ANMELDENSabah, sosyetenin en köklü ailesinin varisi Sophie Walker'le resmî nikâhımız kıyıldı. Öğleden sonra ise beni adliyeye götürdü; boşanma başvurusunda bulunduk. Sophie'nin arkadaşlarının benimle alay ederek güldüğünü duydum. "Vay canına! William bir şey söyledi diye Adrian Parker'le aynı gün hem evlenip hem boşandın mı gerçekten?" "Adrian'ın yüzüne bakın, bembeyaz olmuş! Yoksa ağlayacak mı?" Tam o sırada Sophie, ailemizin evlat edindiği kardeşim William Reed'in kollarına atıldı. Cilveli bir sesle, "İstediğini yaptım işte. Artık bana gülümseyeceksin, değil mi?" diye sordu. William'ın soğuk yüzünde çok geçmeden bir gülümseme belirdi. Sophie'den hesap sormak istedim ama ablalarım beni olduğum yerde tuttular. Bir şirketin CEO'su olan en büyük ablam Emily Parker kaşlarını çattı. "William'ı bir tek Sophie güldürebiliyor. Bir kere de anlayış gösteremez misin?" Ünlü oyuncu olan ikinci ablam Scarlett Parker beni itip yere düşürdü. "William'ın geçmişi acılarla dolu. Sense bolluk içinde büyüdün. Dünyada başka kadın mı yok? Sophie'ye yapışıp kalmak zorunda değilsin." Biyoloji profesörü olan üçüncü ablam Iris Parker'in yüzünden öfke akıyordu. "Sophie zaten William'la evlenmeliydi. Bir daha ikisinin de peşine düşmeye kalkma." Ardından ablalarım beni zorla arabaya tıktılar. Gözbebekleri William'la Sophie'nin mutluluğuna engel olmama izin vermeyeceklerdi. Uzun zamandır ortalarda görünmeyen Sistem, tam o sırada benimle yeniden bağlantı kurdu. 'Adrian, görünüşe göre kalbini kazanma görevini tamamlamışsın! Hemen kendi dünyana dönmek ister misin?' Arka koltukta oturmuş, kederle camdan dışarı bakarken kahkahayı patlatmamak için kendimi zor tuttum. Görev uğruna rol aldığım bu acıklı dram nihayet bitmişti. Artık bu kadınların çıkardığı olayları zerre umursamak zorunda değildim.
Mehr anzeigen"Hayır! Doğru değil!" Sophie çaresizlik içinde çığlık attı. "Geri döndün işte, değil mi? Laboratuvarımda sonuç almaya başladım bile. William'ın Sistemini çıkardık..."Alayla gülüp sözünü kestim. "Araştırma dediğin, başkalarına daha da acımasız yöntemlerle işkence etmekten, kendine zarar vererek kendini uyuşturmaktan ibaret."Birden biri kapıdan içeri daldı. Elindeki bıçakla bana doğru koştu. "Adrian! Bu hâle senin yüzünden geldim!"Karşımdaki hem yabancı hem tanıdık kişiye şaşkınlıkla baktım. William'dı.Yüzü korkunç yara izleriyle kaplıydı. Bir gözü görmüyordu. Boş göz çukuru içimi ürpertti.En hızlı davranan Sophie oldu. William üzerime atılır atılmaz onu bütün gücüyle itti.William bir çığlıkla savruldu, sertçe yere çarptı.Yere serilmiş yatıyordu. Ağzından kan sızarken, "Adrian... Geber! Sahip olduğum her şeyi elimden aldılar. Hepsi senin yüzünden..." dedi.Cümlesini tamamlayamadan son nefesini verdi. Anlaşılan bıçağı sonunda sahibini bulmuştu.Sophie onu umursamadan ihtiy
