Share

Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir
Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir
Author: Demir

1.BÖLÜM

Author: Demir
Melis'in kanser teşhisiyle dünyası başına yıkılırken, Demir kalbinin en derin köşesinde sakladığı o kadının oğlunu muayeneye götürmekle meşguldü.

Hastane koridorunun o buz gibi sessizliğinde, elindeki biyopsi raporunu adeta bir idam fermanı gibi tutan Dr. Çetin, Melis'in gözlerinin içine bakamıyordu. Yüzündeki ciddiyetin altında ezilen sesiyle, "Melis, sonuçlar çıktı," dedi. Söylediği her kelime, aralarındaki havayı ağırlaştırıyordu: "Maalesef tümör kötü huylu ve 3A evresinde. Eğer ameliyat başarılı geçerse, o da en iyi ihtimalle, beş yıllık hayatta kalma şansın yüzde on beş ile otuz arasında görünüyor."

Melis'in ince parmakları çantasının askısını sıkıca kavradı , solgun yüzündeki o hüzünlü ifade daha da ağırlaştı. Çetin'in gözlerinin içine çaresizlikle bakarak, "Çetin, ameliyat olmazsam ne kadar ömrüm kalır?" diye sordu.

"Kişiden kişiye değişir ama altı ay ile bir yıl arası... Senin durumunda önce iki kür kemoterapi alıp sonra cerrahi müdahaleye geçmek en doğrusu. Bu şekilde yayılım ve metastaz riskini önleyebiliriz."

Melis, titreyen dudaklarını birbirine bastırıp kelimeler boğazına dizilerek zorlukla fısıldadı: "Teşekkür ederim."

"Bana ne diye teşekkür ediyorsun? Hemen yatış işlemlerini başlatıyorum."

"Gerek yok, tedavi olmayı düşünmüyorum. Bu süreci kaldıramam."

Çetin daha fazla dil dökecek olduysa da Melis saygıyla önünde eğilerek sözünü kesti: "Çetin, lütfen bunu aramızda tut, ailemin endişelenmesini istemiyorum."

Ailesi iflas etmişti; babasının yüksek masraflarını karşılamak için zaten tüm gücünü harcıyordu. Kendi hastalığını onlara yüklemek, durumu daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktı.

Çetin çaresizce iç geçirdi. "Müsterih ol, ağzımı sıkı tutacağım. Evli olduğunu duymuştum, eşin bu konuda..."

"Çetin,babam sana emanet, gitmem gerek."

Melis bu konuyu konuşmaya hiç niyetli görünmüyordu; Çetin'in cevap vermesine fırsat bırakmadan hızlı adımlarla uzaklaştı. Çetin arkasından bakarak başını salladı. Üniversiteyi bitirmeden okuldan ayrılıp evlendiği söylenirdi; tıp fakültesinin bir zamanlar parlayan dâhisi, şimdi sönmüş bir yıldız gibiydi. Bakışlarında sadece acı ve yorgunluk kalmıştı.

Babasının iki yıllık tedavi sürecinde Melis hep tek başınaydı. Kendi hastalığı nüksettiğinde bile hastaneye bir yabancı tarafından getirilmişti; başından sonuna dek eşinin gölgesi dahi görünmemişti.

Melis geçmişi anımsadı. Evliliklerinin ilk yılında Demir ona gerçekten iyi davranmıştı. Fakat eski sevgilisi Sena hamile karnıyla ülkeye döndüğünde her şey değişmişti. Melis de o sırada hamileydi ve ikisi aynı anda suya düşmüştü.

O can pazarında Melis, Demir'in var gücüyle Sena'ya doğru yüzüşünü izlemişti. Sena ve o, yaşadıkları şokla aynı anda erken doğuma girmişti. Melis daha geç kurtarıldığı için altın saatleri kaybetmiş, hastaneye vardığında bebeği çoktan karnında can vermişti.

Bebeğini kaybedişinin yedinci gününde Demir boşanma davası açmış, Melis ise bugüne dek asla kabul etmemişti. Ancak şimdi, hastalığını öğrendikten sonra daha fazla direnecek gücü kalmamıştı.

Titreyen elleriyle numarasını tuşladı. Üçüncü çalışta Demir'in o mesafeli ve sert sesi duyuldu: "Boşanma dışında hiçbir sebeple beni arama."

Melis'in burnunun direği sızladı, gözleri doldu. Ona hasta olduğunu söylemek için hazırladığı tüm kelimeleri yuttu. O sırada telefonun diğer ucundan Sena'nın sesi yükseldi: "Demir, bebeğin muayene zamanı geldi."

