مشاركة

BÖLÜM 5

مؤلف: Taylor West
Neah

"Ben... Ben Kurtboğan Kanı'nın ne olduğunu bilmiyorum." diye fısıldadım.

Bana kaşlarını çattı. "Abin bitkiler arasındaki farkı bildiğini söyledi."

"Ben..." Verecek bir cevabım yoktu. Tam olarak hatırlayamıyordum.

"Kurtboğan Kanı, kanımızla yetiştirilen Kurtboğandır. Yapraklarında kırmızımsı bir ton olur. Bir çocuğun bunun ne olduğunu bileceğini sanmıyorum çünkü öyle her yerde yetişen bir şey değildir. Abinin söyledikleri pek tutarlı değil."

"Anladım."

"Bunu kimin yaptığını bulana kadar durmayacağım, Neah." Kızıl gözleri kısıldı. "Çektiğin tüm bu acıların bedelini onlara ödeteceğim." Masasının kenarına oturup beni incelemeye başladı. "Ama şu anda enfeksiyon için birine görünmen gerekiyor."

Bir şey söylemedim. Hâlâ bana tuzak kurulmuş olabileceği ihtimalini sindirmeye çalışıyordum. Abim bunu neden hiç düşünmemişti?

"Gel, sana yatak odamızı göstereyim. Sürü doktoruna görünmeden önce duş alabilirsin."

Olduğum yerde donup kaldım, hareket edemedim. Az önce 'yatak odamız' mı demişti? Yani aynı odayı mı paylaşacaktık? Sanırım anlaşmalı gelini olduğum için benimle ne zaman isterse birlikte olabileceğini düşünüyordu. Bu düşünce içimi ürpertti.

Başımı kaldırıp baktığımda, beni izlediğini gördüm. Açık kapının yanında durmuş, beni bekliyordu. Elbisemin üzerimi kapattığından emin olduktan sonra koridora çıktım. Etrafta kimse yoktu ve koridorlar sessizdi.

İlerlerken Alfa Dane bana her odanın ne olduğunu söylüyordu ama asıl odağı beni yatak odasına götürmek gibiydi.

***

Yatak odası, evin geri kalanı gibi devasa pencerelere sahipti ve kocamandı. Yatak duvara yaslanmıştı. Etrafında tavandan sarkan ince perdeler vardı ama hepsi yatağın direklerine bağlanmıştı.

Beni en çok şaşırtan şey, küvetle duşun aynı odada olmasıydı. Sadece tuvalet, duşun yanındaki küçük bir bölmedeydi. Hiç mahremiyet yoktu. Buna rağmen o bunu umursuyor gibi görünmüyordu.

Sıcak nefesini tenimde hissedince irkildim. "Korkmana gerek yok."

Onun kokusunu alamıyor olabilirdim ama o, duygularımdaki değişimlerin kokusunu alabiliyordu.

Odanın karşısına geçip duşun cam kapısını açıp suyu çalıştırdı. Kapıyı kapattığı an duşun buharı camı hızla buğulandırdı. Yine de içimdeki korkuyu bastıramıyordum. Benden ne beklediğine dair hiçbir ipucu vermemişti.

"Hey." Sert parmakları çenemi kavrayıp yüzümü yukarı kaldırdı. "Burada sadece ikimiz varız. Rahatça duşunu alabilirsin."

Uzaklaşırken telefonunu cebinden çıkardı, biraz kurcaladı ve komodinin üzerine bıraktı. "Alarmı on dakikaya kurdum. Süre dolunca geri geleceğim. Sana giyecek bir şeyler getireceğim, o yüzden havluyla kal. Anlaşıldı mı?"

Bana bakıp cevap bekledi, ben de sadece başımı salladım. On dakikalık bir duş bile bana lüks gibi geliyordu. Kendi evimde bir dakika bile duş alabilsem şanslı sayılırdım. Suysa her zaman buz gibi olurdu.

Kapıya yöneldi ve eli kapı kolundayken omzunun üzerinden bana baktı. "Gerçekten daha fazla konuşmanı isterdim, Neah."

Alfa Dane beni yalnız bıraktı ve ben, sanki bir tür hayal diyarındaymışım da bunların hepsi rüyaymış gibi hızla duşa koştum. Belki de öyleydi. Belki birazdan kendi evimin bodrumunda uyanacaktım.

Vücudumu sabunlarken sabunların ve şampuanların kokusu bana cennet gibi geliyordu. Saçlarım hiç bu kadar temiz olmamıştı. Sıcak su değdiğinde karnımdaki yara sızladı ama umurumda değildi, buna değerdi.