Sistem sözünü bitirmeden, o tanıdık çekilme hissi bütün bedenimi sardı.Gözlerimin önünü soğuk bir beyazlık kapladı.Doğruca hastanenin yoğun bakım ünitesinin girişine ışınlanmıştım.Koridora sinen dezenfektan kokusu midemi bulandırıyordu.Yoğun bakımın cam kapılarının ardında hem tanıdık hem de yabancı gelen bir beden yatıyordu.Adrian Parker'in bedeniydi bu. Yüzü bembeyazdı.Vücuduna takılan çeşitli tüpler, yanındaki yaşam destek cihazlarına bağlanıyordu.Ekranda inip çıkan çizgi, hayatta olduğunun tek belirtisiydi.Yatağın başında iyice zayıflamış, çökmüş biri vardı.Iris'ti.Eskiden hep lekesiz, bembeyaz bir laboratuvar önlüğü giyerdi. Yumuşak bir sesle, deneylerinde karşılaştığı ilginç şeyleri anlatırdı.Şimdiyse dağınık saçları alnına yapışmıştı. Bir zamanlar üzerine tam oturan önlük, neredeyse bir iskelete dönmüş bedeninden sarkıyordu.Yatağın kenarına kapanmış, hastanın bileğini sımsıkı tutuyordu.Boş bakışlarını cihazların ekranlarına dikmişti. Sanki ruhu çekilmiş
Büyüdüğüm yetimhaneye geri döndüm.Müdür Megan Turner'in ölümünden sonra para sıkıntısı yüzünden yetimhane kapanmıştı.Harap binanın eski canlılığından eser kalmamıştı. Duvarları yosun tutmuş, demir kapılar paslanmıştı.Girişte durdum. Gözlerim doldu.Çok küçükken beni bu yetimhanenin kapısına bırakmışlardı.Megan beni içeri alıp büyütmüştü.Bir zamanlar hayatımdaki tek sıcaklık ondan geliyordu. Ama ben üniversitedeyken hastalanıp ölmüştü.İyiliğinin karşılığını vermeye bile fırsat bulamadan dünyadaki tek ailemi kaybetmiştim.Bana hep, "Ade, yüreğinde ışık taşıyan biri ol," derdi.Bu sözleri yıllarca unutmadım.Artık elimden daha fazlası geliyordu. Elbette onun bıraktığı bu sıcaklığı yaşatmak istiyordum.Yetimhaneyi yenilemek için üç ay uğraştım.Sonra ona yeni bir ad verdim: Günışığı Yetimhanesi.Megan'ın bir zamanlar bana yaptığı gibi, bu kimsesiz çocukların hayatına ışık olmayı umuyordum.Zamanla birçok yetim çocuğu evlat edindim.Gözlerindeki ürkek ama umut dolu bakı
Doktorlar beni birkaç kez daha muayene edip çeşitli tetkiklerden geçirdiler. İyi olduğumdan emin olunca sonunda taburcu olmama izin verdiler.Doğruca bankaya gittim.Hesabımdaki rakamları görünce yavaşça rahat bir nefes verdim.Sistem'in sesi yeniden duyuldu. 'Yakında gideceğim. Gerçeği duymak ister misin?'Parmaklarımı banka kartının üzerinde gezdirdim. Hiçbir şey söylemedim.Bu güvenilmez Sistem beni başka bir dünyaya atıp on beş yıl boyunca kendi hâlime bırakmıştı. Yine de bana ikinci bir hayat vermişti.Biraz düşündükten sonra yavaşça başımı salladım.Sistem anlatmaya başladı: 'Seninle aynı adı taşıyan başkahraman Adrian Parker beklenmedik biçimde öldü. Bu ölüm dünyanın çekirdeğinin çökmesine yol açacaktı. Başkahramanın yerine geçecek uygun birini paralel bir dünyada aramaktan başka çaremiz kalmadı.'Sen de başkahramanla aynı adı taşıyordun. Üstelik ölümcül bir hastalığa yakalanmıştın, ölmek üzereydin. Bu yüzden en uygun aday sendin.'Sistem'in mekanik sesinde hafif bir ma