Share

6.BÖLÜM

Author: Demir
Buz gibi nehirden yükselen rüzgâr, bilenmiş bir bıçak gibi Melis'in yüzünü kesiyor; tenine değil, sanki doğrudan kemiklerine işleyen bir sızı bırakıyordu. Genç kadın titreyen elleriyle yerden doğruldu, nefes nefese peşinden koşmaya devam etti. Ancak tükenmiş bedeninin sınırlarını hâlâ kabullenememişti. Daha birkaç adım atmadan dizlerinin bağı çözüldü; sertçe yere kapandı. Tam o sırada aracın kapısı yeniden açıldı. Önünde, gecenin solgun ışığında parlayan el yapımı rugan ayakkabılar duruyordu.

Melis ağır ağır başını kaldırdı. Bakışları, adamın kusursuz ütülenmiş pantolon paçalarından başlayıp yavaşça yukarı tırmandı…Ve sonunda Demir'in buz kadar soğuk gözlerine çarptı.

O gözlerde ne bir öfke vardı ne de merhamet.

Sadece insanın içine işleyen, ürpertici bir kayıtsızlık…

"Demir…" diye fısıldadı Melis. Sesi, kırılmış bir nefes kadar cılız çıkmıştı.

Boğumları belirgin, zarif bir el ona doğru uzandı. Bir anlığına Melis'in gözünün önüne, hayatının en güzel yıllarına damga vuran o beyazlar içindeki masum gençlik aşkı geldi; gayriihtiyari elini ona doğru uzattı. Lakin elleri tam birleşeceği sırada Demir, soğuk bir tavırla elini geri çekti. Ona önce bir umut ışığı yakmış, sonra da acımasızca o ışığı söndürerek doğrulmaya çalışan halsiz bedeninin yeniden acı içinde yere kapaklanmasına yol açmıştı.

Zaten hırpalanmış olan genç kadın, bu düşüşle birlikte avuçlarını yerdeki cam kırıklarına bastırdı. Göz alıcı kızıllıktaki kan damlaları avuç içinden süzülüp toprağa karışmaya başladı. Demir'in siyah gözbebekleri bir anlığına donakaldı, lakin kılını bile kıpırdatmadı.

Melis o an kısa süreli bir dalgınlığa kapıldı; eskiden parmağı hafifçe kanasa Demir'in onu gecenin bir yarısı hastaneye yetiştirdiği günleri anımsadı. O vakit nöbetçi doktor gülümseyerek: "Beyefendi, iyi ki erken geldiniz; biraz daha gecikseydiniz yara kendi kendine iyileşecekti," diye latife ederdi. Hafızasındaki o şefkatli adam ile karşısındaki bu yabancı siluet üst üste bindi; çehre aynıydı lakin bakışlarındaki merhamet yerini kış ayazına bırakmıştı.

Demir, duygusuz ve mesafeli bir sesle: "Melis, başkası seni tanımasa ben tanımaz mıyım? Bin beş yüz metreyi koştuktan sonra takla atabilen bir kadın, iki adım atınca mı yere kapaklanır oldu?" dedi. Bakışlarındaki küçümseme, keskin bir bıçak gibi Melis'in tenini lime lime ediyordu.

Melis, bembeyaz kesilmiş dudaklarını ısırarak kendini savunmaya çalıştı: "Öyle değil, sana yalan söylemiyorum... Sadece hastayım, çok halsizim..."

Sözünü bitirmesine izin vermeden o uzun boylu adam eğildi, çenesini kavrayarak yüzünü kendine çevirdi. Nasırlaşmış parmakları genç kadının kurumuş dudaklarında gezindi: "Görüyorum ki ağaç neyse meyvesi de o... Tıpkı o sahtekâr baban gibisin; üç kuruş para koparmak uğruna böyle acizce oyunlar sergilemekten geri durmuyorsun."

Bu sözler, dondurucu rüzgârdan çok daha fazla can yakmış, kalbine zehirli bir hançer gibi saplanmıştı. Melis hışımla adamın elini itti: "Benim babamın alnı ak, başı diktir! Onun vicdanı sızlatacak tek bir işe bulaşmayacağına adım kadar eminim!"

"Hah!" diye alaycı bir kahkaha attı Demir. Bu bahsi tartışmaya niyeti yok gibiydi; cüzdanından bir çek koçanı çıkarıp rastgele bir meblağ yazdı ve çeki iki parmağının arasında Melis'e doğru uzattı.

