Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir

Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir

Von:  DemirLaufend
Sprache: Turkish
goodnovel4goodnovel
Nicht genügend Bewertungen
30Kapitel
18Aufrufe
Lesen
Zur Bibliothek hinzufügen

Teilen:  

Melden
Übersicht
Katalog
CODE SCANNEN, UM IN DER APP ZU LESEN

Zusammenfassung

boşandıktan sonra

intikam

CEO

pişmanlık

acımasız

moderndönem

trajedi

Gürsoy Ailesi’nin kızı Melis, üç yıl boyunca Demir’e her şeyini sundu. Ancak Demir’in kalbinde, on yıldır sakladığı çocukluk aşkının gölgesi vardı. Melis, amansız bir hastalığın pençesine düştüğünü öğrendiği gün; Demir, o kadının çocuğu için hastane koridorlarında koşturuyordu. Melis ne bir olay çıkardı ne de ağlayıp sızladı. Boşanma protokolünü masaya bırakıp sessizce hayatından çekilmek istedi. Fakat karşılığında çok daha yıkıcı bir intikam dalgasıyla karşılaştı... Meğer Demir’in onunla evlenmesinin tek bir sebebi vardı: Kız kardeşinin öcünü almak. Melis hastalığın kıskacında kıvranırken, Demir onun çenesini kenetlercesine sıkıp kulağına fısıldadı: "Bu, Gürsoy Ailesi’nin bana olan borcudur." Gürsoy ailesi tek tek mahvoldu; babası şüpheli bir kazayla bitkisel hayata mahkûm edildi. Artık yaşamak için tek bir nedeni bile kalmayan Melis, gencecik bedenini yüksek bir binadan boşluğa bıraktı. "Gürsoy Ailesi’nin sana olan borcunu... canımla ödedim." Her zaman kibirli ve mağrur olan koskoca Demir Bey; o gün dizlerinin üzerine çöktü, gözleri kan çanağına dönmüş halde, delirmişçesine tek bir şey için yalvardı... Onu geri alabilmek için.

Mehr anzeigen

Kapitel 1

1.BÖLÜM

Melis'in kanser teşhisiyle dünyası başına yıkılırken, Demir kalbinin en derin köşesinde sakladığı o kadının oğlunu muayeneye götürmekle meşguldü.

Hastane koridorunun o buz gibi sessizliğinde, elindeki biyopsi raporunu adeta bir idam fermanı gibi tutan Dr. Çetin, Melis'in gözlerinin içine bakamıyordu. Yüzündeki ciddiyetin altında ezilen sesiyle, "Melis, sonuçlar çıktı," dedi. Söylediği her kelime, aralarındaki havayı ağırlaştırıyordu: "Maalesef tümör kötü huylu ve 3A evresinde. Eğer ameliyat başarılı geçerse, o da en iyi ihtimalle, beş yıllık hayatta kalma şansın yüzde on beş ile otuz arasında görünüyor."

Melis'in ince parmakları çantasının askısını sıkıca kavradı , solgun yüzündeki o hüzünlü ifade daha da ağırlaştı. Çetin'in gözlerinin içine çaresizlikle bakarak, "Çetin, ameliyat olmazsam ne kadar ömrüm kalır?" diye sordu.

"Kişiden kişiye değişir ama altı ay ile bir yıl arası... Senin durumunda önce iki kür kemoterapi alıp sonra cerrahi müdahaleye geçmek en doğrusu. Bu şekilde yayılım ve metastaz riskini önleyebiliriz."

Melis, titreyen dudaklarını birbirine bastırıp kelimeler boğazına dizilerek zorlukla fısıldadı: "Teşekkür ederim."

"Bana ne diye teşekkür ediyorsun? Hemen yatış işlemlerini başlatıyorum."

"Gerek yok, tedavi olmayı düşünmüyorum. Bu süreci kaldıramam."

Çetin daha fazla dil dökecek olduysa da Melis saygıyla önünde eğilerek sözünü kesti: "Çetin, lütfen bunu aramızda tut, ailemin endişelenmesini istemiyorum."

