Share

2.BÖLÜM

Author: Demir
Gecenin zifiri karanlığını bir bıçak gibi yaran o kesif yalnızlığıyla, sığınağı bildiği banyoya adımladı. Tenine değen sıcak suyun buharı içindeki o buz kesmiş kimsesizliği bir nebze dağıtırken, ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözlerini silip ağır adımlarla bir kapıya yöneldi. Eşiği geçtiğinde, titizlikle ilmek ilmek işlenmiş, içinde hâlâ o masumiyetin ve huzurun kokusunu barındıran bir bebek odası karşıladı .

Bebek dönencesine hafifçe dokundu; kutudan yükselen o masum melodi odayı doldururken loş ve sarı ışığın altındaki bu manzara Melis'in göğsündeki sızıyı yeniden körükledi. Gözyaşları, birer damla kor gibi yanaklarından süzülüyordu. Belki de bu yaşadıkları bir cezaydı; yavrusunu koruyamadığı için Tanrı şimdi onun canını alıyordu.

Melis küçücük bebek yatağına uzandı, bir cenin gibi kıvrıldı. Sol gözünden akan yaşlar sağına karışıyor, yanaklarından süzülüp altındaki bebek battaniyesini ıslatıyordu. Elindeki oyuncak bebeğe sıkıca sarılarak içinden mırıldandı:

"Özür dilerim bebeğim... Her şey annenin suçu. Seni koruyamadım. Ama korkma, çok yakında yanına geleceğim."

Evladını toprağa verdiği o kara günden beri ruhu, can suyu kesilmiş bir çiçek gibi günbegün kuruyup soluyordu. Pencerenin ardındaki o dipsiz ve uçsuz bucaksız karanlığa dalarak; eğer babasına o parayı ulaştırabilirse, nihayet kendi kıyametini koparıp cennet kokulu yavrusuna kavuşabileceği hayaliyle avunuyordu.

Ertesi sabah gün henüz ağarmadan Melis, üzerine çekidüzen vermiş bir şekilde hazırdı. Elindeki evlilik cüzdanında gülümseyen o eski yüzüne baktı. Üç yıl ne çabuk geçmişti. Midesini yormayacak hafif bir kahvaltı hazırladı; ölecek olsa bile, nefesi yettiği sürece babasına bakmak istiyordu.

Tam evden çıkacağı sırada hastaneden bir telefon geldi.

"Melis Hanım, babanız aniden kalp krizi geçirdi, acil ameliyata alıyoruz."

"Hemen geliyorum!"

Hastaneye vardığında babası hâlâ ameliyattaydı. Melis, ameliyathane kapısının önünde ellerini birleştirip dua etmeye başladı; hayatta her şeyini kaybetmişti, tek umudu babasının yaşamasıydı. O sırada bir hemşire yanına gelip bir tomar fatura uzattı.

"Melis Hanım, babanızın acil müdahale ve ameliyat masrafları..."

Listeye baktığında donakaldı; masraflar yüz binlerce lirayı buluyordu. Babasının aylık bakım masrafı zaten yüz bin liraydı ve Melis bunu karşılamak için üç farklı işte çalışıyordu. Bu ayın masraflarını yeni yatırmıştı; kartında sadece beş bin lirası kalmıştı, ameliyat parasını nasıl bulacaktı?

Çaresizce Demir'i aradı. Adamın sesi her zamanki gibi buz gibiydi:

"Neredesin? Yarım saattir seni bekliyorum."

"Çok acil bir işim çıktı, gelemedim."

"Melis, eğleniyor musun?" diye sordu Demir soğuk bir gülüşle. "Birdenbire boşanmaya karar vermene şaşırmıştım zaten. Bu kadar bayat bir yalan uydurup beni aptal yerine mi koyuyorsun?"

Demir'in ona inanmadığını anlayan Melis, açıklamaya çalıştı:

"Seni kandırmıyorum! Eskiden vazgeçemiyordum, bir gün her şeyin düzeleceğine inanıyordum ama artık anladım. Bu evliliğin bir anlamı kalmadı, senden boşanmayı gerçekten istiyorum. Gelemedim çünkü babam şu an ameliyatta..."

"Öldü mü?"

Melis neye uğradığını şaşırdı; bir insan böyle bir soruyu nasıl bu kadar rahat sorabilirdi?