"İstiyor musun?"

Yüz milyon... Bu, babası Gürsoy Bey'in hastane masraflarını uzun süre dert etmemesini sağlayacak kadar azımsanmayacak bir servetti. Lakin Demir'in bunu bir iyilikle yapmadığı aşikârdı; Melis çeki almadı.

"Şartın nedir?"

Demir, eğilip kulağına doğru buz gibi bir sesle fısıldadı: "Sadece öz ağzınla babanın bir alçak, bir hayvan olduğunu söyle; bu para senin olsun."

Melis bunu duyunca dehşetle sarsıldı; elini kaldırıp Demir'e bir tokat indirmeye yeltendi. Demir onun bileğini havada yakaladı; boğuşma esnasında Melis'in kanlı eli adamın bembeyaz gömleğine çarptı ve üzerinde kıpkırmızı bir el izi bıraktı. Demir kavrayışını daha da sertleştirerek azarlar bir tonda konuştu: "Ne o? İstemiyor musun? O halde bırak o adam hastanede gebersin; gömüleceği yeri bile çoktan seçtim."

"Demir... Sen neden bu hale geldin?" diye hıçkırıklar içinde sordu Melis.

Eskiden onu ömrü boyunca koruyacağına, gözünden tek damla yaş akıtmayacağına yemin eden o adam, sanki uzak bir rüyanın gölgesiydi. Şimdi ise akıttığı her damla yaş, sadece adamı eğlendiren birer oyuncaktı. Sokak lambasının soluk sarı ışığı Demir'in yüzüne vursa da en ufak bir sıcaklık katmıyordu; çehresinde sadece sonsuz bir sabırsızlık vardı: "Söylemeyecek misin?"

Melis'i sertçe bıraktı ve yavaş hareketlerle çeki paramparça etti. Melis engel olmak için ileri atıldıysa da adam onu tek hamleyle kenara itti. Demir, göklerin hakimi bir ilah gibi tepeden bakarak duygusuzca fısıldadı: "Sana fırsat vermiştim."

Parçalanan kâğıtlar, genç kadının unufak olan umutları gibi havada süzülüp etrafına birer ölü kelebek misali düştü.

"Hayır, yapma!" Melis, hıçkırıklar içinde o küçük parçaları yerden toplamak için çırpınıyordu; gözyaşları toprağa damla damla düşüyordu. Her şeyini kaybetmiş bir çocuk gibi çaresizce, darmadağın olmuştu.

Demir arkasını dönüp gitmeye hazırlandığı sırada, aracına binecekken kulağına "tok" diye bir ses geldi. Başını çevirdiğinde, yerde baygın yatan o bedeni gördü. Şoför Serkan , büyük bir telaşla: "Demir Bey, hanımefendi bayıldı galiba, onu hastaneye götürelim mi?" dedi.

Demir, adama buz gibi bir bakış fırlattı: "Onu çok mu önemsiyorsun?"

Serkan uzun zamandır Demir'in yanındaydı; Demir Bey'in eskiden hanımefendiye ne kadar meftun olduğunu biliyordu. Lakin o gün morga gidip bir cesedi teşhis ettikten sonra adamın karakteri tamamen değişmişti. Bu bir aile meselesi olduğu için daha fazla üsteleyemedi ve boyun eğerek arabayı sürdü.

Mesafe açıldıkça Demir, dikiz aynasından yerinden kıpırdamayan kadını izledi; yüzündeki küçümseme daha da derinleşmişti. Görüşmeyeli rol yapma kabiliyeti bir hayli gelişmişti. Melis el bebek gül bebek büyütülmüş olsa da, babası Gürsoy Bey kimse ona ilişmesin diye kızını çocukluğundan beri savunma sporlarına yazdırmıştı. Tekvando siyah kuşak sahibi, dövüş sanatlarında uzman, kaya gibi sağlam bir kadının böyle iki adımda bayılması ne derece mümkündü? Onun gözünde bu, sadece paradan vazgeçemeyen Melis'in sergilediği zavallı bir oyundan ibaretti. Bu düşüncelerle Demir, bakışlarını dikiz aynasından çekip bir daha arkasına bakmadı.

Demir'in aracı gözden kaybolunca, Çetin alelacele Melis'in yanına koştu.