Odada biri boğazını temizleyince donup kaldım. Beni yarı yarıya sakladığı için buhara şükrettim.

"Neah, işin bitti mi? Alarm beş dakika önce çaldı." Alfa Dane'nin sesi burada daha yüksek geliyordu.

Basit bir duşun özgürlüğüne öyle kapılmıştım ki ne alarmı ne de Alfa'nın odaya geri döndüğünü duymuştum.

"Geliyorum," dedim. Suyu kapatıp altındaki çirkinliği saklamak için havluyu etrafıma sardım.

Dışarı çıktığımda yırtık elbisemin, iç çamaşırımın ve eskimiş sandaletlerimin çoktan yerden kaldırıldığını gördüm. Alfa Dane yatağın ucunda oturuyordu. Kucağında katlanmış kıyafetlere benzeyen şeyler ve bir çift spor ayakkabı vardı.

"Pek fazla bir şey değil. Seninki kadar ince beli olan kimsemiz yok." Kıyafetleri bana uzatırken gülümsedi. Lacivert bir svetşört ve eşofman altından oluşan bir takımdı. "Şimdilik iç çamaşırı olmadan idare etmen gerekecek. Yarın sabah erkenden burada olurlar."

Havluyu çıkarmadan eşofman altını giyip svetşörtü başımdan geçirirken kaşını kaldırmış beni izliyordu. Kadınların onun önünde kendilerini sergilemesine ya da gücü olduğu için üzerine atlamalarına alışkın olabilirdi. Ama ben öyle değildim.

"Gidelim." Ayağa kalktı ve bu kez onu takip ettim. İçimde bir şey, bu yaraya baktırmazsam bunun onun keyfini kaçıracağını söylüyordu.

***

Sürü doktoru genç bir kadındı; oysa evimdeki doktor yaşlıydı ve yerini kimseye bırakmaya yanaşmazdı.

Sürü hastanesine girdiğimizde bize gülümsedi ve koyu renk saçlarını toparlayıp topuz yaptı. Alfa Dane sırıtarak beni tanıttı. "Raven, bu Neah."

Bakışlarımı aşağıda tuttum. Raven'in, "Alfa Dane, yanında getirdiği tuhaf koku dışında ne sorunu var?" dediğini duydum.

Bu, alışık olduğum türden kırıcı bir söz değildi. Daha çok meraktan söylenmiş gibiydi.

"Dilini bulduğunda sana kendisi anlatacak."

"Bir yaram var." dedim çekinerek.

"Ve iyileşmiyor musun?" diye sordu Raven, kafası karışmıştı.

"Kurdum yok." Bunu söylemekten nefret ediyordum. Bir yere ait olmadığımı sürekli hatırlatan bir şeydi.

"Kurt yetileri çocukken bağlanmış." dedi Alfa Dane ona. "Kokusunun tuhaf olmasının sebebi bu. Kurdu orada, kilit altında ve özgür kalmayı bekliyor."

Gözlerim bir anlığına yukarı kaydı ve onun doğrudan bana baktığını gördüm. Kurdumun hapsedilmiş olduğunu değil, yok olduğunu sanmıştım.

Raven'in koyu renk gözleri üzerimde gezindi. "Vay canına, tamam." Elimi tuttu. "Bu taraftan. Şu yaranı bir görelim."

Beni boş bir odaya götürdü ve yatağa uzanıp yarayı göstermemi istedi.

Svetşörtü yalnızca yarayı görebileceği kadar yukarı kaldırdım. Enfeksiyon kapmış yarayı ve etrafındaki morlukları görünce gözleri büyüdü. İçlerinden bir öfke parıltısı geçti.

Parmaklarını dikkatlice yaranın etrafına bastırdı. "Ne kadar oldu?"

"Birkaç gün." diye mırıldandım ama emin değildim. Her dayak bir diğerine karışıyordu. Dayak yemediğim her gün iyi bir gündü.

Raven başını iki yana salladı. "Bu birkaç günden daha eski. Enfeksiyonun bu hâle gelmesi için en az bir hafta geçmiş olmalı."

"Neah, bize doğruyu söylemen gerekiyor." diye kesin bir sesle söyledi Alfa Dane.

"Bilmiyorum."

"NEAH!" Derin sesi içimde yankılandı ve öfkesinden korkarak gözlerimi kapattım. Öfke cezayı, ceza ise acıyı getirirdi.