Ailesi iflas etmişti; babasının yüksek masraflarını karşılamak için zaten tüm gücünü harcıyordu. Kendi hastalığını onlara yüklemek, durumu daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktı.

Çetin çaresizce iç geçirdi. "Müsterih ol, ağzımı sıkı tutacağım. Evli olduğunu duymuştum, eşin bu konuda..."

"Çetin,babam sana emanet, gitmem gerek."

Melis bu konuyu konuşmaya hiç niyetli görünmüyordu; Çetin'in cevap vermesine fırsat bırakmadan hızlı adımlarla uzaklaştı. Çetin arkasından bakarak başını salladı. Üniversiteyi bitirmeden okuldan ayrılıp evlendiği söylenirdi; tıp fakültesinin bir zamanlar parlayan dâhisi, şimdi sönmüş bir yıldız gibiydi. Bakışlarında sadece acı ve yorgunluk kalmıştı.

Babasının iki yıllık tedavi sürecinde Melis hep tek başınaydı. Kendi hastalığı nüksettiğinde bile hastaneye bir yabancı tarafından getirilmişti; başından sonuna dek eşinin gölgesi dahi görünmemişti.

Melis geçmişi anımsadı. Evliliklerinin ilk yılında Demir ona gerçekten iyi davranmıştı. Fakat eski sevgilisi Sena hamile karnıyla ülkeye döndüğünde her şey değişmişti. Melis de o sırada hamileydi ve ikisi aynı anda suya düşmüştü.

O can pazarında Melis, Demir'in var gücüyle Sena'ya doğru yüzüşünü izlemişti. Sena ve o, yaşadıkları şokla aynı anda erken doğuma girmişti. Melis daha geç kurtarıldığı için altın saatleri kaybetmiş, hastaneye vardığında bebeği çoktan karnında can vermişti.

Bebeğini kaybedişinin yedinci gününde Demir boşanma davası açmış, Melis ise bugüne dek asla kabul etmemişti. Ancak şimdi, hastalığını öğrendikten sonra daha fazla direnecek gücü kalmamıştı.

Titreyen elleriyle numarasını tuşladı. Üçüncü çalışta Demir'in o mesafeli ve sert sesi duyuldu: "Boşanma dışında hiçbir sebeple beni arama."

Melis'in burnunun direği sızladı, gözleri doldu. Ona hasta olduğunu söylemek için hazırladığı tüm kelimeleri yuttu. O sırada telefonun diğer ucundan Sena'nın sesi yükseldi: "Demir, bebeğin muayene zamanı geldi."

Melis'in uzun süredir zapt etmeye çalıştığı gözyaşları o an boşaldı. Kendi bebeği gitmişti, yuvası yıkılmıştı; o ise bir başkasıyla çoktan aile kurmuştu. Her şeyi bitirmenin vakti gelmişti.

Eskisi gibi yerlerde sürünen bir rica yerine, fısıltı kadar bitkin bir sesle, "Demir, boşanalım," dedi.

Hattın diğer ucundaki adam bir an duraksadı, ardından soğuk bir alayla güldü: "Melis, yine ne dolaplar çeviriyorsun?"

Melis gözlerini yumarak her kelimenin üzerine basa basa konuştu: "Demir, evde seni bekliyorum."

Telefonu kapattığında tüm dermanı kesilmişti. Sırtı duvardan aşağı kaydı; koridora vuran şiddetli yağmur bedenini ıslatırken, telefonuna sarılıp hıçkırıklarını bastırmak için kıyafetinin kolunu ısırdı.

Demir, aniden kapanan telefona bakarken dalıp gitmişti. Bir yıllık soğuk savaş boyunca boşanmamak için direnen kadın, bugün neden bir anda fikir değiştirmişti? Üstelik sesi ağlamaklı geliyordu. Dışarıdaki sağanak yağmura bir bakış atıp muayene odasından çıktı.

"Demir, nereye gidiyorsun?" Sena bebeğiyle arkasından koştu ama sadece Demir'in hızla uzaklaşan sırtını görebildi. Sena'nın o yumuşak yüz ifadesi bir anda karanlık ve korkutucu bir hal aldı.

