Share

3.BÖLÜM

Author: Demir
Sena, üzerinde zarif beyaz kaşmir bir paltoyla duruyordu; kulaklarındaki beyaz inciler ona yumuşak ve asil bir hava katıyordu. Sadece boynundaki şal bile binlerce lira değerindeydi. Mağaza görevlisi onu görür görmez hemen karşılamaya koştu:

"Hoş geldiniz Sena Hanım, Demir Bey bugün mücevher seçerken size eşlik etmedi mi?"

"Sena Hanım, mağazamıza yeni modeller geldi, her biri tam size göre."

"Sena Hanım, geçen sefer ayırmamı istediğiniz zümrütler geldi. Birazdan deneyin lütfen, ten renginize çok yakışacaktır."

Görevli her cümlesinde ona "Sena Hanım" diye hitap ederken, Sena gülümseyerek Melis'e baktı; bakışları zaferinin kanıtı olan bir kibirle doluydu. Herkes Demir Sancaktar'ın onu el üstünde tuttuğunu biliyordu ama kimse Melis'in onun nikâhlı eşi olduğundan haberdar değildi.

Melis, iki yanına cansızca düşen ellerini, tırnakları avuçlarına gömülürcesine yumruk yaptı. Neden hayatının en virane, en savunmasız anında; görmeyi dilediği son insan, bir hayalet gibi tam da karşısında bitivermişti?

Sena nazik bir sesle sordu: "Bu kadar kaliteli bir yüzüğü nakde çevirmek büyük bir kayıp olur, öyle değil mi?"

Melis, yüzük kutusunu hızla geri çekip öfkeden kaskatı kesilmiş bir yüzle cevap verdi: "Satmaktan vazgeçtim."

"Vaz mı geçtin? Ne yazık...Bu yüzüğü gerçekten beğenmiştim. Eski bir tanışıklığımızın hatırına yüksek bir fiyat vermeyi düşünüyordum. Melis Hanım, paraya ihtiyacınız yok muydu?"

Melis olduğu yerde donup kaldı. Evet, paraya ihtiyacı vardı; hem de çok. Sena da tam bu noktadan vuruyor, onun gururunu pervasızca çiğniyordu. Çevredeki görevliler de hemen araya girdi:

"Hanımefendi, bu hanımefendi Sancaktar Holding'in CEO'sunun nişanlısıdır. Madem Sena Hanım yüzüğünüzü beğendi, size kesinlikle iyi bir fiyat verecektir. Böylece bizim prosedürlerimizi beklemenize gerek kalmadan paranızı alabilirsiniz."

O "Sena Hanım" hitapları ne kadar da ironikti; oysa sadece bir yıl önce Melis, ona asla boşanmayacağını ve bu umuttan vazgeçmesi gerektiğini kararlılıkla söylemişti. Bir yıl içinde Sena'nın konumu tüm şehir tarafından bilinir hâle gelmişti. Melis, Demir ile olan evliliğinin başından beri bir oyun olduğunu daha net hissediyordu.

Sena onun tereddüt ettiğini görünce yüzünde parlak bir gülümseme belirdi: "Melis Hanım, bir fiyat söyleyin."

Bu kibirli surat gerçekten mide bulandırıcıydı. Melis soğuk bir ifadeyle, "Satmıyorum," dedi.

Ancak Sena vazgeçmeye niyetli değildi: "Melis Hanım artık yolun sonuna geldiniz, hâlâ gururunuzu mu düşünüyorsunuz? Ben sizin yerinizde olsam çoktan vazgeçerdim. Kimse size bu şekilde direnmenin ne kadar çirkin göründüğünü söylemedi mi?"

"Sena Hanım, bu söyledikleriniz çok gülünç. Başkasının eşyasına göz dikip bir de bununla övünüyorsunuz. Çalmayı bu kadar seviyorsanız neden gidip bir banka soymuyorsunuz?"

İkili tartışırken yüzük kutudan fırladı, havada bir kavis çizerek "çın" sesiyle yere çarptı. Melis hemen peşinden koştu; yüzük tam kapı eşiğindeki zarif, el yapımı deri bir ayakkabının önüne kadar yuvarlanmıştı. Melis yüzüğü almak için eğildiğinde, boynuna soğuk bir su damlası düştü; insanın içini ürperten cinsten bir soğukluktu bu.

Yavaşça başını kaldırdığında, duygusuz ve zalim bir çift gözle karşılaştı. Demir elindeki siyah şemsiyeyi henüz kapatmamıştı; yağmur damlaları şemsiyenin kavisli yüzeyinden tek tek Melis'in başının üzerine süzülüyordu. Siyah yün paltosu, Demir'in heybetli duruşunu daha da belirginleştirmişti.

