Share

5.BÖLÜM

Author: Demir
Füruzan, Demir'e şaşkınlıkla bakıyordu; onun evlendiğine dair tek bir kelime bile duymamıştı.

"Demir Bey, biz uzun yıllardır yurt dışındayız, buradaki haberlerden uzağız. Kızımın sizinle ne alakası var?"

Demir'in çehresi, her zamanki gibi fırtına öncesi sessizliği andıran o donuk ve mesafeli zırhına bürünmüştü. Dudaklarının arasından, muhatabının ruhunu donduracak kadar keskin ve buz gibi şu cümleler döküldü:

"Aramızda bir bağ, bir yaşanmışlık olmuş olsa dahi; o artık mazi rüzgârlarının önüne katılıp gitmiş, çoktan geçmişte kalmıştır. Malumunuz, şu an sadece o bitmiş hikâyenin resmî prangalarından, yani boşanma işlemlerinden ibaret olan enkazı yürütüyorum."

Melis, yıllarını uğruna heba ettiği o büyük aşkın, Demir'in dudakları arasında sadece bir "mazi" kelimesine indirgeneceğini rüyasında görse inanmazdı. Öfkeli miydi? Elbette, damarlarında akan kan bir volkan gibi kaynıyordu. Lakin ruhunu asıl kavuran, o zehirli hayal kırıklığıydı; bir canavarı baş tacı edecek, onu el üstünde tutacak kadar körleştiği için kendi varlığına lanetler yağdırıyordu.

Melis, avucunda sıktığı pırlanta yüzük kutusunu hınçla çıkardı ve tüm hıncıyla Demir'in alnına fırlattı:

"Senin o kahrolası mazine de, sana da lanet olsun! Şu fani hayattaki en büyük pişmanlığım, seninle yolumun kesişmiş olmasıdır. Yarın sabah saat dokuzda adliyede hazır ol. Gelmeyen şerefsizdir!"

Kutu Demir'in alnında kızıl bir iz bırakıp yere düştü, yüzük ayaklarının dibine savruldu. Melis bu kez arkasına bile bakmadı; yüzüğün üzerine basarak kapıyı çarpıp çıktı.

Son iki yılda Melis'in omuzlarına binen yükler artık taşınmaz hale gelmişti; bu son olay, bardağı taşıran o son damla olmuştu. Çok uzaklaşamadan yol kenarında bilincini kaybetti. Gökyüzünden inen kesintisiz yağmur damlaları, sanki dünyanın ona olan nefretini haykırıyordu. Öylece ölüp gitmenin, bu hilelerle dolu dünyadan kurtulmanın ne kadar iyi olacağını düşündü.

***

Gözlerini açtığında kendini yabancı bir odanın soğuk kucağında buldu. Kasveti dağıtan loş ve sarı bir ışık hüzmesi, etrafa yorgun bir aydınlık saçıyordu; odanın içindeki o yapay sıcaklık ise ruhundaki ayazın aksine, insana hileli bir ilkbahar ferahlığını andırıyordu.

"Uyandın mı?"

Melis gözlerini açtığında Çetin'in şefkat dolu bakışlarıyla göz göze geldi.

"Çetin, beni sen mi kurtardın?"

"İşten eve dönerken seni yol kenarında baygın buldum ve buraya getirdim. Üstün sırılsıklam olduğu için yardımcılardan kıyafetlerini değiştirmelerini istedim."

Adamın bakışları berrak ve temizdi; içinde en ufak bir art niyet barındırmıyordu.

"Teşekkür ederim Çetin."

"Sana çorba yaptım ama önce biraz ılık su iç."

Melis yorgun bir halde yataktan kalkmaya çalıştı: "Gerek yok, bu saatte seni daha fazla rahatsız etmeyeyim."

Zayıf düşmüş bedeniyle ayağı yere değer değmez dengesini kaybetti. Çetin, çevik bir hareketle onu tuttu. Adamın üzerinden yayılan temiz deterjan kokusu Melis'in burnuna doldu. Kendi evindeki deterjan kokusunun aynısıydı; bir zamanlar Demir de böyle kokardı. Demir'i hatırlamak, yüreğine saplanan yeni bir hançer gibiydi.

"Şu an çok halsizsin. Eğer biraz daha yaşamak istiyorsan bedenini bu kadar hırpalama," dedi Çetin nazikçe. "En azından baban için bunu yap."

Melis'in feri sönmüş gözlerinde küçük bir umut ışığı belirdi: "O zaman sana zahmet olacak."

Mutfakta bir sağa bir sola koşturan adamı izlerken, aslında Çetin ile pek bir ortak noktaları olmadığını düşündü. En fazla, o üniversite birinci sınıftayken Çetin'in son sınıfta olması ve bir ödül töreninde ona plaket vermesiyle başlayan yüzeysel bir tanışıklıktı bu. Daha sonra hastanede yolları kesişince iletişimleri biraz daha artmıştı ama bu, ona bu kadar yük olması için bir sebep değildi.

