MasukSoğuk savaşımızın üçüncü gününde nişanlım, asistanının birlikte araba ile tatile çıkma teklifini sırf bana nispet yapmak için kabul etti. Her zamanki gibi kıskançlık krizlerine gireceğimi sanıyordu. Oysa bir ay sonra döndüğünde benim tamamen değiştiğimi gördü. Asistanının elimdeki projeyi ele geçirmesine yardım ettiğinde artık öfkeyle istifa etmedim; aksine gece gündüz çalışıp asistanının proje dosyasını hazırlamasına elimden geldiğince yardım ettim. Asistanı yıl sonu primini alabilsin diye günlerce uğraştığım tasarımımı mahvettiğinde de kendimi kanıtlamaya çalışmadım; bütün suçu üstlenip verdiği cezaya razı oldum. Hatta asistanını şirkete genel müdür olarak atamak istediğinde bile öfkelenmedim. Nişanlım istediği gibi kullanabilsin diye şirketteki tüm hisselerimi kendi rızamla ona devrettim. Genç kadın bu durumdan cesaret alıp nişanlıma akıl veriyordu: "Bak, sana söylemiştim. Elif gibi birine sert çıkışmayacaksın. Ona böyle mesafeli davranmak kesinlikle işe yarıyor. Birkaç günlük ayrılık gözünü korkutmuş olmalı, seni kaybetmekten korktuğu için şimdi uslu uslu davranmaya başladı." Nişanlım bu sözlere hiç şüphe duymadan inandı, yardımcısının zekâsını övmekten kendini alamadı. Ardından yalnız kaldığımız bir an beni bulup bana terfi vereceğini ve maaşıma zam yapacağını söyledi. Üstelik ilk defa, bana unutulmaz bir düğün sözü verdi. Fakat önemli bir şeyi unutmuş gibiydi. Seyahatte olduğu sırada, istifa anlaşmamı çoktan imzalamıştı. Ben de ondan çoktan ayrılmıştım. Artık yollarımız tamamen ayrılmıştı ve aramızda hiçbir bağ kalmamıştı.
Lihat lebih banyakDediklerimi duyan Serdar kalakaldı."Yeniden birlikte olacaksak, bu şirket de ikimizin ortak malı sayılır. Haklarımızı yasal yollarla korumaktan çekinmemeliyiz." Telefonu avucunun içine bastırdım.Serdar'ın parmağı bir türlü arama tuşuna gitmiyordu: "Elif... Tuğba henüz çok genç. Şirkete büyük bir katkısı olmasa da az çok emeği geçti, yapma...""Peki ya ben?" Alaycı bir tebessümle gözlerinin içine baktım: "Benim zamanında uğradığım haksızlıklar, çektiğim zararlar öylece yanlarına kâr mı kalacak? Hem o dışarıda elini kolunu sallayarak gezerken sizin hâlâ bir ilişkiniz olmadığını nereden bileceğim? Ama onu hapse tıkarsan, ben de hiçbir kaygı duymadan seninle yeniden birlikte olurum."Kulağına doğru eğilip bu sözleri adeta bir şeytan gibi fısıldadım.Serdar gözleri fal taşı gibi açılarak bana baktı. Bu sözler sanki ona son bir umut vermişti; derin bir nefes aldı, dişlerini sıkarak arama tuşuna bastı: "Alo, iyi günler..."Ancak telefon karşı tarafa bağlanır bağlanmaz, görevli daha tek keli
"Yine niye geldin buraya?" Ona, sanki karşımda bir yabancı varmış gibi soğuk bir bakışla baktım.Serdar da bunu fark etmiş gibiydi. Dudaklarını kenetledi, epey bir süre sonra konuşabildi: "Elif, ben Tuğba'dan ayrıldım. Her şeyi sil baştan düşündüm; her şeyi geride bırakıp seninle yurt dışına gelmeye razıyım.""Bana hâlâ kızgın olduğunu biliyorum ama hatamı anladım. Memleketteki şirketi bir şekilde tasfiye edip her şeyi unutacağız ve yeni bir sayfa açacağız."Kararlı bakışlarına bakarken sadece gülesim geldi: "Her şeyi kendi isteğinle mi tasfiye ediyorsun, yoksa şirket zaten iflasın eşiğine gelip tasfiye sürecine girdiği için mi?"Serdar ile ilgili gelişmeleri takip etmiyor olsam da şirket takibini sürdüren eski meslektaşlarımdan biri ara sıra benimle laflıyordu. Bana söylediğine göre, ben ayrıldıktan kısa süre sonra Tuğba'nın üstlendiği projede çok ciddi bir kriz patlak vermiş ve şirket devasa bir tazminat yüküyle baş başa kalmıştı. Serdar ile Tuğba bu yüzden kapı kapı dolaşıp ortaklar
"Elif, gerçekten sana teslim oluyorum. Biliyorsun, hayatımda ilk kez bir kadına karşı geri adım atıyorum; yat kalk dua et. Tuğba'ya gösterdiğim sabır, sana gösterdiğimin onda biri bile değil..."Serdar yine o kendinden emin edasıyla böbürlenerek konuşmaya devam edecek gibi görünüyordu."Yanlış anladın," diyerek sözünü kestim. Yanımdaki resmi belgeleri alıp kameraya doğru uzattım: "Göçmenlik işlemlerim tamamlandı. Bir daha asla geri dönmeyeceğim."***Telefonu kapattığımda ekranın diğer ucundaki Serdar hâlâ olayın şokunu atlatamamış gibiydi. Olduğu yerde donup kalmış, elindeki yüzük kutusu da gürültüyle yere düşmüştü.Ama biliyordum; ne olduğunu çok geçmeden idrak edecek ve kendini çabucak toparlayacaktı. Tuğba'yı korumak uğruna beni türlü yollarla köşeye sıkıştırdığı, hayatı bana zindan ettiği zamanlardan beri bugünlerin geleceğini zaten biliyor olması gerekirdi.Serdar meselesi bu kez modumu düşürmeyi başaramadı. Bu aramayı tamamen aklımdan çıkarıp kendimi bütün varlığımla araştırmala
Zaman geçtikçe onun ilgi alanları sürekli değişip durdu. Bense her geçen gün kendimi bu araştırmaların derinliklerine daha da kaptırdım. Bunca yıl Serdar'ın şirketinde robotlarla hiçbir alakası olmayan işler yapmış olsam da boş zamanlarımda bu alandaki gelişmeleri takip etmeyi hiç bırakmamıştım. Bu yüzden araştırmalara yeniden dönmek benim için pek de zor olmadı.Bu süre zarfında Serdar bana birkaç mesaj daha attı. Mesajların özü, benim gerçekten ondan ayrılabileceğime hâlâ inanmadığı yönündeydi; bana yine birkaç kez aklınca zeytin dalı uzatmıştı. Hiçbirine cevap vermedim.Sonra Serdar bana birkaç fotoğraf daha gönderdi. Bunlar Tuğba'nın görev yeri değişikliği belgeleriydi:"İşin aslını öğrendim, istifa dilekçeni onaylayan ben değilmişim. Tuğba bir işlem hatası yapıp yanlışlıkla onaylamış ama dilekçeyi verenin sen olduğunu bilmiyormuş. Şimdi onu idari işlere çektim, bir daha şirketin işlerine elini süremeyecek. Bu kadar çocukça küsüp uzak durduğun yeter artık, dön."Çok geçmeden Tuğba