Melis ona bakarken donup kaldı; onu ilk gördüğü anı hatırladı. Yirmi yaşındaydı, güneşin aydınlattığı bir sahada beyaz gömleğiyle duruyordu; sanki o an kalbinin tam ortasına yerleşmiş ve on dört yaşındaki hâline sonsuza dek kazınmıştı.

Melis'in üzerindeki örgü hırka onu daha da zayıf gösteriyordu; çenesi sivrilmişti, üç ay öncesine göre daha da kilo vermiş gibiydi. Demir ne kadar asil ve ulaşılamazsa, Melis o kadar zavallı görünüyordu.

Melis, yüzüğü alma hamlesiyle öylece kalakaldı. O dalgınlık anında adam adımını attı ve yüzüğün üzerine basarak hiçbir duygu belirtisi göstermeden önünden geçip gitti. Melis hâlâ çömelmiş vaziyetteydi. Bu yüzüğü Demir, bizzat Melis'in zevkine göre tasarlamıştı; gösterişten uzak ama eşsiz bir tasarımı vardı, dünyada tekti. Demir onu parmağına taktığı andan itibaren Melis, temizlik yaptığı anlar dışında hiçbir zaman parmağından çıkarmamıştı.

Şu an paraya bu kadar acil ihtiyacı olmasaydı böyle bir yola başvurmazdı; fakat onun üzerine titrediği bu şey, başkalarının gözünde sadece değersiz bir çöptü. Demir'in ezdiği şey yüzük değil, Melis'in değer verdiği tüm geçmişiydi.

Sena gülümseyerek Demir'e yaklaştı: "Demir, geldin mi? Tam mücevher seçerken Melis Hanım'ın yüzüğünü sattığını gördüm."

Demir'in ifadesiz yüzünden hiçbir duygu okunmuyordu. Soğuk bakışlarını Melis'in öfkesini bastırmaya çalışan küçük yüzüne dikti: "Bu yüzüğü satacak mısın?"

Melis gözyaşlarını zorlukla tutarak, ağlamamak için dudaklarını ısırdı: "Evet. Demir Bey, siz mi alacaksınız?"

Demir'in dudaklarında alaycı bir kıvrılma oluştu: "Melis Hanım, bu yüzüğün sizin için ne kadar önemli olduğunu söylediğinizi hatırlıyorum. Görünüşe göre samimiyetiniz de bu kadarmış. İçinde ruh olmayan şeyler benim için sadece birer eskitidir."

Melis tam cevap verecekken midesindeki o yakıcı ağrı sinirlerini zonklattı. Tümör büyüdükçe, başlangıçtaki hafif sızı yerini artık dayanılmaz sancılara bırakmıştı. Parlak ışıkların altında birbirine çok yakışan bu siyah-beyaz kombinli çifte baktı; sanki birbirleri için yaratılmışlardı.

Aniden savunma yapacak gücü kendinde bulamadı. Kalbi başkası için atan bir adama kalbinizi söküp verseniz bile buna dönüp bakmazdı. Melis ağrısına direnerek yüzüğü yerden aldı; sakin adımlarla tezgâha dönüp kutusunu ve belgesini geri aldı.

Demir'in önünde zayıf görünmek istemiyordu; bayılacak kadar acı çekse de dik duruşundan ödün vermeden yürüdü. Demir'in yanından geçerken kısık bir sesle fısıldadı:

"Aynen Demir Bey gibi... Eskiden onu canım sanırdım, şimdi ise sadece para eden bir taştan ibaret."

Demir onda bir gariplik olduğunu fark etti. Melis'in alnı ter içindeydi, yüzü kağıt gibi bembeyazdı; sanki büyük bir acıyı bastırmaya çalışıyordu. Adamın eli aniden Melis'in kolunu kavradı ve alçak bir sesle sordu: "Neyin var?"

Melis kolunu sertçe çekti: "Seni ilgilendirmez."

Ona bir kez bile dönüp bakmadan, sırtını dikleştirerek gözden kayboldu. Demir giden kadının arkasından bakarken içinden geçirdi:

"Kendi ellerimle vazgeçtiğim biri için kalbim neden bu kadar acıyor?"

Melis kimsenin olmadığı bir köşeye geçip çantasından aceleyle ağrı kesici çıkardı. Kanser tedavisindeki ilaçların yan etkilerini biliyordu, bu yüzden sadece geçici etkili ağrı kesiciler alabilmişti; bunlar da etkisini çok az gösteriyordu.