"Yemin ederim bilmiyorum. Dayaklar o kadar sık oluyor ki, bir nevi... Vücudumda morluk olmadığı tek bir an bile yok."

Sessizlik çöktü; gözlerimi açmaya çok korkuyordum. Alfa Trey bunu defalarca söylemişti. Eğer biri öğrenirse, hayatımı zaten olduğundan da beter ederdi. Eskiden, zaten bilenler dışında gerçeği başka kimin ortaya çıkarabileceğini düşünürdüm. Şimdiyse burada, başka bir sürünün hastanesinde oturmuş, en karanlık sırrımı açığa vuruyordum.

"İyileştir onu!" diye bağırdı Alfa Dane, bana sonsuzluk gibi gelen bir sürenin ardından. Cebinden telefonunu çıkararak odadan hışımla çıktı.

"Kardeşimin kusuruna bakma. Çabuk parlar, özellikle de böyle konularda." dedi Raven, yaramı nazikçe incelerken.

"Kardeşiniz mi?" diye fısıldadım, gözlerimi açarak.

"Ah, demek sana söylemedi. Sanırım Jenson'un da kardeşimiz olduğunu söylemedi, değil mi?"

Başımı iki yana salladım. Jenson'un, kardeşimin evine gelen adamlardan biri olduğunu tahmin ediyordum.

Kıkırdadı. "Jenson, kardeşimizin Gama'sı kabul edilir."

"Gama mı?" Bu terimi daha önce hiç duymamıştım.

"Evet, Alfa Dane burada çalışmamdan hem hoşlanıyor hem hoşlanmıyor. Ailemizi temsil etmemi istiyor ama bir yandan bu işi iyi yaptığımı da biliyor." Dolaptan bir krem kutusu aldı. "Şimdi, bunun günde üç kez sürülmesi gerekiyor, enfeksiyonu temizleyecektir. Eğer birkaç gün içinde bir değişim olmazsa tekrar bakarım. Kardeşim seni girişte bekliyor."

"Teşekkürler," diye mırıldandım, krem kutusunu ondan alarak. Etikete baktım ama okuyamadım. Okumayı hiç öğrenmemiştim.

Odadan çıkarken bana başıyla karşılık verdi. Dışarı çıktığımda Alfa Dane'yi telefonda birine çıkışırken buldum. Beni görür görmez telefonu kapattı ve Raven'in ne dediğini sordu.

"Krem. Günde üç kez." Kutuyu ona gösterdim, o da elimden aldı.

"Güzel, gel." Uzun adımlarla yürümeye başladı ve ona yetişebilmek için koşmak zorunda kaldım. Onu evin içinden takip edip ofise girdim.

"Yaranı göster." dedi kutunun kapağını açarken.

Bu konuda pazarlık yoktu. Daha önce elbisemi yırtıp açmadan hemen önce kullandığı tonun aynısını kullanmıştı.

Svetşörtümü yavaşça kaldırdım. Önümde çömeldi ve soğuk kremi yaramın üzerine nazikçe sürdü. "Bana yalan söylemeni istemiyorum, Neah. Asla. Hatırlamıyorsan, bana söylemen gereken şey budur. Anlaşıldı mı? Ne demek istediğini tahmin etmek zorunda kalmak istemiyorum."

"Tamam." Başka bir şey söyleyemedim. Ellerinin sıcaklığına fazla odaklanmıştım. Bir eli beni sabit tutmak için belime yaslanırken diğeri kremi nazikçe yarama yediriyordu. Başka bir erkekten gördüğüm tek temas dayaktı.

"Nefesini tutmayı bırak." dedi ayağa kalkarken. "Sana zarar vermeyeceğim."

Geçmişim düşünüldüğünde buna inanmak imkânsız gibiydi. Davranışları, ağzından çıkan sözler... Hiçbiri gerçek gibi gelmiyordu.
استمر في قراءة هذا الكتاب مجانا
امسح الكود لتنزيل التطبيق