Yemeğini yiyip mide ilaçlarını içtikten sonra nihayet biraz kendine gelebildi. Çetin, kemoterapi konusunu tekrar açtı:

"Tıp çok gelişti Melis. Sen sadece orta-ileri evredesin; son evrede olup hayata tutunan pek çok hasta var. Kendine inanmalısın, kemoterapi çok etkili bir tedavi yöntemi."

Melis başını öne eğdi: "Ben de tıp okudum. Kemoterapinin faydalarını da, yan etkilerini de biliyorum."

Çetin vazgeçmedi: "Kemoterapiden sonra ameliyatla iyileşme şansın çok yüksek. Yan etkileri ağır olsa da, biraz sabredip dayanırsan..."

Melis, gözlerindeki yaşları daha fazla zapt edemeyerek başını kaldırdı. Dudakları titreyerek, "... Ama benim dayanacak gücüm kalmadı..." diye fısıldadı.

Çetin'in teselli sözcükleri boğazında düğümlendi; genç kadının kıpkırmızı gözlerine bakarken içi parçalandı. Bir süre sonra sordu:

"Melis, bu dünyada değer verdiğin hiç kimse kalmadı mı?"

Melis bir an duraksadı ve yavaşça cevap verdi: "Sadece babam var."

"Öyleyse baban için hayata tutunmalısın."

Melis acı bir tebessümle karşılık verdi: "Teşekkürler Çetin, daha iyi hissediyorum. Seni daha fazla meşgul etmeyeyim."

Çetin, Melis'in parmağından hiç çıkarmadığı evlilik yüzüğünün yerinde olmadığını fark etti. Bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama vazgeçti.

"Nereye gidiyorsun? Seni ben bırakayım."

"Gerek yok, taksi çağırdım, gelmek üzere."

Melis'in reddedişi kesin ve keskindi. Çetin, çaresizce bu karara boyun eğdi lakin içi bir türlü huzur bulmuyordu; Melis'in o kederden kararmış çehresi ve dudaklarından dökülnen her kelime, içine tarif edilemez bir korku salmıştı. Genç kadının kendine bir kötülük yapmasından, geri dönülmez bir yola sapmasından dehşetle çekinerek, bindiği taksiyi gizlice, bir gölge gibi takip etmeye başladı.

Araç nehir kenarına geldiğinde Melis inip tek başına suları seyretmeye daldı. Yağmur durmuştu ama hava hâlâ çok soğuktu. Çetin yanına gidip onu teselli etmek üzereyken, yanına siyah lüks bir araç yanaştı. Kapı açıldı ve ekonomi dergilerinin kapaklarından düşmeyen o mağrur adam, sokak lambasının altında belirdi.

Çetin şaşkınlık içindeydi: "Yoksa Melis'in kocası o mu!"

Nehir rüzgarı Melis'in saçlarını uçuşturuyor, zaten bitkin olan kadına dramatik bir hava katıyordu. Demir, istemsizce elini uzatıp bir saç telini Melis'in kulağının arkasına itmek istedi ama hemen kendini durdurdu.

"Bir şey mi oldu?" diye sordu Demir.

Melis, onun her bir hatasını zihnine kazımak istercesine soğuk gözlerle ona bakıyordu.

"Gürsoy ailesinin iflası seninle mi ilgili?"

"Evet."

Kızın sorusu ne kadar netse, adamın cevabı da o kadar kesindi.

"Peki o çocuk senin oğlun mu?" Melis ikinci sorusunu sordu.

Gözlerini ondan ayırmadan bakıyordu; içten içe yanılmış olmayı diledi ama Demir inkâr etmeye tenezzül bile etmedi. Yine o tepkisiz haliyle konuştu:

"Evet."

Melis iki adımda yanına varıp yüzüne sert bir tokat indirdi:

"Demir Sancaktar, sen aşağılık bir adamsın!"

Adam, genç kadının bileğini kolayca kavradı ve diğer eliyle yüzündeki gözyaşlarını sildi: "Acıyor mu?"

"Sen bir alçaksın! Neden bize bunu yaptın? Bizim ailemizin sana ne kötülüğü dokundu!"

Demir'in uzun kirpikleri altındaki gözleri buz gibiydi: "Melis, cevabı bilmek istiyorsan gidip o çok sevdiğin babana ne yaptığını sormalısın."

Melis hıçkırıklar içinde sordu: "Demir, beni hiç mi sevmedin?"

O siyah gözlerde sadece nefret ve duygusuzluk vardı: "Hayır. En başından beri sadece elimdeki bir piyondun."

