Se connecterÜvey kız kardeşim, onu alerji ettiğimin suçunu üzerime yıkmıştı. Bunun üzerine üç ağabeyim beni dar ve hava almayan bir mahzene tıktılar ve kapıyı zincirle sıkı sıkıya kilitlediler. Mahzenin kapısını güçlükle yumrukluyor, ağabeylerime beni dışarı bırakmaları için yalvarıyordum. İş dünyasının seçkin isimlerinden olan en büyük ağabeyim gitmeden hemen önce, yüzünde buz gibi bir nefretle öfkeyle kükredi: "Normalde Leyla’ya zorbalık etmen neyse de, onun deniz ürününe alerjisi olduğunu bile bile kasten ona yedirdin; amacın güpegündüz ona zarar vermek değil mi? İçeride kal da kendi yaptıklarını güzelce bir tek tek düşün!" Müzik dünyasının yeni parlayan yıldızı olan ikinci ağabeyim ile dâhi bir ressam olan üçüncü ağabeyim ise, sadece alaycı bir şekilde burun kıvırdılar: "Senin gibi kötü kalpli bir insan, hâlâ bahaneler bulup acınası görünmeye çalışıyor ya. Git de içeride güzelce cezanı çek şimdi!" Sözlerini bitirdikten sonra, kollarında tir tir titreyen üvey kız kardeşimi kucaklayıp aceleyle hastanenin yolunu tuttular. Oksijen yavaş yavaş tamamen tükendi. Aldığım her nefesin giderek daha da zorlaştığını hissettim ve orada tamamen can verdim. Üç gün sonra ağabeylerim, üvey kız kardeşimle birlikte hastaneden döndüklerinde ancak beni hatırladılar. Fakat bilmedikleri bir şey vardı: Ben çoktan o dar mahzende, oksijensizlikten ölmüştüm.
Voir plusBüyük ağabeyim Kenan, elindeki telefonu doğrudan Murat ve Selim’in önüne fırlattı.İkisi de yüzlerinde büyük bir şaşkınlıkla telefonu ellerine alıp ekranı açtılar. Ancak hemen ardından, ikinci ağabeyim Murat ile üçüncü ağabeyim Selim’in yüzleri birden değişti.Bu telefonun içinde, Leyla’nın yaptığı tüm kötülüklerin kanıtları bulunuyordu.Bu eve ilk geldiği günden itibaren kendi oyuncaklarını bilerek kırıp suçu Ayşe’nin üzerine atması ve ağabeylerinin Ayşe’ye öfkelenmesine neden olması...Üç gün önce Ayşe’nin eline bilerek alerjen maddeyi vermesi ve onu yeniden suçlaması...Bütün bunlar videolara kaydedilmişti.Her bir videoda Ayşe’nin ağabeyleri tarafından öfkeyle azarlandığı görülüyor, Leyla’nın ise bir kenarda gülüşü duyuluyordu.Selim ilk tepki veren kişi oldu. Öfkeyle ileri atılıp Leyla’nın yüzüne sertçe tekme attı. Gözleri kıpkırmızı olmuş, sesi öfkeden titriyordu:"Bunca zamandır Ayşe’yi yanlış anlayan bizdik, öyle mi? Bütün bunları sen mi yaptın?""Unutma, bizim evimize gelebilm
Hikayenin gerçeğin tokat gibi indiği, inkarın paramparça olduğu ve ağabeylerin vicdan azabıyla kavrulmaya başladığı bu dehşet verici bölümünü; oturttuğumuz edebi üslup, isim uyumları ve yüksek dramatik tansiyonla Türkçe'ye aktardım:Kenan duvardan destek alarak ayakta durmaya çalışırken, avucunun içinde sımsıkı sıktığı bana ait telefon bir kez daha çaldı. Ekranına göz ucuyla baktım; arayan üçüncü ağabeyim Selim’di.Selim dahi bir ressamdı ve dünyadaki tüm güzel renklere kelimenin tam anlamıyla aşıktı. Daha dört gün önce, onun için dünyada eşine az rastlanan türden nadide bir kök boya bulmuştum. Gördüğünde ne kadar çok sevineceğinden adım gibi emindim. Ama ne acı ki, Selim bu sürprizimi keşfedemeden ben o karanlıkta can vermiştim.Büyük ağabeyim Kenan titreyen elleriyle telefonu açtı. Hattın diğer ucundaki Selim’in sesi de bu kez biraz yumuşamış gibiydi:"Tamam Ayşe, uzatma artık, çocuk gibi diklenme.""Evet, büyük bir hata yaptın ama her neredeysen hemen eve dön. Seni ben koruyacağım."
Leyla da telaşla arkasından gelmişti. Tam Kenan’a dokunacakken, Kenan’ın sert bir hamlesiyle eli geriye doğru savruldu."Defol!"Büyük ağabeyim Kenan’ın yırtıcı haykırışı karşısında Leyla korkuyla bir kenara savruldu. Birkaç kez gözlerini kırpıştırdıktan sonra gözyaşları sicim gibi yanaklarından süzülmeye başladı. Ancak takındığı bu zavallı tavır, Kenan’ın içinde en ufak bir şefkat ya da acıma duygusu uyandırmadı.Kenan, kan çanağına dönmüş gözlerini yan tarafta tir tir titreyen hizmetçilere dikti ve kükredi:"Ceset... İçerideki ceset nerede? Onu nereye götürdünüz?"Hizmetçiler korkuyla başlarını omuzlarının arasına kıstılar. İçlerinden biri her şeyi göze alarak kekeledi:"Kenan Bey... Selim Bey, o şeyin çok pis olduğunu söyleyip hemen evden çıkarıp çöplüğe atmamızı emretti!""Daha... Daha yeni kamyonla götürdüler..."Kenan bu sözleri duyduğu an gözleri karardı, dünyası bir kez daha döndü ve dizlerinin bağı tamamen çözüldü.ZIRRR... ZIRRR...Tam o sırada, Kenan’ın avucunun içinde sımsı
Büyük ağabeyim Kenan yeniden kendine geldiğinde, bir aslanı andıran o sert ve mağrur çehresi çoktan gözyaşlarıyla ıslanmıştı.Nasıl olmuştu da bunu tamamen unutabilmişti?Elimdeki bütün parayı, onun en çaresiz anında şirketi o darboğazdan kurtarmak için ortaya koymuştum. Fakat az önce öfkeden gözü öylesine kararmıştı ki, arkasına bile bakmadan paraları alıp kaçtığımı sanmıştı.Bunu idrak ettiği an, Kenan’ın göğsüne tarifsiz, keskin bir sancı saplandı. Kalbindeki bu ani sızı, içindeki o uğursuz huzursuzluğu daha da körükledi.Leyla ise hâlâ o masum ve zavallı rolünü oynayarak parkenin üzerine düşen telefonu yerden aldı ve ürkekçe Kenan’a uzattı.Kenan’ın parmakları zangır zangır titriyordu. Telefonu adeta kıracakmış gibi sıkıca kavradı.Ekranı kaydırıp benimle olan eski mesajlaşmalarına baktı.Son konuşmamızın üzerinden tam üç gün geçmişti.Kenan, azap içinde parmaklarıyla telefonun arkasına vurup duruyordu."Ağabey, lütfen endişelenme..."Leyla yine o kırılgan sesiyle konuşmaya yeltenm