أحدث فصل

  • Alfa'nın Sözleşmesi   BÖLÜM 30

    DaneEve vardığımızda Neah uyuyakalmıştı. Bana sırtı dönük hâlde sessizce ağlarken omuzlarının titremesini izlemiştim. Ne söyleyeceğimi ya da onu nasıl daha iyi hissettireceğimi bilemediğim için susmayı tercih etmiştim. Aero bile ne diyeceğini bilemiyordu.Onu kucağıma alıp içeri taşıdım. Kıpırdamadı, tek bir ses bile çıkarmadı. Kızarıp lekelenmiş yüzüne baktım.‘Onun için mi ağlıyor sence?’ diye sordu Aero.‘Bilmiyorum. Hiçbir şey hissetmediğini söyledi. Belki de yetilerinin bağlanması yüzünden verdiği gecikmiş bir tepkidir?’‘Ona eşimiz olduğunu söyleyebiliriz. Artık onu sahiplenebiliriz. O pislikten kurtuldu.’‘Hayır. Bence şu anda duymak isteyeceği en son şey bu.’Onu yatağa yatırdım, botlarını çıkardım. O da içgüdüsel olarak kıvrıldı ve uyurken hep yaptığı gibi hafifçe burnunu çekti.Eric’ten zihin bağı gelene kadar onu bir süre izledim. ‘Konuşmamız gerek!’Sesi oldukça acil geliyordu. Belki de arama ekibi bir şeyler bulmuştu.‘Ofiste.’ diye zihin bağıyla karşılık verdim.‘Bunun i

  • Alfa'nın Sözleşmesi   BÖLÜM 29

    Kyle göğsünü kavrayarak öne doğru sendeledi. Beta Eric, Kyle üzerime kapaklanmadan hemen önce beni çevik bir hamleyle oturduğum koltuktan çekti. Kyle, boğazından çıkan birkaç derinden ve boğuk sesin ardından tamamen hareketsiz kaldı.Luna Cassandra ve abim ayağa fırlamıştı.“Siz… siz onu öldürdünüz!” diye haykırdı Luna Cassandra.“Hak ettiğini buldu. Sadece Neah’ı doğru düzgün reddettiğinden emin olmam gerekiyordu.”“Kardeşimi öldürdünüz!” diye çığlık attı Luna Cassandra, Kyle’nin yanına koşarken.Bunu bilmiyordum. Bir anlığına ona acıdım, ta ki bana yaşattığı cehennemi hatırlayana kadar.“Arkanı kollasan iyi edersin, Alfa Dane.” diye hırladı.“Beni korkutmuyorsun.” dedi Alfa Dane, keyifle.“Belki ben korkutmuyorumdur ama başınıza gelecekleri gördüğünüzde, keşke dertlerinizin en küçüğü ben olsaydım diyeceksiniz.”“Neden bahsediyorsun?” diye çıkıştı Alfa Dane. “Bu bir tehdit mi?”Abim onun kolundan tutup yerden kalkmasına yardım ederken Cassandra, “Göreceksiniz.” diye söylendi. İkisi de

  • Alfa'nın Sözleşmesi   BÖLÜM 28

    NeahBir tür geçmişe dönüş yaşıyordum. Anı tam olarak net değildi ama Luna Cassandra’nın sesini duyabiliyordum.“Bugün hava çok sıcak, değil mi Neah?” Limonata yapmama yardım ederken ses tonu son derece neşeliydi. Mutfak tezgâhının önündeki bir sandalyeye çıkmama ve ona yardım etmeme izin vermişti. Tezgâhın üzerinde, dibinde birkaç yaprağın durduğu ikinci bir sürahi daha vardı.“O ne, Cassie?”“Biraz fazladan yapabiliriz diye düşündüm. Böyle bir günde herkes limonatayı sever.”Anı bir anda ileri sardı ve sürahiyi anne babama uzattığım ana geçti. Orada durmuş, onların kendilerine içecek doldurup bir şey şerefine kadeh kaldırmalarını izlemiştim. Sonra ortalık karışmıştı.İnsanlar bağırıp çığlık atarken biri kollarımdan yakalayıp beni sürüklemişti. Gözden kaybolmadan önce anne babamın gözlerinden, burnundan ve ağzından kan boşaldığını görmüştüm. Çaresizce yüzlerini tırmalıyorlardı.“Neah, ne yaptın sen?!”“Bilmiyorum.” Kendi korkumu, küçücük sesimin içinde duyabiliyordum.“Cassie, bilerek