"Sürtük, hâlâ pes etmedi demek," diye düşündü.

Demir uzun zamandır ortak evlerine ayak basmamıştı. Melis'in en sevdiği yemeklerle donatılmış bir sofra kurup onu bekleyeceğini sanıyordu; ancak eve vardığında onu zifiri karanlık, ölüm sessizliğinde bir villa karşıladı.

Kış akşamları erken çökerdi; saat henüz altı olmasına rağmen dışarısı kararmıştı. Demir'in gözü yemek masasındaki solmuş, boynu bükük çiçeklere takıldı. Melis'in karakterini bilirdi; çiçeklerin bu hale gelmesine asla izin vermezdi. Tek bir ihtimal vardı: Günlerce evde yoktu, muhtemelen hep hastanedeydi.

O sırada Melis kapıdan içeri girdi. Karşısında takım elbisesiyle duran o yapılı adamı gördü. Demir'in yakışıklı yüzü buz gibiydi; bakışlarındaki nefret dalgası Melis'e çarptığında genç kadının sırtı ürperdi. Sağanağın altında koştuğu için sırılsıklam olmuştu.

"Neredeydin?" diye sordu Demir buz gibi bir sesle.

Melis'in bir zamanlar ışık saçan gözleri şimdi ferini yitirmişti. Donuk bir ifadeyle ona baktı. "Ölüp ölmemem hâlâ umurunda mı?"

Demir alayla güldü. "İmzayı atmadan geberip gitmenden korkuyorum."

Bu cümle, Melis'in zaten bin parçaya bölünmüş kalbine bir hançer gibi saplandı. Islak kıyafetleriyle içeri süzüldü. Ne ağladı ne de bağırdı; tuhaf bir sakinlikle çantasından dosyasını çıkardı.

"Korkma, imzayı attım bile."

Siyah-beyaz protokol masanın üzerine bırakıldı. Demir, "boşanma" kelimesinin daha önce hiç bu kadar göz tırmalayıcı olduğunu hissetmemişti. Melis'in tek bir talebi vardı: yüz milyon lira tazminat.

"Boşanmayı neden kabul ettiğin belli oldu; yine her şey para içinmiş."

Demir'in aşağılayıcı ifadesi Melis'in gözlerinin önündeydi. Eskiden olsa kendini savunur, açıklamalar yapardı ama bugün gerçekten çok yorgundu.

Sadece olduğu yerde durdu ve usulca cevap verdi: "Aslında servetinin yarısını alabilirdim Demir Bey. Ama sadece bu kadar istedim. Bakarsan, hâlâ fazla merhametliyim."

Demir bir adım öne çıkarak heybetli gölgesiyle Melis'i kuşattı. Uzun parmaklarıyla çenesini kavradı, sesi boğuk ve soğuktu: "Sen bana ne dedin?"

"Eğer bu hitap hoşuna gitmediyse 'eski kocam' dememde de bir sakınca yok. İmzanı atıp gidebilirsin."

Kadının bu dikbaşlı tavrı Demir'i öfkelendirdi. "Burası benim evim, beni kovmaya ne hakkın var?"

Melis dudak bükerek acı bir şekilde gülümsedi. "Hakkım yok, haklısın. Merak etme, boşanma belgesini alır almaz buradan taşınacağım."

Sözünü bitirince Demir'in elini sertçe tersledi. Koyu renk gözlerini, bir zamanlar sevgiyle baktığı o adamın gözlerine doğrudan dikti ve buz gibi bir sesle konuştu: "Demir Bey, yarın sabah saat dokuzda boşanma protokolü ve nüfus cüzdanınla birlikte adliyenin önünde ol."

Erweitern
Nächstes Kapitel
Herunterladen

Aktuellstes Kapitel

Weitere Kapitel
Keine Kommentare
30 Kapitel
Entdecke und lies gute Romane kostenlos
Kostenloser Zugriff auf zahlreiche Romane in der GoodNovel-App. Lade deine Lieblingsbücher herunter und lies jederzeit und überall.
Bücher in der App kostenlos lesen
CODE SCANNEN, UM IN DER APP ZU LESEN
DMCA.com Protection Status