Melis'in uzun süredir zapt etmeye çalıştığı gözyaşları o an boşaldı. Kendi bebeği gitmişti, yuvası yıkılmıştı; o ise bir başkasıyla çoktan aile kurmuştu. Her şeyi bitirmenin vakti gelmişti.

Eskisi gibi yerlerde sürünen bir rica yerine, fısıltı kadar bitkin bir sesle, "Demir, boşanalım," dedi.

Hattın diğer ucundaki adam bir an duraksadı, ardından soğuk bir alayla güldü: "Melis, yine ne dolaplar çeviriyorsun?"

Melis gözlerini yumarak her kelimenin üzerine basa basa konuştu: "Demir, evde seni bekliyorum."

Telefonu kapattığında tüm dermanı kesilmişti. Sırtı duvardan aşağı kaydı; koridora vuran şiddetli yağmur bedenini ıslatırken, telefonuna sarılıp hıçkırıklarını bastırmak için kıyafetinin kolunu ısırdı.

Demir, aniden kapanan telefona bakarken dalıp gitmişti. Bir yıllık soğuk savaş boyunca boşanmamak için direnen kadın, bugün neden bir anda fikir değiştirmişti? Üstelik sesi ağlamaklı geliyordu. Dışarıdaki sağanak yağmura bir bakış atıp muayene odasından çıktı.

"Demir, nereye gidiyorsun?" Sena bebeğiyle arkasından koştu ama sadece Demir'in hızla uzaklaşan sırtını görebildi. Sena'nın o yumuşak yüz ifadesi bir anda karanlık ve korkutucu bir hal aldı.

"Sürtük, hâlâ pes etmedi demek," diye düşündü.

Demir uzun zamandır ortak evlerine ayak basmamıştı. Melis'in en sevdiği yemeklerle donatılmış bir sofra kurup onu bekleyeceğini sanıyordu; ancak eve vardığında onu zifiri karanlık, ölüm sessizliğinde bir villa karşıladı.

Kış akşamları erken çökerdi; saat henüz altı olmasına rağmen dışarısı kararmıştı. Demir'in gözü yemek masasındaki solmuş, boynu bükük çiçeklere takıldı. Melis'in karakterini bilirdi; çiçeklerin bu hale gelmesine asla izin vermezdi. Tek bir ihtimal vardı: Günlerce evde yoktu, muhtemelen hep hastanedeydi.

O sırada Melis kapıdan içeri girdi. Karşısında takım elbisesiyle duran o yapılı adamı gördü. Demir'in yakışıklı yüzü buz gibiydi; bakışlarındaki nefret dalgası Melis'e çarptığında genç kadının sırtı ürperdi. Sağanağın altında koştuğu için sırılsıklam olmuştu.

"Neredeydin?" diye sordu Demir buz gibi bir sesle.

Melis'in bir zamanlar ışık saçan gözleri şimdi ferini yitirmişti. Donuk bir ifadeyle ona baktı. "Ölüp ölmemem hâlâ umurunda mı?"

Demir alayla güldü. "İmzayı atmadan geberip gitmenden korkuyorum."

Bu cümle, Melis'in zaten bin parçaya bölünmüş kalbine bir hançer gibi saplandı. Islak kıyafetleriyle içeri süzüldü. Ne ağladı ne de bağırdı; tuhaf bir sakinlikle çantasından dosyasını çıkardı.

"Korkma, imzayı attım bile."

Siyah-beyaz protokol masanın üzerine bırakıldı. Demir, "boşanma" kelimesinin daha önce hiç bu kadar göz tırmalayıcı olduğunu hissetmemişti. Melis'in tek bir talebi vardı: yüz milyon lira tazminat.

"Boşanmayı neden kabul ettiğin belli oldu; yine her şey para içinmiş."

Demir'in aşağılayıcı ifadesi Melis'in gözlerinin önündeydi. Eskiden olsa kendini savunur, açıklamalar yapardı ama bugün gerçekten çok yorgundu.

Sadece olduğu yerde durdu ve usulca cevap verdi: "Aslında servetinin yarısını alabilirdim Demir Bey. Ama sadece bu kadar istedim. Bakarsan, hâlâ fazla merhametliyim."

Demir bir adım öne çıkarak heybetli gölgesiyle Melis'i kuşattı. Uzun parmaklarıyla çenesini kavradı, sesi boğuk ve soğuktu: "Sen bana ne dedin?"

