LOGINDediklerimi bitirir bitirmez, elini sertçe silkeleyip Fayzullah'la birlikte dönüp içeri girdim.Abdullah gittikten sonra, kapının önündeki basamaklarda o gün hastaneden aldığı yanık kremi duruyordu. İlacın son kullanma tarihi geçmedi, oysa benim ona olan sevgimin tarihi çoktan geçmişti.Fayzullah'ın koluna hafifçe dokundum."Hepsini duydun mu?""Evet.""O zaman biraz canın sıkkın mı? Ona bu kadar açıklama yaptım diye."Hafifçe gülümsedi."Hayır, onunla her şeyin netleşmesi iyi oldu. Biliyorum ki sen asla haddini aşacak bir şey yapmazsın."Hafif bir saldırganlık taşıyan Abdullah'ın aksine Fayzullah, bahar güneşi gibiydi, her daim sıcak ve yumuşak. Kalbimdeki ılıklık yeniden yükseldi, alçak bir sesle ona teşekkür ettim."Teşekkür ederim, kocacığım.""Ne?"Fayzullah'ın bedeni bir anda ok gibi gerildi. Başımı yana çevirdim, utanıp yüzüne bakamadım."Teşekkür ederim, kocacığım."Yanlış duymuyordum, rüyada değildim. Fayzullah'ın sesi titredi."Bir kere daha söyler misin?""Of, yapıştın valla
Beni görünce yüzü gölgelendi."Elif."Çok bitkin görünüyordu, hatırladığım o kendinden emin ve hayat dolu halinden tamamen farklıydı.İç çektim. Biliyordum ki bu karşılaşma bir sürü dert getirecekti."Ne var?"Adımlarımı durdurdum, ona doğru bir adım daha atmadım.O basamakların altında, ben ise basamakların üstünde duruyordum.Bana doğru yukarı baktı."Seninle ben, bu kadar yabancılaşmak zorunda mıyız?"Hafif bir gülümseme sundum yalnızca."Gerek var mı?"Gözlerinde acı dalgaları kabardı, bana bakıp bir şeyler söylemek istedi, sonra vazgeçti.Uzun bir iç mücadeleden sonra, kadere razı olmuş gibi konuştu."Elif, seni sevdiğimi söylesem, düzelebilir miyiz? Bundan sonra sana iyi davranacağım, olur mu?"Donup kaldım."Abdullah, ben evlendim."Elimi uzattım, yüzük parmağımdaki alyansı gösterdim."Metresim olmak mı istiyorsun?""Neden olmasın?"Yüzü son derece ciddiydi, her kelimeyi tek tek vurgulayarak cevap verdi."Eğer istersen."Kalbime ağır bir balyoz inmiş gibi hissettim.Nefes alamad
"Ne yapayım, senden hoşlanıyorum ya?"Ona şaşkınlıkla baktım.Fayzullah az önce ne dedi? Benden hoşlanıyormuş. Ama biz, aile büyüklerimizin vazifesini yerine getirmek için bir araya gelmemiş miydik?Fayzullah bakışlarımın altında kulaklarına kadar kızardı."Unuttun mu? Biz daha önce tanışmıştık."Elbette hatırlıyordum. Fayzullah'ı tanıdığım yıl ben yedi, o sekiz yaşındaydı. O zamanlar Fayzullah ailesi bizim villamızın hemen yanındaki eve yeni taşınmıştı. Yeni gelen Fayzullah'a karşı içim içime sığmıyordu. Başka bir sebebi yoktu aslında, yalnızca onu çok yakışıklı buluyordum. Heyecanla Fayzullah'ın yanına oynamaya gittim ama belki de zamanlamam kötüydü, bir türlü yüzünü göremedim.Sonra yağmurlu bir günde, okuldan eve dönerken bir grup çocuğun Fayzullah'ın etrafını sarıp harçlık istediğini gördüm. O zamanlar bir kahraman olma hayalleri kuran ben, gökten inmiş gibi çıkageldim, elime bir sopa alıp o veletleri kovaladım. Bu sayede nihayet Fayzullah'la tanışabileceğimi düşünmüştüm ama ertes