"Hayır, şu an hayata tutunmaya çalışıyor. Demir, ameliyat masrafları yüz binlerce lira, o vadettiğin yüz milyon lirayı bana şimdi verebilir misin? Söz veriyorum, mutlaka seninle boşanacağım!"

Cevap, Demir'in küçümseyen kahkahası oldu:

"Melis, şunu iyi anla; babanın ölmesini dünyadaki herkesten çok ben istiyorum. Parayı alacaksın ama ancak o boşanma ilamı elimde olduğunda."

Telefon kapandı. Melis duyduklarına inanamıyordu; Demir'le sevgiliyken babasına karşı ne kadar saygılı olduğunu hatırlıyordu, oysa az önceki seste şaka payı olmayan bir nefret vardı. Neden babasının ölmesini istiyordu? İki yıl önceki iflas süreciyle bir ilgisi olabilir miydi? Belki de her şey onun eseriydi, ama neden?

Ameliyathane kapısı açıldı, Melis hemen öne atıldı:

"Doktor Bey, babam nasıl?"

"Merak etmeyin Melis Hanım, babanız çok güçlü çıktı, hayata tutundu. Ama durumu hâlâ hassas, sakın onu sarsacak bir şey yapmayın."

"Anladım, teşekkür ederim Doktor Bey."

Babası hâlâ baygındı. Melis hasta bakıcıya sordu:

"Babamın durumu gayet iyiydi, neden birden fenalaştı?"

Bakıcı telaşla cevap verdi:

"Babanız bugün çok neşeliydi, canının bir şeyler çektiğini söyledi. Ben de almak için on-on beş dakikalığına dışarı çıkmıştım, döndüğümde onu çoktan acile almışlardı. Melis Hanım, hepsi benim suçum!"

"Sen gitmeden önce yanına gelen giden oldu mu?"

"Hayır, kimseyi görmedim. Hatta sizin sevdiğiniz kurabiyelerden almamı tembihlemişti... Kim bilebilirdi ki böyle olacağını?"

Melis bu işte bir gariplik olduğunu seziyordu. Bakıcıya babasına iyi bakmasını söyleyip hemen danışmaya gitti ve ziyaretçi kayıtlarını sordu.

"Melis Hanım, bu sabah babanızı kimse ziyaret etmemiş."

"Teşekkür ederim."

"Bu arada Melis Hanım, masrafları ödediniz mi?"

Melis utanç içinde, "Hemen ödeyeceğim, kusura bakmayın," diyerek oradan ayrıldı.

Hastaneden çıkıp bir taksiye bindi ve evlendirme adliyeye sürdü, ancak Demir orada değildi. Hemen numarasını aradı:

"Ben geldim, neredesin?"

"Şirketteyim."

"Demir, lütfen gelip şu boşanma işini halledelim artık."

Demir soğukça güldü:

"Sence milyonluk bir sözleşme mi daha önemli, yoksa seninle vakit kaybetmek mi?"

"Bekleyebilirim, Demir yalvarırım... Babamın ameliyat parasına ihtiyacı var."

"Eğer ölürse, cenaze masraflarını ben karşılarım."

Telefon kapandı, sonraki aramalarında ise ulaşılamadı. Yağmur sicim gibi yağıyordu ve Melis duraktaki banka çöktü; eğer hamile kaldığında okulu bırakmasaydı, şimdi diplomasıyla güzel bir geleceği olabilirdi. Ailesinin iflası ve onu el üstünde tutan Demir'in bir gecede değişmesiyle her şeyini kaybetmişti.

Bir yıl önce Demir onun tüm mücevherlerini ve lüks çantalarını elinden almıştı; üzerinde tek değerli şey evlilik yüzüğüydü. Yüzüğü çıkarıp kararlı adımlarla lüks bir kuyumcuya girdi. Tezgahtar, üzerindeki ucuz kıyafetlere ve sırılsıklam hâline tiksinerek baktı:

"Hanımefendi, faturası ya da belgesi yanınızda mı?"

"Evet." diyerek başını öne eğip faturayı uzattı Melis.

"Peki, yüzüğü incelemeye almamız gerek, size yarın haber versek olur mu?"

Melis kurumuş dudaklarını yaladı: "Paraya acil ihtiyacım var, süreci hızlandıramaz mısınız?"