"Eğer bu hitap hoşuna gitmediyse 'eski kocam' dememde de bir sakınca yok. İmzanı atıp gidebilirsin."

Kadının bu dikbaşlı tavrı Demir'i öfkelendirdi. "Burası benim evim, beni kovmaya ne hakkın var?"

Melis dudak bükerek acı bir şekilde gülümsedi. "Hakkım yok, haklısın. Merak etme, boşanma belgesini alır almaz buradan taşınacağım."

Sözünü bitirince Demir'in elini sertçe tersledi. Koyu renk gözlerini, bir zamanlar sevgiyle baktığı o adamın gözlerine doğrudan dikti ve buz gibi bir sesle konuştu: "Demir Bey, yarın sabah saat dokuzda boşanma protokolü ve nüfus cüzdanınla birlikte adliyenin önünde ol."

Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   30.BÖLÜM

    Melis'in incecik bileği, Demir'in pençeleri arasında dalında titreyen bir yaprak gibi savunmasızdı; Demir tek bir hamlesiyle onu dalından koparıp unufak edebilecek bir fırtına gibi üzerine devrildi. Kadının korku ve çaresizlik dolu yüzü, adamın zifiri karanlık gözlerine yansıyordu; Melis'in direnmesi, Demir'in kalbindeki son öfke kıvılcımını da alevlendirdi. Melis'in kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu; korku ve öfkeyle haykırdı: "Başkalarına dokunduğun ellerinle bana dokunma, çek o kirli ellerini üzerimden!"Bir sonraki an Demir, Melis'in dudaklarına kapanarak söyleyeceği tüm sözleri boğazına dizdi. Melis fal taşı gibi açılmış gözleriyle, adamın kontrolünden kurtulmak için çılgınca başını sallıyordu. Demir, elini kadının boynunun arkasından geçirip başını sıkıca kavradı ve onu bu cezalandırıcı öpücüklere boyun eğmeye zorladı.Ağzına dolan o sert ve keskin nefesle birlikte Melis, bu dudakların Sena'yı da öpmüş olabileceği düşüncesiyle sarsıldı; midesi fena halde bulandı. Nereden

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   29.BÖLÜM

    Sanki yıllardır azgın sulara karşı dimdik duran ama artık çökmek üzere olan devasa bir baraj gibiydi. Hiç yıkılmayacağı sanılan o barajda aniden bir çatlak oluşmuştu; baraj pes ettiği anda sular her yeri kaplamış, taşları sürükleyip parçalamıştı.Vazgeçmek, tutunmaktan her zaman daha kolaydı. Barajın sular altında kaldığı o an, kimse onun ne kadar süre direndiğini, ne kadar zorlandığını bilmezdi. İnandığı değerlerden vazgeçmesi için ne kadar çok acı çekmiş olması gerektiğini kimse tahmin edemezdi.Melis haklıydı; intikam almanın yanı sıra Demir'in bir an önce boşanmak istemesinin bir sebebi de oğlunu kendi nüfusuna geçirmek istemesiydi. Ancak bir yıldır süren bu çekişmede Melis'in tamamen vazgeçtiği şu an, Demir beklediği kadar mutlu olmadığını fark etti."Seni bırakacağımı mı sanıyorsun? Rüyanda görürsün! Bugünden itibaren bu konakta kalacaksın. Bu hayatta benim eşimsin, ölünce de ancak benim cenazem olursun."Melis'in gözyaşları adamın yüzüne damladı, Demir'in kalbi de sanki o nemle

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   28.BÖLÜM

    Melis yere düşmedi; tam yere yığılacağı anda bir çift el onu son anda kavrayıp tuttu. Onu tutan kişi Demir değil, Serkandı. Melis başını kaldırdığında Demir'in az ötede durduğunu gördü; Demir, onun yere yığılışını buz gibi bakışlarla izliyordu. Bakışlarında en ufak bir endişe yoktu, sadece derin bir umursamazlık seziliyordu. Haklıydı; onun gözünde hiç kimse durup dururken dengesini kaybedip düşmezdi, Melis'in yine oyun oynadığını düşündüğünden emindi. Demir'in kalbinde Melis'e karşı nefretten başka bir şey kalmamıştı, neden endişelensin ki?Serkan ise endişeyle sordu: "Hanımefendi, iyi misiniz?""İyiyim, sadece şekerim düştü." Melis, kendine acıyan bir gülümsemeyle yanıt verdi ve Demir'in arkasından yürümeye başladı.Kar bütün gece yağmıştı ve konağın bahçesi tamamen karla kaplıydı. Hizmetçiler ortalıkta görünmüyordu, bahçedeki karları temizleyen kimse de olmamıştı. Bu kısa mesafeyi yürümek bile Melis'i nefes nefese bırakmıştı.Rüzgâra ve kara karşı koyarak ısınmak için odaya girdi. K