"Palyaço gibi."Abdullah'ın göz bebekleri anında küçüldü. Yüzüne donuk, zoraki bir gülümseme yerleştirdi."Saçmalama Elif. Sırf beni kızdırmak için rastgele bir adamla evlenemezsin."Abdullah'ın o üstünü örtmeye çalışan ifadesine bakarken, birden her şey gözüme anlamsız göründü. "Bunca yıldır sevdiğim adam aslında o kadar da iyi biri değilmiş," diye içimden geçirdim.Alaycı bir gülümseme yerleşti yüzüme."Abdullah, sen benim neyim oluyorsun? Seni neden kızdırayım?"Abdullah kararlı ifademi görünce içini derin bir soğukluk kapladı. İşte o an fark etti ki, ona bakışım artık eskisi gibi değildi. Şimdiki gözlerimde kayıtsızlık, kabulleniş ve alay vardı. Yalnızca bir zamanlar ki o sevgi yoktu.Abdullah'ın kalbi önce biri tarafından acımasızca sıkılıp sonra umursamazca yere atılmış gibi burkuldu. Tıpkı fizikteki plastik deformasyon gibi, asla eski haline dönemeyecek bir şekilde.Dudaklarından zoraki bir gülümseme daha sıyrıldı. Aslında bu günü çoktan tahmin etmesi gerekirdi. Ne de olsa beni
"Koltukları da değiştirsek mi, ne dersin? Bir de..."Abdullah şakaklarını ovaladı. Hayatında ilk kez Jeylan'a üstünkörü bir cevap verdi."Nasıl istersen öyle olsun. Ben şirkete gidiyorum."Arkasında Jeylan'ın avaz avaz bağırmasını hiç umursamadan arabaya atlayıp gözden kayboldu.Ofise vardığında, ahşap masasının üzerinde her sabah bulmaya alıştığı ekmek ve süt yoktu. Çekmecede her zaman tazesiyle değiştirdiğim akşamdan kalma ilacının şişesi de çoktan boşalmıştı. Sekretere bir kahve söyledi. Ama ilk yudumu aldığı anda sütle kahvenin oranını hiç beğenmedi."Kahvenin tadı neden değişmiş?"Sekreter bir an duraksadı, sonra dikkatli bir sesle cevap verdi."Önceden kahvenizi hep Asistan Elif Hanım hazırlardı..."Yine bendim.Abdullah hayatında ilk kez, benim aslında çoktan hayatının her köşesine sinmiş olduğumu fark etti. Derin bir nefes verip sekretere sordu."Elif ne zaman dönecek?"Sekreter afalladı, hiçbir şey anlamamıştı."Abdullah Bey, Asistan Elif Hanım çoktan ayrıldı. Siz bizzat imza
Telefonu kapattıktan sonra Abdullah'ın "düğünü" kelimesine takılıp kaldı, uzun süre kendine gelemedi.Evleniyor muydum?Bunca zamandır peşinden koşan, adeta bir gölge gibi onu takip eden ben, evleniyordum...O an kalbinde nasıl bir his olduğunu kendisi de adlandıramadı. Benden nihayet kurtulmanın verdiği bir rahatlama mıydı, yoksa tarif edemediği, içine oturup adını bir türlü koyamadığı bir boşluk muydu?Abdullah olduğu yerde öylece kalakaldı, dakikalar geçti.Ta ki hasta odasında uzun süre boşuna beklemiş olan Jeylan çıkıp adını seslenene kadar kendine gelemedi."Abdullah'cığım, neyin var?"Abdullah karşısındaki kadına baktı.Jeylan'ın bana benzediğini hiç düşünmemişti. Beni ilk gördüğünde, hayattan habersiz küçücük bir kızdım. İbrahim'in arkasında durmuş, onların şakalaşmalarını ciddiyetle dinliyordum. Hakkımdaki ilk izlenimi "uslu" olmuştu.Sonra üniversiteden mezun olmuş, İstanbul'da kalmak istemiştim. İbrahim beni ona emanet etmişti. O gün İbrahim nasıl demişti?"Elif'in burada uz