Dışarıdaki şiddetli yağmura bakarken, geriye tek bir yolun mu kaldığını düşündü. O, dünyada en son görmek istediği kişiydi ama babası için bu riski göze almalıydı. Melis önce eve gidip perişan hâlini düzeltti, ardından bir taksiye binip Başkent Villaları'na gitti.

On yılı aşkın bir ayrılığın ardından, o kadının ülkeye dönüşü Melis için sadece cevapsız bir soruydu. Karşısındaki ihtişamlı villa, kadının kendine kurduğu pırıltılı ve yabancı dünyayı Melis'in önüne çıkıyordu.

Hizmetli eşliğinde salona geçtiğinde, zamanın eskitemediği o mağrur ve seçkin siluetle karşılaştı. Kadın, bakışlarını Melis'e çevirip o tek kelimeyi fısıldadı:

"Melis..."

O an "Anne" kelimesi, söylenmesi en ağır yük gibi Melis'in boğazına düğümlendi; dudaklarının kıyısına kadar gelse de geçmişin kırgınlıklarını aşıp dışarı dökülemedi.

Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   30.BÖLÜM

    Melis'in incecik bileği, Demir'in pençeleri arasında dalında titreyen bir yaprak gibi savunmasızdı; Demir tek bir hamlesiyle onu dalından koparıp unufak edebilecek bir fırtına gibi üzerine devrildi. Kadının korku ve çaresizlik dolu yüzü, adamın zifiri karanlık gözlerine yansıyordu; Melis'in direnmesi, Demir'in kalbindeki son öfke kıvılcımını da alevlendirdi. Melis'in kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu; korku ve öfkeyle haykırdı: "Başkalarına dokunduğun ellerinle bana dokunma, çek o kirli ellerini üzerimden!"Bir sonraki an Demir, Melis'in dudaklarına kapanarak söyleyeceği tüm sözleri boğazına dizdi. Melis fal taşı gibi açılmış gözleriyle, adamın kontrolünden kurtulmak için çılgınca başını sallıyordu. Demir, elini kadının boynunun arkasından geçirip başını sıkıca kavradı ve onu bu cezalandırıcı öpücüklere boyun eğmeye zorladı.Ağzına dolan o sert ve keskin nefesle birlikte Melis, bu dudakların Sena'yı da öpmüş olabileceği düşüncesiyle sarsıldı; midesi fena halde bulandı. Nereden

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   29.BÖLÜM

    Sanki yıllardır azgın sulara karşı dimdik duran ama artık çökmek üzere olan devasa bir baraj gibiydi. Hiç yıkılmayacağı sanılan o barajda aniden bir çatlak oluşmuştu; baraj pes ettiği anda sular her yeri kaplamış, taşları sürükleyip parçalamıştı.Vazgeçmek, tutunmaktan her zaman daha kolaydı. Barajın sular altında kaldığı o an, kimse onun ne kadar süre direndiğini, ne kadar zorlandığını bilmezdi. İnandığı değerlerden vazgeçmesi için ne kadar çok acı çekmiş olması gerektiğini kimse tahmin edemezdi.Melis haklıydı; intikam almanın yanı sıra Demir'in bir an önce boşanmak istemesinin bir sebebi de oğlunu kendi nüfusuna geçirmek istemesiydi. Ancak bir yıldır süren bu çekişmede Melis'in tamamen vazgeçtiği şu an, Demir beklediği kadar mutlu olmadığını fark etti."Seni bırakacağımı mı sanıyorsun? Rüyanda görürsün! Bugünden itibaren bu konakta kalacaksın. Bu hayatta benim eşimsin, ölünce de ancak benim cenazem olursun."Melis'in gözyaşları adamın yüzüne damladı, Demir'in kalbi de sanki o nemle

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   28.BÖLÜM

    Melis yere düşmedi; tam yere yığılacağı anda bir çift el onu son anda kavrayıp tuttu. Onu tutan kişi Demir değil, Serkandı. Melis başını kaldırdığında Demir'in az ötede durduğunu gördü; Demir, onun yere yığılışını buz gibi bakışlarla izliyordu. Bakışlarında en ufak bir endişe yoktu, sadece derin bir umursamazlık seziliyordu. Haklıydı; onun gözünde hiç kimse durup dururken dengesini kaybedip düşmezdi, Melis'in yine oyun oynadığını düşündüğünden emindi. Demir'in kalbinde Melis'e karşı nefretten başka bir şey kalmamıştı, neden endişelensin ki?Serkan ise endişeyle sordu: "Hanımefendi, iyi misiniz?""İyiyim, sadece şekerim düştü." Melis, kendine acıyan bir gülümsemeyle yanıt verdi ve Demir'in arkasından yürümeye başladı.Kar bütün gece yağmıştı ve konağın bahçesi tamamen karla kaplıydı. Hizmetçiler ortalıkta görünmüyordu, bahçedeki karları temizleyen kimse de olmamıştı. Bu kısa mesafeyi yürümek bile Melis'i nefes nefese bırakmıştı.Rüzgâra ve kara karşı koyarak ısınmak için odaya girdi. K

