağını düşünürdü.Öyle ki bir ilaç geliştirse bile, resmen adını koymaya cesaret edemezdi."Mantığın doğru, dozaj da tam yerinde. Bir kürde etkisini gösterir."Bu hastanın kolonoskopi raporunda iltihaplı bağırsak hastalığı yazıyordu. Bir süre ilaç kullanmıştı ama ha

  • Boşandıktan Sonra Işıldadım   28. Bölüm

    O, sadece Güler Hanım’a Kerem’le boşanma konusunu açmayacağına söz vermişti; aynı çatı altında yaşamaya devam edeceğine değil. Orman Köşkleri'ne dönüş yolunda.Kerem, ifadesiz bir yüzle arka koltukta oturuyordu, bakışları nereye takılmış belli değildi, dalmıştı.Lale kolunu salladı: "Kerem, ne düşünüyorsun?"Arabaya bineli beri aklı başka yerdeydi.Acaba Asu yine ne demişti ona?"Bir şey yok."Kerem kendine gelip parmaklarıyla gözlerinin arasını sıktı. Araba tam Asu'nun çalıştığı hastanenin önünden geçiyordu.Yüzünde çaresiz bir ifade gezindi.Küçük kız herhalde asi bir döneme girmişti, açıkça diklenmeye başlamıştı. Lale onun yüzündeki bu ifadeyi kaçırmadı, gözleriyle takip edip temkinli bir şekilde hastanenin olduğu yöne baktı.Hastane...Yanılmıyorsa Asu tam da bu hastanede muayeneye çıkıyordu.***Güler Hanım, Asu'nun son anda vazgeçip işi bozacağından çekiniyor olmalıydı ki, sadece parayı hızlı göndermekle kalmadı, hemen birini ayarlayıp onunla birlikte tapu devrini de yaptırdı.

  • Boşandıktan Sonra Işıldadım   27. Bölüm

    Asu'nun bakışları onun arkasındaki Lale'ye kaydı, sesi çok sakindi: "Gerek yok, Tungay beni bekliyor.""Asu."Kerem sonunda anlamıştı ki bir şeyler ters gidiyordu, bileğini tuttu: "Bekle bir dakika."Asu kurtulmaya çalıştı, ama Kerem bırakmadı. Sadece arkasına dönüp Lale'ye söyledi: "Sen git önce arabaya.""Olur, Asu'yla iyice konuş."Lale sakindi ama arabaya binmeden önce avuçlarını sıktı. Arabaya binmeden önce rahatsız bir şekilde Asu'ya baktı.Kerem başparmağıyla Asu'nun bileğinin iç kısmını okşadı, kelimelerini dikkatle seçiyordu: "Geçen sefer hastanede Lale'nin kafasını yardığın olay oldu ya. O şikayetçi olmayacağını söyledi, üzerinde durmayacağını söyledi. Ben de ona taşınmalarını biraz geciktireceğime söz verdim."Asu aslında sadece yapılanın aynısıyla karşılık vermişti. Ama adam şimdi sanki Lale büyüklük yapıp onunla uğraşmayacakmış gibi bir tavır takınıyordu.Ona göre, bunu yapmak zorundaydı, çünkü Asu yüzünden Lale'ye söz vermişti.Sanki herkes, onun dürtüselliğinin ve mantık

  • Boşandıktan Sonra Işıldadım   26. Bölüm

    Tam kutuyu açacaktı ki Kerem'in telefonu çaldı."Bırakın beni!"Lale'nin çırpınan sesi duyuldu, çaresizlikle haykırarak ağlıyordu: "Kerem! Beni kurtar!"Kerem'in yüzü karardı; tek kelime etmeden koşmaya başladı. Gülten Hanım afalladı: "Beyefendi, şimdi bakmazsanız hemen kargoya verilecek...""O zaman verin gitsin!"Kerem'in aklı Lale'deydi, başka hiçbir şeyi düşünecek hali yoktu.Hızla otele gitti, resepsiyondaki engellemelere aldırış etmeden odanın kapısına koştu, Kapıyı şiddetle tekmeleyerek açtı. Odanın içinde bir değil, birden fazla adam vardı.Neyse ki Lale'nin kıyafetleri henüz sağlamdı. Kerem'i görünce olduğu yere yığıldı, yüzü gözyaşı içindeydi.Kerem'in yüzü feciydi, gözleri kan çanağına dönmüştü, içindeki öfke her halinden belli oluyordu.Ne bulduysa kaptı, bir sandalyeyi kaldırıp üç adama fırlattı!Sandalyeyi paramparça etti, yetmedi yumruklarını konuşturdu.Yumrukların her biri tam isabetti.***Asu polisten telefon aldığında, tarifsiz bir saçmalık hissiyle doldu.Kerem g

  • Boşandıktan Sonra Işıldadım   25. Bölüm

    "Evet, vize işleri."Asu anlık bir bahane uydurdu: "Tungay beni Avrupa'ya seyahate çağırıyordu. Uğraşmak istemedim. Duyunca anne birini ayarlayıp hallettireceğini söyledi."Sözünü bitirir bitirmez telefon bildirim sesi çıkardı.Banka hesabına beş milyon yatmıştı.Kerem daha fazla sorgulamadı, dün geceden konuyu açtı: "Bana bir işin olduğunu söylemiştin, neydi o iş?"Bunu duyan Asu bir an afalladı, dudaklarını birbirine bastırdı: "Vize işte. Senden yardım istesem işim daha kolay görülür diye düşündüm.""Ben bir adım mı geç kaldım?"Kerem gülümsedi, başını çevirip sehpadaki bomboş hediye kutusuna baktı: "O bana verdiğin hediyeydi, değil mi?""Anne gördü, çok beğendi, aldı götürdü."Asu cevap verdi: "İstiyorsan, bir dahaki sefere anne yenisini versin sana."Kerem başını salladı, ne olduğunu da sorgulamadı: "Anne beğendiyse, onun olsun."Derinlemesine sorgulamaya niyeti yoktu.Üç yıldır bu evliliğe verdiği tepkinin aynısıydı. Eskiden Asu bunu onun yumuşak huylu ve iyi kalpli olmasına veri

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status