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   27.BÖLÜM

    Çok geçmeden bu durum kanıtlandı. Araba kavşağı döndüğünde Melis'in gözü karşı şeritteki uzun kuyruğa takıldı. Kuyruğun en başında, bariyerlere çarpmış bir Porsche duruyordu. Bu Çetin'in arabası değil miydi?Onu bıraktıktan hemen sonra kaza yapmıştı. Melis'in beti benzi attı, bağırmaya başladı: "Durun!"Koruma Ahmet bu saatten sonra duracak kadar aptal değildi; sağır taklidi yaparak yola devam etti. Melis zorla kapıyı açmaya çalışınca Demir onu sertçe bileğinden tutup kendine doğru çekti; Melis onun kucağına düştü.Adamın ağır ağır konuştuğunu duydu: "Ne o? Canın mı yandı?""Sen çıldırdın mı? Çetin Bey sadece aynı okuldan mezun olduğumuz için hastanede babamla ilgileniyor, aramızda hiçbir şey yok! Neden böyle bir şey yaptın?"Demir, serin parmak uçlarını Melis'in yüzünde gezdirerek o soğuk sesiyle mırıldandı: "Çünkü... sen ne kadar üzülürsen ben o kadar mutlu olurum."Melis, varını yoğunu harcamış bir hâlde onun gömleğine tutundu; öfke doluydu ama gücü tükenmişti. Kendini zorlayarak fı

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   26.BÖLÜM

    Melis başını kaldırdı, gözlerinde alaycı bir gülümseme belirdi: "Demir Bey, bu gerçekten dahiyane bir soru. Boşanmayı isteyen zaten sen değil miydin?"Demir onun sözlerini duymazdan gelerek, beraberinde getirdiği o buz gibi havayla Melis'e iyice sokuldu. "Bu birkaç gündür onunla mıydın?"Bu kadar yakın mesafeden Melis, onun gür siyah kirpiklerinin altındaki gözlerin öfkeyle parladığını, göz aklarının kan çanağına döndüğünü ve tüm yüzüne vahşi bir ifadenin hâkim olduğunu net bir şekilde görebiliyordu.Melis durumu hemen inkâr etti: "Hayır, bu havada taksi bulmak kolay değil. Çetin Bey sadece yolunun üzeri olduğu için beni bıraktı."Demir'in ince dudaklarında küçümseyici bir gülüş kıvrıldı: "Melis, yalan söylerken gözlerini yukarı kaçırırsın. Bu huyun hâlâ değişmemiş. Bir yıldır direndikten sonra aniden pes etmen, ağır hasta babanı bırakıp ortadan kaybolman... Hepsi o adam için miydi?"Melis açıklama yapmak istemiyordu; onun gibi zeki bir adama yalan uydurmak, sadece zekasına hakaret etm

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   25.BÖLÜM

    Bu görüntüleri görmeden önce babasının dürüst bir beyefendi olduğundan adı gibi emindi; şimdiyse o "Beyefendi" sıfatının yanına büyük bir soru işareti koymaktan kendini alamıyordu.Uçuşan karlar tüm şehri esir almış, yeryüzündeki her şeyi beyaza boyamıştı; oysa Melis, bu beyazlığın altında çok daha derin bir karanlığın saklı olduğunu biliyordu.Araba yol kenarında durdu; Çetin nazikçe inip Melis'in kapısını açtı. Melis'in durumu üç gün öncesine göre sadece bir parça daha iyiydi; vücudu hâlâ çok bitkindi ve Çetin'in gözünde bir porselen bebekten farkı yoktu."Dikkatli ol, yavaş hareket et. Kar yolları kayganlaştırmış, sakın düşme."Melis minnetle gülümsedi: "Çetin Bey, çok endişeleniyorsun. Dikkatli olacağım; şu dünyada yaşama tutunmayı herkesten çok ben istiyorum."Gerçeği ortaya çıkarmadan ölmemeye kararlıydı. Çetin'in destek veren elini bıraktı ve arkasını döner dönmez karşıdaki siyah arabanın içindeki adamla göz göze geldi.Demir'in bakışları, Çetin'in az önce Melis'i tuttuğu eline

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status