MasukZorbalığa uğradığını sandığım çocukluk arkadaşım Mert'le birlikte başka bir okula geçmeye söz vermiştim. Ne var ki, nakil evraklarının onaylanmasına yalnızca bir gün kala fikrini değiştirdi. Arkadaşlarından biri kahkahalarla sordu: "Vallahi helal olsun Mert. Haftalardır zorbalığa uğruyormuş gibi davrandın, sırf Hazal'ı başından savmak içinmiş demek!" "Kız çocukluğundan beri seninle. Onu tek başına hiç bilmediği bir okula göndermeye gerçekten nasıl kıyıyorsun?" Mert'in sesi son derece kayıtsızdı: "Altı üstü aynı şehirdeki başka bir okul, ne kadar uzak olabilir ki?" "Zaten her gün peşimde dolanmasından bıkmıştım, böylesi tam oldu." Kapının dışında uzun süre kıpırdamadan durdum. Sonra sessizce arkamı dönüp oradan uzaklaştım. O gün, nakil başvurumda yazan Denizkent Kuzey Anadolu Lisesi'nin adını sildim. Yerine ailemin yıllardır gitmem için baskı yaptığı yurt dışındaki o lisenin adını yazdım. Demek herkes unutmuştu; onunla benim aramda zaten yerle gök kadar fark vardı.
Lihat lebih banyakYalçın Grubu ile Şahin Grubu arasındaki ortaklık yıllar içinde istikrarlı biçimde güçlendi.Üç yıl sonra Kerem'le evlendik.Düğünümüzü, başka bir ülkedeki tarihi bir kasabada yaptık. Kasabanın her evinin önünde rengârenk rüzgâr çanları asılıydı.Hafif bir esinti yükseldiğinde her yandan berrak tınılar duyuluyor, sanki bütün kasaba bize içten dileklerini fısıldıyordu.Tören bitmek üzereyken adı yazılmamış bir düğün hediyesi geldi.Gönderen belirtilmemişti. Ama kutunun üzerindeki Arslan ailesine ait mühürü çevremizdeki herkes tanıyordu.Aslında Kerem, Şahin Grubu'nun yönetimini resmen devralır almaz Arslan Grubu üzerinde her yönden ağır bir baskı kurmuştu.Kerem'in annesi ayrıldıktan sonra Arslan Grubu, yıkılmak üzere olan bir binayı andırıyordu.Kerem'in müdahalesinden sonra ise geriye yalnızca bir moloz yığını kalmıştı.Annesine ihanet eden o aileyi bağışlamaya hiç niyeti yoktu.Ben de tereddüt etmeden onun yanında durmuştum.Hatta bazı meselelerde Kerem'den bile daha ileri gitmiştim.
Karakoldaki ifademiz bittiğinde gece iyice ilerlemişti.Kerem'i de alıp doğruca eve döndüm.Ertesi sabah gözlerimi açtığımda kahvaltı çoktan hazırlanmıştı.Kapı pervazına yaslanıp bulaşıkları büyük bir ciddiyetle yıkayan adama baktım."Bu kadar hamarat olduğunu bilmiyordum."Kerem başını çevirip gülümsedi."Daha ilişkimizin adı bile konmadı. Müstakbel hanımımın gözüne girmek için biraz çabalamam gerekmez mi?""Ya bir gün bana kızıp beni istemezse ne yaparım?"Yarı ciddi, yarı sitemkâr bir tavırla konuşurken parmağıyla burnuma hafifçe dokundu.Çaresizce gülümsedim.Dün gece ayrılırken arkadaşlarımın Kerem'e yönelttiği, saklamaya gerek duymadıkları meraklı bakışları hatırladım.Bir süre telefonumda gelişigüzel dolaştım.Sonra gözüme düşen bir haber başlığıyla istemsizce güldüm."İlişkimizin adını koymak istiyordun ya…" dedim. "Fırsat ayağına geldi."Gündem listesinin en üstüne çıkan iki başlık, büyük ve kalın harflerle yazılmıştı:"Yalçın Grubu'nun varisi evli bir adamı baştan çıkardı!"
Mert'i bir daha, arkadaşlarımın dönüşüm şerefine düzenlediği yemekte gördüm.Artık hepimiz yetişkindik. Çevremizde konuşulanlar da yavaş yavaş okul dedikodularından aile şirketlerine, yatırımlara ve iş dünyasındaki dengelere kaymıştı.Yumuşak ışıklar, fonda çalan hafif müzik, kadehlerdeki tatlı şarap…Ortam ilk başta oldukça sakindi.Biraz daha kalmaya karar vermiştim ki davetsiz bir misafir içeri girdi.Özel odadaki konuşmalar bir anda kesildi.Sanki biri görünmez bir düğmeye basmış, az önceki sıcak atmosferi tek hamlede dondurmuştu.Yanımdaki arkadaşım kolumu hafifçe çekip alçak sesle konuştu:"Hazal, onu kimse çağırmadı."Başımı hafifçe salladım.Zaten tahmin etmiştim.Arkadaşım rahat bir nefes aldıktan sonra küçümseyici bir sesle devam etti:"O ikisi artık çevrenin yüz karası oldu. Ailelerinin çökmesi bir yana, karakterleri de beş para etmez.""Özellikle İpek… Mert'e sanki dünyadaki tek erkekmiş gibi yapışıyor. Yanına yaklaşan her kadını tehdit olarak görüyor."Başımı hafifçe çevir
Şirketin genel merkezi de aynı şehirdeydi. Bu yüzden gerekli dosyaları almak için doğruca eve gittim.Annem rahat etmem için yıllar önce bahçeli, küçük bir villa satın almıştı.Bahçe kapısını itip giriş şifresini tuşlayacağım sırada birden irkildim.Kapının yanındaki geçitte biri oturuyordu.Başını çevirdiğinde kan çanağına dönmüş gözleriyle karşılaştım.Kaşlarımı çattım."Mert? Sen buraya nasıl girdin?"Ardından dizlerindeki morlukları fark ettim. Kaşlarım daha da çatıldı."Bahçe duvarından mı atladın? Ne istiyorsun?"Mert başından beri tek kelime etmeden gözlerini üzerimden ayırmıyordu.Sonunda birden konuştu:"Hazal… Zayıflamışsın."Bu anlamsız sözle ne yapmaya çalıştığını anlayamadım.Arkamı dönüp gitmek üzereydim ki bir anda üzerime atılıp bana sarıldı.Kollarını öyle sıkı sarmıştı ki neredeyse kemiklerimi kıracaktı.Neyse ki yıllardır aldığım eğitim yalnızca gösterişten ibaret değildi.Tek hamlede kendimi kurtarıp onu üzerimden attım. Ardından kolumu tiksintiyle sildim."Mert Ars