LOGINDoktor, son geliştirilen deneysel tedaviyi alamazsam en fazla yetmiş iki saat yaşayabileceğimi söyledi. Ama yalnızca bir kişilik yer vardı. Kaan da hiç tereddüt etmeden o hakkı Yasemin'e verdi. "Onun böbrek yetmezliği daha ağır," dedi. Sessizce başımı salladım. Sonra avucumdaki, ölümü hızlandıracak o beyaz hapları tek tek yuttum. Kalan zamanımda yapmam gereken çok şey vardı. Belgeleri imzalarken avukatın eli titriyordu. "Yirmi milyar lira değerindeki hisselerinizi… Gerçekten tamamını devretmek istediğinize emin misiniz?" "Evet," dedim. "Hepsini Yasemin'e devredin." Kızım Şeker, Yasemin'in kollarında neşeyle gülüyordu. "Yasemin anne bana yeni bir elbise aldı!" "Çok güzel olmuş," dedim. "Bundan sonra Yasemin annenin sözünü dinle." Kendi ellerimle, yoktan var ettiğim galeri artık Yasemin'in adını taşıyordu. "Abla, sen bana karşı çok iyisin…" Yasemin bunları gözyaşları içinde söyledi. "Sen benden daha iyi yönetirsin," dedim. Ailemin bana bıraktığı vakıf fonundan bile tek bir imzayla vazgeçtim. Kaan, yıllar sonra ilk kez bana böylesine içten gülümsedi. "Elif, sen gerçekten değişmişsin. Artık eskisi kadar dik başlı değilsin, her konuda ısrar edip durmuyorsun. Böylesi sana çok daha fazla yakışıyor." Evet. Ölmek üzere olan ben, sonunda onların gözündeki "kusursuz Elif" olmayı başarmıştım. Uysal. Cömert. Sessiz. Artık hiçbir şeye karşı çıkmayan bir Elif… Yetmiş iki saatlik geri sayım çoktan başlamıştı. Şimdi tek merak ettiğim şuydu: Kalbim durduğu anda beni nasıl hatırlayacaklardı? Sonunda vazgeçmeyi öğrenmiş "iyi bir eş" olarak mı? Yoksa kendi ölümüyle intikamını tamamlayan bir kadın olarak mı?
View MoreAkşamüstü genç bir kadın mezarın başına geldi."Siz… kimsiniz?" diye sordu Şeker, ona şaşkınlıkla bakarak."Adım Zeynep Kaya. Pankreas kanseri hastasıydım."Kadının gözleri kızarmıştı."Beş yıl önce Elif Vakfı hayatımı kurtardı. Bugün annenize teşekkür etmek için geldim.""Eminim sizi duyuyordur," dedi Şeker yumuşak bir sesle.Zeynep çiçek demetini mezarın önüne bıraktı ve saygıyla eğildi."Elif Hanım, size teşekkür ederim. Sizin sayenizde bugün hâlâ hayattayım. Çocuğumun büyüdüğünü görebildim."Şeker buna benzer sahnelere defalarca tanık olmuştu.Vakıf sayesinde hayata tutunan herkes, Elif'in adını daima hatırlıyordu.Annesinin hayatıyla ödediği bedelin karşılığı yalnızca ailesine bıraktığı pişmanlık değildi.Onun sayesinde sayısız insan hayata yeniden tutunmuştu.Gece çökerken Şeker nihayet ayağa kalktı."Anne…"Gitmeden önce mezar taşına son kez baktı."Bir zamanlar, seni hatırlayıp hatırlamayacağımızı sormuştun."Gözlerinden yaşlar süzülürken usulca gülümsedi."Cevabım şu: Her gün,
Yirmi yıl sonra.Şeker, galerinin tavandan yere kadar uzanan camlarının önünde durmuş, İstanbul'un kalabalık caddelerini seyrediyordu.Annesinin güzelliğini miras almıştı. Bununla birlikte Elif'in doğuştan gelen iş zekâsı da ona geçmişti.Yirmi beş yaşındaki Şeker artık sanat dünyasının yükselen yıldızlarından biriydi."Şeker Hanım, röportaj vakti geldi," diye hatırlattı asistanı.Time dergisinin hazırladığı özel röportajın başlığı şuydu:"Anneden Kıza: Elif Aydın'ın Kızının Kurduğu Sanat İmparatorluğu""Şeker Hanım, birçok kişi annenize çok benzediğinizi söylüyor," dedi muhabir. "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?"Şeker bir süre sessiz kaldı."Ben hiçbir zaman onun seviyesine ulaşamam.""Neden böyle düşünüyorsunuz?""Çünkü o, yirmi dokuz yıllık kısa ömründe herkese gerçek sevginin ne olduğunu öğretti. Bense pişmanlığın ne demek olduğunu ancak on sekiz yıl sonra anlayabildim."Muhabir belli ki bu ailenin geçmişini biliyordu. Bu yüzden konuyu daha fazla kurcalamadı.Röportaj sona erdikte
Bir ay sonra.Kaan her gün Elif'in mezarına gidip bir süre başında oturuyordu. Şeker istemese de onu da yanında götürüyordu."Baba, neden sürekli buraya geliyoruz?"Şeker yerdeki küçük taşları ayağıyla tekmeliyordu."Çünkü burada seni çok seven biri yatıyor.""Ama benimle oynamıyor."Şeker dudaklarını büzdü."Yasemin anne, beni gerçekten seven kişinin her zaman yanımda olacağını söylerdi."Kaan'ın yüreği bir kez daha parçalandı.Beş yaşındaki bir çocuğa bunu nasıl anlatabilirdi?Her zaman yanında olan o kadın aslında bir yalancıydı. Onunla oynayamayan kadın ise kendisini canından bile çok sevmişti.Yasemin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.Mahkemede bile kendini savunmaya devam etti. Bütün bunların Elif'in kendisini tuzağa düşürmek için hazırladığı bir plan olduğunu iddia etti.Ancak kanıtlar inkâr edilemeyecek kadar açıktı.Kimse ona inanmadı.Elif'in ailesi evlerini satıp Antalya'ya taşındı. İstanbul'daki her şeyin onlara kaybettikleri kızlarını hatırlattığını söyle
Yasemin götürüldükten sonra Aydın Konağı'na ölüm sessizliği çöktü.Kaan, Elif'in cansız bedeninin yanında oturuyordu. Sanki onunla birlikte kendi ruhu da çekilip gitmişti.Telefonu durmadan çalıyordu. Yönetim kurulu üyeleri, iş ortakları, gazeteciler… Herkes ne olduğunu öğrenmek istiyordu.Ama Kaan hiçbirine cevap vermedi."Beyefendi," dedi Ayşe Hanım alçak sesle, "cenaze görevlileri geldi."Kaan birden başını kaldırdı."Hayır! Onu götürmesinler!"Ama bunun mümkün olmadığını kendisi de biliyordu.Elif gitmişti.Bu kez sonsuza dek.Alt katta Elif'in ailesi hâlâ geride bıraktığı kanıtları inceliyordu. Her belge, her ses kaydı, kalplerinde yeni bir yara açıyordu."Şu tarihe bak…"Nur Hanım titreyen elleriyle sağlık raporlarından birini kaldırdı."Elif kanser olduğunu geçen Noel'de öğrenmiş.""Ama bize tek kelime bile etmedi."Kemal Bey'in sesi bir gecede on yıl yaşlanmış gibiydi.Ayşe Hanım yanlarına geldi."Çünkü o gün Yasemin aniden rahatsızlanmıştı. Hepiniz hastanede onun yanındaydınız





