MasukErkek kardeşimle birlikte korkunç bir trafik kazası geçirdik. Kalbim parçalanmıştı; hayatta kalabilmem için derhâl ameliyata alınmam gerekiyordu. Ama hastanenin başhekimi olan annem, tüm doktorları kardeşimin odasına topladı. Oysa onun yalnızca birkaç hafif sıyrığı vardı. Buna rağmen baştan aşağı bütün tetkiklerinin yapılmasını emrediyordu. Son nefesimi tüketircesine ona yalvardım: "Anne... Lütfen... Önce beni kurtar..." Ama yüzüme bile bakmadı. Sesindeki bıkkınlıkla bana sertçe çıkıştı: "İlgi çekmeye çalışmanın da bir zamanı olur! Kardeşinin kemiği az kalsın kırılıyordu, bunun farkında mısın?" Kimse bana yardım etmedi. Ve ben...Hastanenin kimsenin uğramadığı karanlık bir köşesinde, sessizce hayata gözlerimi yumdum. Ne var ki ölüm haberimi aldığı gün... Hayatı boyunca benden nefret eden annem, aklını yitirdi.
Lihat lebih banyakİki hafta sonra mahkeme kararı açıklandı.Efe, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.Annem ise müebbet hapis cezası aldı ve kamu haklarından ömür boyu mahrum bırakıldı.Belki de intikamım alındığı için ruhum özgürleşmişti. Artık annemin yanında hapsolmak zorunda değildim; dilediğim her yere özgürce gidebiliyordum.Hayatının son dönemecinde Efe, her gün hücre hapsinde ölümden beter bir korku ve çaresizlik içinde kıvranıyordu. Polislerin her gün getirdiği yemekleri öfkeyle yere savuruyordu.Sadece bir hafta içinde gözle görülür şekilde eriyip bitti.Eski günlerde olsaydı annem, babam ve ablamın yüreği sızlardı; oysa şimdi tek bir kişi bile onu ziyarete gelmiyordu.Cezaevindeki hücresinde geçirdiği o son anlarda, gökyüzünde sessizce süzülerek onu izliyordum. Cezasının infazı sırasında ruhu tıpkı benimki gibi bedeninden ayrıldı ve dehşet içinde bana baktı:"Ağabey... Özür dilerim, hatamı anladım. Ne olur beni öldürme, ne olur..."Hafifçe gülümsedim:"Sen zaten öldün ki..."Ke
Gerçeği öğrenen annem, babam ve ablam, inanamayan gözlerle Efe'ye baktılar. Bir anda herkesin üzerine ağır bir sessizlik çöktü.İlk toparlanan annem oldu. Bir anda Efe'nin üzerine atılıp gömleğini sımsıkı kavradı:"Efe! Katil! Nasıl bu kadar acımasız olabildin? Kendi öz ağabeyini bile öldürmeye nasıl kıyabildin?!"Annem konuştukça daha da öfkeleniyor, Efe'ye vurmak için elini kaldırıyordu. Polisler hemen araya girerek onu durdurdu.Bunca yılın ardından ilk kez annemin Efe'ye el kaldırdığına şahit oluyordum.Artık geri dönüşü olmadığını anlayan Efe başını geriye atıp sinir bozucu bir kahkaha attı. Ardından anneme döndü. Gözlerinde zerre kadar sıcaklık kalmamıştı:"Ben mi acımasızım? Bana bunları öğreten sen değil miydin? Ben katilim, öyle mi? Peki ya kaza günü bütün doktorları benim odama toplayıp onun zamanında ameliyata alınmasını engelleyen kimdi? Sen olmasaydın onu bu kadar kolay öldürebilir miydim?"Efe'nin sözleri, annemin kalbine saplanan keskin bir hançer gibiydi. Bir anda olduğ
Birkaç gün sonra, duyduğu suçluluk duygusunun etkisiyle annem benim için en azından fena sayılmayacak bir cenaze töreni düzenledi.Cenazeye birkaç akraba ve aile dostunun yanı sıra annemin çalıştığı hastanedeki doktorlar da katılmıştı.O gün bana yardım etmeye çalışan hemşire de gelmişti. Elinde bir buket çiçekle mezarımın başına kadar yürüdü:"Özür dilerim... O gün biraz daha cesur olabilseydim, belki de bugün hayatta olurdun."Oradaki bunca insanın içinde bana yardım eden tek kişi oydu. Ve ne acıdır ki benden özür dileyen de yalnızca o oldu. Annem ise en ufak bir pişmanlık göstermiyor, sanki böyle konuşursa kendi suçunu örtbas edebilecekmiş gibi hakkımda söylenip duruyordu:"Barış çocukluğundan beri söz dinlemezdi zaten. Bu kez de geçmişi kafasına takıp kardeşine zarar vermeye kalktı, sonunda kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüş oldu."Orada bulunan herkes annemin yıllardır kardeşimi kayırdığını, benimse neler yaşadığımı biliyordu. Ama kimse başına iş almak istemediği için sadece göster
Ertesi sabah annem kahvaltı bile etmeden apar topar hastaneye gitti. Babam da onu yalnız bırakmamak için peşinden gitti.Yol boyunca annem, benim yüzümden yine boş yere yollara düştüklerinden yakınıp duruyordu. Ama morga girip cansız bedenimi gördüğü anda dehşet içinde bir adım geri çekildi. Dizlerinin bağı çözüldü, sendeleyerek duvarın dibine çöktü ve kollarıyla kendini sımsıkı sardı:"Nasıl olur... Nasıl böyle bir şey olabilir? O gün yaraları hiç ağır görünmüyordu. Durumu da gayet iyiydi..."Gerçekten de dışarıdan bakıldığında ağır yaralı gibi görünmüyordum. Kardeşimi kollarımla korurken oluşan hafif sıyrıklar dışında üzerimde neredeyse hiçbir yara izi yoktu.Ama sırf bedenimi onun üzerine siper ettiğim için çarpmanın bütün şiddetini ben almıştım ve kalbim parçalanmıştı.O gün iyi görünmemin tek sebebi ise artık son nefesimi vermek üzere olmamdı. İç organlarım parçalanmış, vücudumdaki adrenalin tavan yapmıştı.Bir hastanenin başhekimi olan annem, bana biraz olsun dikkat etseydi bunu