"Peki, bir saniye bekleyin..."

Ancak tezgahtar yüzüğü alamadan, narin ve bembeyaz bir el kutunun üzerine kapandı:

"Bu yüzük çok şıkmış, ben alıyorum."

Melis başını kaldırdığında nefret ettiği o yüzle göz göze geldi: Sena!

Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   30.BÖLÜM

    Melis'in incecik bileği, Demir'in pençeleri arasında dalında titreyen bir yaprak gibi savunmasızdı; Demir tek bir hamlesiyle onu dalından koparıp unufak edebilecek bir fırtına gibi üzerine devrildi. Kadının korku ve çaresizlik dolu yüzü, adamın zifiri karanlık gözlerine yansıyordu; Melis'in direnmesi, Demir'in kalbindeki son öfke kıvılcımını da alevlendirdi. Melis'in kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu; korku ve öfkeyle haykırdı: "Başkalarına dokunduğun ellerinle bana dokunma, çek o kirli ellerini üzerimden!"Bir sonraki an Demir, Melis'in dudaklarına kapanarak söyleyeceği tüm sözleri boğazına dizdi. Melis fal taşı gibi açılmış gözleriyle, adamın kontrolünden kurtulmak için çılgınca başını sallıyordu. Demir, elini kadının boynunun arkasından geçirip başını sıkıca kavradı ve onu bu cezalandırıcı öpücüklere boyun eğmeye zorladı.Ağzına dolan o sert ve keskin nefesle birlikte Melis, bu dudakların Sena'yı da öpmüş olabileceği düşüncesiyle sarsıldı; midesi fena halde bulandı. Nereden

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   29.BÖLÜM

    Sanki yıllardır azgın sulara karşı dimdik duran ama artık çökmek üzere olan devasa bir baraj gibiydi. Hiç yıkılmayacağı sanılan o barajda aniden bir çatlak oluşmuştu; baraj pes ettiği anda sular her yeri kaplamış, taşları sürükleyip parçalamıştı.Vazgeçmek, tutunmaktan her zaman daha kolaydı. Barajın sular altında kaldığı o an, kimse onun ne kadar süre direndiğini, ne kadar zorlandığını bilmezdi. İnandığı değerlerden vazgeçmesi için ne kadar çok acı çekmiş olması gerektiğini kimse tahmin edemezdi.Melis haklıydı; intikam almanın yanı sıra Demir'in bir an önce boşanmak istemesinin bir sebebi de oğlunu kendi nüfusuna geçirmek istemesiydi. Ancak bir yıldır süren bu çekişmede Melis'in tamamen vazgeçtiği şu an, Demir beklediği kadar mutlu olmadığını fark etti."Seni bırakacağımı mı sanıyorsun? Rüyanda görürsün! Bugünden itibaren bu konakta kalacaksın. Bu hayatta benim eşimsin, ölünce de ancak benim cenazem olursun."Melis'in gözyaşları adamın yüzüne damladı, Demir'in kalbi de sanki o nemle

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   28.BÖLÜM

    Melis yere düşmedi; tam yere yığılacağı anda bir çift el onu son anda kavrayıp tuttu. Onu tutan kişi Demir değil, Serkandı. Melis başını kaldırdığında Demir'in az ötede durduğunu gördü; Demir, onun yere yığılışını buz gibi bakışlarla izliyordu. Bakışlarında en ufak bir endişe yoktu, sadece derin bir umursamazlık seziliyordu. Haklıydı; onun gözünde hiç kimse durup dururken dengesini kaybedip düşmezdi, Melis'in yine oyun oynadığını düşündüğünden emindi. Demir'in kalbinde Melis'e karşı nefretten başka bir şey kalmamıştı, neden endişelensin ki?Serkan ise endişeyle sordu: "Hanımefendi, iyi misiniz?""İyiyim, sadece şekerim düştü." Melis, kendine acıyan bir gülümsemeyle yanıt verdi ve Demir'in arkasından yürümeye başladı.Kar bütün gece yağmıştı ve konağın bahçesi tamamen karla kaplıydı. Hizmetçiler ortalıkta görünmüyordu, bahçedeki karları temizleyen kimse de olmamıştı. Bu kısa mesafeyi yürümek bile Melis'i nefes nefese bırakmıştı.Rüzgâra ve kara karşı koyarak ısınmak için odaya girdi. K