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   27.BÖLÜM

    Çok geçmeden bu durum kanıtlandı. Araba kavşağı döndüğünde Melis'in gözü karşı şeritteki uzun kuyruğa takıldı. Kuyruğun en başında, bariyerlere çarpmış bir Porsche duruyordu. Bu Çetin'in arabası değil miydi?Onu bıraktıktan hemen sonra kaza yapmıştı. Melis'in beti benzi attı, bağırmaya başladı: "Durun!"Koruma Ahmet bu saatten sonra duracak kadar aptal değildi; sağır taklidi yaparak yola devam etti. Melis zorla kapıyı açmaya çalışınca Demir onu sertçe bileğinden tutup kendine doğru çekti; Melis onun kucağına düştü.Adamın ağır ağır konuştuğunu duydu: "Ne o? Canın mı yandı?""Sen çıldırdın mı? Çetin Bey sadece aynı okuldan mezun olduğumuz için hastanede babamla ilgileniyor, aramızda hiçbir şey yok! Neden böyle bir şey yaptın?"Demir, serin parmak uçlarını Melis'in yüzünde gezdirerek o soğuk sesiyle mırıldandı: "Çünkü... sen ne kadar üzülürsen ben o kadar mutlu olurum."Melis, varını yoğunu harcamış bir hâlde onun gömleğine tutundu; öfke doluydu ama gücü tükenmişti. Kendini zorlayarak fı

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   26.BÖLÜM

    Melis başını kaldırdı, gözlerinde alaycı bir gülümseme belirdi: "Demir Bey, bu gerçekten dahiyane bir soru. Boşanmayı isteyen zaten sen değil miydin?"Demir onun sözlerini duymazdan gelerek, beraberinde getirdiği o buz gibi havayla Melis'e iyice sokuldu. "Bu birkaç gündür onunla mıydın?"Bu kadar yakın mesafeden Melis, onun gür siyah kirpiklerinin altındaki gözlerin öfkeyle parladığını, göz aklarının kan çanağına döndüğünü ve tüm yüzüne vahşi bir ifadenin hâkim olduğunu net bir şekilde görebiliyordu.Melis durumu hemen inkâr etti: "Hayır, bu havada taksi bulmak kolay değil. Çetin Bey sadece yolunun üzeri olduğu için beni bıraktı."Demir'in ince dudaklarında küçümseyici bir gülüş kıvrıldı: "Melis, yalan söylerken gözlerini yukarı kaçırırsın. Bu huyun hâlâ değişmemiş. Bir yıldır direndikten sonra aniden pes etmen, ağır hasta babanı bırakıp ortadan kaybolman... Hepsi o adam için miydi?"Melis açıklama yapmak istemiyordu; onun gibi zeki bir adama yalan uydurmak, sadece zekasına hakaret etm

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   25.BÖLÜM

    Bu görüntüleri görmeden önce babasının dürüst bir beyefendi olduğundan adı gibi emindi; şimdiyse o "Beyefendi" sıfatının yanına büyük bir soru işareti koymaktan kendini alamıyordu.Uçuşan karlar tüm şehri esir almış, yeryüzündeki her şeyi beyaza boyamıştı; oysa Melis, bu beyazlığın altında çok daha derin bir karanlığın saklı olduğunu biliyordu.Araba yol kenarında durdu; Çetin nazikçe inip Melis'in kapısını açtı. Melis'in durumu üç gün öncesine göre sadece bir parça daha iyiydi; vücudu hâlâ çok bitkindi ve Çetin'in gözünde bir porselen bebekten farkı yoktu."Dikkatli ol, yavaş hareket et. Kar yolları kayganlaştırmış, sakın düşme."Melis minnetle gülümsedi: "Çetin Bey, çok endişeleniyorsun. Dikkatli olacağım; şu dünyada yaşama tutunmayı herkesten çok ben istiyorum."Gerçeği ortaya çıkarmadan ölmemeye kararlıydı. Çetin'in destek veren elini bıraktı ve arkasını döner dönmez karşıdaki siyah arabanın içindeki adamla göz göze geldi.Demir'in bakışları, Çetin'in az önce Melis'i tuttuğu eline

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status