  • Alfa'nın Sözleşmesi   BÖLÜM 27

    DaneCassandra, parmaklarım boğazına daha sıkı bastırırken öksürdü. Kendi parmakları çaresizce ellerimi tırmalıyor, onu bırakmamı umuyordu.“Bunu siz mi yetiştiriyorsunuz?” diye sordum, konuşmasına yetecek kadar kavrayışımı gevşeterek.“Hayır.” diye güçlükle hırıldadı.“O zaman nasıl eline geçirdin? Bunu yetiştiren Trey mi, yoksa o diğer siktiğimin gerzeği mi?”“Kendim buldum.” diye kısık, boğuk bir sesle mırıldandı.“Yalan!”“Yalan… değil!” diye nefesi kesile kesile konuştu. “Bu… bu doğru!”“Kimi öldürmeye çalışıyordun? Beni mi, onu mu?” diye sordum.Arkamda bir hareket oldu ve göz ucuyla Neah’ın öne doğru bir adım attığını gördüm.“Sen miydin?” diye fısıldadı Neah.“Benimle konuşma, SIÇAN!”“Ona cevap ver!” Bedenini tekrar duvara çarptım. Acıyla inlerken birkaç kemiğinin çatladığını hissettim.Nefes nefese, “Neden... bahsettiğini bilmiyorum.” diye soludu.“O zaman hafızanı biraz tazeleyeyim. Onun anne ve babası Kurtboğan kanıyla öldürüldü. Cinayet de onun üzerine yıkıldı. Henüz altı

  • Alfa'nın Sözleşmesi   BÖLÜM 26

    Araba doğrudan sürü evinin önünde durdu. Alfa Dane’nin eviyle kıyaslandığında gerçekten küçücüktü.Kapı açıldığında Alfa Dane dışarı çıktı ve bana elini uzattı. Bu kez elini tutmakta tereddüt etmedim çünkü Kyle’yi kızdırmamız gerektiğini bana çoktan söylemişti.Dokunuşunun sıcaklığı hem rahatlatıcı hem de garip bir şekilde beklenmedikti.Luna Cassandra basamakların üzerinde, uzun beyaz bir elbiseyle duruyordu. Sarı saçları sıkı bukleler hâlinde yüzünün etrafında salınıyordu.“Alfa Dane.” Tiz sesi irkilmeme neden oldu ve elim farkında olmadan Alfa Dane’nin elini daha sıkı kavradı. “Sizi henüz beklemiyorduk. Sözleşmede otuz gün sonra döneceğiniz yazıyordu diye hatırlıyorum.”Demek okumuşlardı.“Memnun kalmazsam on dört gün içinde döneceğim de yazıyor.” diye hatırlattı Alfa Dane, elimi hafifçe sıkarak.“İstediğini aldın!” Luna Cassandra bana dik dik baktı. “Ve biz yanlış hiçbir şey yapmadık.”“Cevapsız kalan sorular var.” Alfa Dane’nin sesindeki karanlık ton içimi anında dehşetle doldurdu

  • Alfa'nın Sözleşmesi   BÖLÜM 25

    “Neah’ın sana söylemesi gereken bir şey var.” dedi Raven, sırıtarak.“O zaman sen neden buradasın?” diye karşılık verdi.“Destek için.”Bu söze burun kıvırdı.“Ben…” Derin bir nefes aldım. “Sana abimin Kurdundan hiç bahsetmediğini söylemiştim.”“Bana yalan mı söyledin?” diye sözümü kesti.“Hayır. Öyle bir şey değil. Herkesin içinde sanki ayrı bir kişiliği olan bir Kurt olduğunu bilmiyordum.”Bakışları bana kaydı ve tek kaşını kaldırdı.“Sen Aero’dan bahsettiğinde bunun Alfa’lara özgü bir şey olduğunu sanmıştım. Ben…” Raven’e baktım; devam etmem için el hareketi yaptı. “Bunun herkeste olduğunu bilmiyordum.”“Ve şimdi öğrendin, öyle mi?!”“Ay Işığı’nda onları hiç görmedim.”“Onları hiç görmedin mi?” diye merakla sordu.Başımı iki yana salladım ve Raven’e anlattıklarımı ona da anlattım.“Kimse Kurdundan bahsetmedi mi? Kimse senin yanında dönüşmedi mi?”Başımı iki yana salladım. Kulağa ne kadar aptalca geldiğini biliyordum. Bir Kurt sürüsünde büyümüştüm ama buradaki saldırıya kadar hiç dön

فصول أخرى
استكشاف وقراءة روايات جيدة مجانية
الوصول المجاني إلى عدد كبير من الروايات الجيدة على تطبيق GoodNovel. تنزيل الكتب التي تحبها وقراءتها كلما وأينما أردت
اقرأ الكتب مجانا في التطبيق
امسح الكود للقراءة على التطبيق
DMCA.com Protection Status