Melis'in gözyaşları Demir'in elinin üzerine damladı; esen rüzgarla o sıcak yaşlar anında buz kesti.

"Benden nefret ediyorsun, değil mi?"

"Evet. Bu, Gürsoy ailesinin bana borcu. Melis, madem babanın kızısın, o zaman kız kardeşimin günahlarının bedelini her gün acı çekerek ödeyeceksin!"

"Kız kardeşin yıllar önce kaybolmamış mıydı? Bunun bizimle ne ilgisi var?"

Demir, sanki yücelerden bir hüküm veriyormuşçasına küçümseyerek baktı:

"Melis, sen herkesin el üstünde tuttuğu bir hayat sürerken benim kardeşim insanlık dışı eziyetler çekiyordu. Gerçeği tahmin etmeye çalış, sana asla söylemeyeceğim. Seni sonsuza dek bu korkuyla yaşatacağım; kardeşimin tattığı her acıyı sen de tadacaksın!"

Demir soğuk bir tavırla arabasına binerken son sözlerini söyledi:

"Yarın saat dokuzda seni adliyede bekliyor olacağım."

Melis arkasından koşup arabanın camına vurdu: "Anlat şunu! Kız kardeşine ne oldu?"

Araba hızla uzaklaşırken, Melis tutunacak bir yer bulamayıp sertçe yere kapandı.

Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   30.BÖLÜM

    Melis'in incecik bileği, Demir'in pençeleri arasında dalında titreyen bir yaprak gibi savunmasızdı; Demir tek bir hamlesiyle onu dalından koparıp unufak edebilecek bir fırtına gibi üzerine devrildi. Kadının korku ve çaresizlik dolu yüzü, adamın zifiri karanlık gözlerine yansıyordu; Melis'in direnmesi, Demir'in kalbindeki son öfke kıvılcımını da alevlendirdi. Melis'in kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu; korku ve öfkeyle haykırdı: "Başkalarına dokunduğun ellerinle bana dokunma, çek o kirli ellerini üzerimden!"Bir sonraki an Demir, Melis'in dudaklarına kapanarak söyleyeceği tüm sözleri boğazına dizdi. Melis fal taşı gibi açılmış gözleriyle, adamın kontrolünden kurtulmak için çılgınca başını sallıyordu. Demir, elini kadının boynunun arkasından geçirip başını sıkıca kavradı ve onu bu cezalandırıcı öpücüklere boyun eğmeye zorladı.Ağzına dolan o sert ve keskin nefesle birlikte Melis, bu dudakların Sena'yı da öpmüş olabileceği düşüncesiyle sarsıldı; midesi fena halde bulandı. Nereden

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   29.BÖLÜM

    Sanki yıllardır azgın sulara karşı dimdik duran ama artık çökmek üzere olan devasa bir baraj gibiydi. Hiç yıkılmayacağı sanılan o barajda aniden bir çatlak oluşmuştu; baraj pes ettiği anda sular her yeri kaplamış, taşları sürükleyip parçalamıştı.Vazgeçmek, tutunmaktan her zaman daha kolaydı. Barajın sular altında kaldığı o an, kimse onun ne kadar süre direndiğini, ne kadar zorlandığını bilmezdi. İnandığı değerlerden vazgeçmesi için ne kadar çok acı çekmiş olması gerektiğini kimse tahmin edemezdi.Melis haklıydı; intikam almanın yanı sıra Demir'in bir an önce boşanmak istemesinin bir sebebi de oğlunu kendi nüfusuna geçirmek istemesiydi. Ancak bir yıldır süren bu çekişmede Melis'in tamamen vazgeçtiği şu an, Demir beklediği kadar mutlu olmadığını fark etti."Seni bırakacağımı mı sanıyorsun? Rüyanda görürsün! Bugünden itibaren bu konakta kalacaksın. Bu hayatta benim eşimsin, ölünce de ancak benim cenazem olursun."Melis'in gözyaşları adamın yüzüne damladı, Demir'in kalbi de sanki o nemle

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   28.BÖLÜM

    Melis yere düşmedi; tam yere yığılacağı anda bir çift el onu son anda kavrayıp tuttu. Onu tutan kişi Demir değil, Serkandı. Melis başını kaldırdığında Demir'in az ötede durduğunu gördü; Demir, onun yere yığılışını buz gibi bakışlarla izliyordu. Bakışlarında en ufak bir endişe yoktu, sadece derin bir umursamazlık seziliyordu. Haklıydı; onun gözünde hiç kimse durup dururken dengesini kaybedip düşmezdi, Melis'in yine oyun oynadığını düşündüğünden emindi. Demir'in kalbinde Melis'e karşı nefretten başka bir şey kalmamıştı, neden endişelensin ki?Serkan ise endişeyle sordu: "Hanımefendi, iyi misiniz?""İyiyim, sadece şekerim düştü." Melis, kendine acıyan bir gülümsemeyle yanıt verdi ve Demir'in arkasından yürümeye başladı.Kar bütün gece yağmıştı ve konağın bahçesi tamamen karla kaplıydı. Hizmetçiler ortalıkta görünmüyordu, bahçedeki karları temizleyen kimse de olmamıştı. Bu kısa mesafeyi yürümek bile Melis'i nefes nefese bırakmıştı.Rüzgâra ve kara karşı koyarak ısınmak için odaya girdi. K