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   27.BÖLÜM

    Çok geçmeden bu durum kanıtlandı. Araba kavşağı döndüğünde Melis'in gözü karşı şeritteki uzun kuyruğa takıldı. Kuyruğun en başında, bariyerlere çarpmış bir Porsche duruyordu. Bu Çetin'in arabası değil miydi?Onu bıraktıktan hemen sonra kaza yapmıştı. Melis'in beti benzi attı, bağırmaya başladı: "Durun!"Koruma Ahmet bu saatten sonra duracak kadar aptal değildi; sağır taklidi yaparak yola devam etti. Melis zorla kapıyı açmaya çalışınca Demir onu sertçe bileğinden tutup kendine doğru çekti; Melis onun kucağına düştü.Adamın ağır ağır konuştuğunu duydu: "Ne o? Canın mı yandı?""Sen çıldırdın mı? Çetin Bey sadece aynı okuldan mezun olduğumuz için hastanede babamla ilgileniyor, aramızda hiçbir şey yok! Neden böyle bir şey yaptın?"Demir, serin parmak uçlarını Melis'in yüzünde gezdirerek o soğuk sesiyle mırıldandı: "Çünkü... sen ne kadar üzülürsen ben o kadar mutlu olurum."Melis, varını yoğunu harcamış bir hâlde onun gömleğine tutundu; öfke doluydu ama gücü tükenmişti. Kendini zorlayarak fı

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   26.BÖLÜM

    Melis başını kaldırdı, gözlerinde alaycı bir gülümseme belirdi: "Demir Bey, bu gerçekten dahiyane bir soru. Boşanmayı isteyen zaten sen değil miydin?"Demir onun sözlerini duymazdan gelerek, beraberinde getirdiği o buz gibi havayla Melis'e iyice sokuldu. "Bu birkaç gündür onunla mıydın?"Bu kadar yakın mesafeden Melis, onun gür siyah kirpiklerinin altındaki gözlerin öfkeyle parladığını, göz aklarının kan çanağına döndüğünü ve tüm yüzüne vahşi bir ifadenin hâkim olduğunu net bir şekilde görebiliyordu.Melis durumu hemen inkâr etti: "Hayır, bu havada taksi bulmak kolay değil. Çetin Bey sadece yolunun üzeri olduğu için beni bıraktı."Demir'in ince dudaklarında küçümseyici bir gülüş kıvrıldı: "Melis, yalan söylerken gözlerini yukarı kaçırırsın. Bu huyun hâlâ değişmemiş. Bir yıldır direndikten sonra aniden pes etmen, ağır hasta babanı bırakıp ortadan kaybolman... Hepsi o adam için miydi?"Melis açıklama yapmak istemiyordu; onun gibi zeki bir adama yalan uydurmak, sadece zekasına hakaret etm

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   25.BÖLÜM

    Bu görüntüleri görmeden önce babasının dürüst bir beyefendi olduğundan adı gibi emindi; şimdiyse o "Beyefendi" sıfatının yanına büyük bir soru işareti koymaktan kendini alamıyordu.Uçuşan karlar tüm şehri esir almış, yeryüzündeki her şeyi beyaza boyamıştı; oysa Melis, bu beyazlığın altında çok daha derin bir karanlığın saklı olduğunu biliyordu.Araba yol kenarında durdu; Çetin nazikçe inip Melis'in kapısını açtı. Melis'in durumu üç gün öncesine göre sadece bir parça daha iyiydi; vücudu hâlâ çok bitkindi ve Çetin'in gözünde bir porselen bebekten farkı yoktu."Dikkatli ol, yavaş hareket et. Kar yolları kayganlaştırmış, sakın düşme."Melis minnetle gülümsedi: "Çetin Bey, çok endişeleniyorsun. Dikkatli olacağım; şu dünyada yaşama tutunmayı herkesten çok ben istiyorum."Gerçeği ortaya çıkarmadan ölmemeye kararlıydı. Çetin'in destek veren elini bıraktı ve arkasını döner dönmez karşıdaki siyah arabanın içindeki adamla göz göze geldi.Demir'in bakışları, Çetin'in az önce Melis'i tuttuğu eline

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status