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   27.BÖLÜM

    Çok geçmeden bu durum kanıtlandı. Araba kavşağı döndüğünde Melis'in gözü karşı şeritteki uzun kuyruğa takıldı. Kuyruğun en başında, bariyerlere çarpmış bir Porsche duruyordu. Bu Çetin'in arabası değil miydi?Onu bıraktıktan hemen sonra kaza yapmıştı. Melis'in beti benzi attı, bağırmaya başladı: "Durun!"Koruma Ahmet bu saatten sonra duracak kadar aptal değildi; sağır taklidi yaparak yola devam etti. Melis zorla kapıyı açmaya çalışınca Demir onu sertçe bileğinden tutup kendine doğru çekti; Melis onun kucağına düştü.Adamın ağır ağır konuştuğunu duydu: "Ne o? Canın mı yandı?""Sen çıldırdın mı? Çetin Bey sadece aynı okuldan mezun olduğumuz için hastanede babamla ilgileniyor, aramızda hiçbir şey yok! Neden böyle bir şey yaptın?"Demir, serin parmak uçlarını Melis'in yüzünde gezdirerek o soğuk sesiyle mırıldandı: "Çünkü... sen ne kadar üzülürsen ben o kadar mutlu olurum."Melis, varını yoğunu harcamış bir hâlde onun gömleğine tutundu; öfke doluydu ama gücü tükenmişti. Kendini zorlayarak fı

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   26.BÖLÜM

    Melis başını kaldırdı, gözlerinde alaycı bir gülümseme belirdi: "Demir Bey, bu gerçekten dahiyane bir soru. Boşanmayı isteyen zaten sen değil miydin?"Demir onun sözlerini duymazdan gelerek, beraberinde getirdiği o buz gibi havayla Melis'e iyice sokuldu. "Bu birkaç gündür onunla mıydın?"Bu kadar yakın mesafeden Melis, onun gür siyah kirpiklerinin altındaki gözlerin öfkeyle parladığını, göz aklarının kan çanağına döndüğünü ve tüm yüzüne vahşi bir ifadenin hâkim olduğunu net bir şekilde görebiliyordu.Melis durumu hemen inkâr etti: "Hayır, bu havada taksi bulmak kolay değil. Çetin Bey sadece yolunun üzeri olduğu için beni bıraktı."Demir'in ince dudaklarında küçümseyici bir gülüş kıvrıldı: "Melis, yalan söylerken gözlerini yukarı kaçırırsın. Bu huyun hâlâ değişmemiş. Bir yıldır direndikten sonra aniden pes etmen, ağır hasta babanı bırakıp ortadan kaybolman... Hepsi o adam için miydi?"Melis açıklama yapmak istemiyordu; onun gibi zeki bir adama yalan uydurmak, sadece zekasına hakaret etm

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   25.BÖLÜM

    Bu görüntüleri görmeden önce babasının dürüst bir beyefendi olduğundan adı gibi emindi; şimdiyse o "Beyefendi" sıfatının yanına büyük bir soru işareti koymaktan kendini alamıyordu.Uçuşan karlar tüm şehri esir almış, yeryüzündeki her şeyi beyaza boyamıştı; oysa Melis, bu beyazlığın altında çok daha derin bir karanlığın saklı olduğunu biliyordu.Araba yol kenarında durdu; Çetin nazikçe inip Melis'in kapısını açtı. Melis'in durumu üç gün öncesine göre sadece bir parça daha iyiydi; vücudu hâlâ çok bitkindi ve Çetin'in gözünde bir porselen bebekten farkı yoktu."Dikkatli ol, yavaş hareket et. Kar yolları kayganlaştırmış, sakın düşme."Melis minnetle gülümsedi: "Çetin Bey, çok endişeleniyorsun. Dikkatli olacağım; şu dünyada yaşama tutunmayı herkesten çok ben istiyorum."Gerçeği ortaya çıkarmadan ölmemeye kararlıydı. Çetin'in destek veren elini bıraktı ve arkasını döner dönmez karşıdaki siyah arabanın içindeki adamla göz göze geldi.Demir'in bakışları, Çetin'in az önce Melis'i tuttuğu eline

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status