Melis yeniden gözlerini açtığında, az evvel ayrıldığı o tanıdık odayla karşılaştı. Elinin üzerinde bir serum takılıydı; buz gibi sıvı, morarmış damarlarından içeri yavaş yavaş süzülüyordu. Sol elindeki yaralar da özenle pansuman edilmişti. Duvardaki saat gece yarısı üçü gösteriyordu. Henüz tek kelime edemeden, Çetin'in yumuşak sesi duyuldu: "Özür dilerim, kendine bir kötülük yapmandan korktuğum için seni gizlice takip ettim."

Melis doğrulmak istediğinde, Çetin hemen arkasına bir yastık koydu ve ona su içirdi. Melis biraz kendine gelince sordu: "Her şeyi gördün mü?"

"Üzgünüm, mahremiyetini dikizlemek gibi bir niyetim yoktu."

Çetin, Demir'in aksine boş bir kâğıt kadar temiz ve şeffaf bir adamdı.

"Önemli değil... Ben onun karısıyım, gizli saklı bir ilişki değil bu."

Çetin'in yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdiğini gören Melis acı bir gülümsemeyle ekledi: "Haklısın... Herkes Sena'nın onun müstakbel eşi olduğunu sanıyor. Bana inanmaman çok doğal..."

Çetin hemen sözünü kesti: "Hayır, inanıyorum. Parmağındaki yüzüğü tanıyorum; O, SL'nin üç yıl önce çıkardığı ve dünyada sadece tek bir adet olan sınırlı üretim bir parçaydı. Dergilerde, SL'nin sahibinin o yüzüğü bizzat eşi için tasarladığı yazılmıştı. SL'nin arkasındaki ismin Demir Sancaktar olduğunu biliyorum."

Eskiden aralarındaki bağı sezmişti lakin Demir ile Sena'nın magazin haberlerini görünce, üstelik Demir'i iki yıldır hastanede hiç görmediği için bu fikirden vazgeçmişti. Melis gayriihtiyari parmağındaki o boşluğa dokundu; oradaki ten, etrafına göre daha beyaz kalmıştı; sanki o trajikomik evliliği her an ona hatırlatmak istiyordu.

"Onun eşi olup olmamamın artık bir ehemmiyeti yok; yarın saat dokuzda boşanmış olacağız."

"Hastalığından haberi var mı?"

"Bunu bilmeye hakkı yok."

Continue to read this book for free
Scan code to download App

Latest chapter

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   30.BÖLÜM

    Melis'in incecik bileği, Demir'in pençeleri arasında dalında titreyen bir yaprak gibi savunmasızdı; Demir tek bir hamlesiyle onu dalından koparıp unufak edebilecek bir fırtına gibi üzerine devrildi. Kadının korku ve çaresizlik dolu yüzü, adamın zifiri karanlık gözlerine yansıyordu; Melis'in direnmesi, Demir'in kalbindeki son öfke kıvılcımını da alevlendirdi. Melis'in kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu; korku ve öfkeyle haykırdı: "Başkalarına dokunduğun ellerinle bana dokunma, çek o kirli ellerini üzerimden!"Bir sonraki an Demir, Melis'in dudaklarına kapanarak söyleyeceği tüm sözleri boğazına dizdi. Melis fal taşı gibi açılmış gözleriyle, adamın kontrolünden kurtulmak için çılgınca başını sallıyordu. Demir, elini kadının boynunun arkasından geçirip başını sıkıca kavradı ve onu bu cezalandırıcı öpücüklere boyun eğmeye zorladı.Ağzına dolan o sert ve keskin nefesle birlikte Melis, bu dudakların Sena'yı da öpmüş olabileceği düşüncesiyle sarsıldı; midesi fena halde bulandı. Nereden

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   29.BÖLÜM

    Sanki yıllardır azgın sulara karşı dimdik duran ama artık çökmek üzere olan devasa bir baraj gibiydi. Hiç yıkılmayacağı sanılan o barajda aniden bir çatlak oluşmuştu; baraj pes ettiği anda sular her yeri kaplamış, taşları sürükleyip parçalamıştı.Vazgeçmek, tutunmaktan her zaman daha kolaydı. Barajın sular altında kaldığı o an, kimse onun ne kadar süre direndiğini, ne kadar zorlandığını bilmezdi. İnandığı değerlerden vazgeçmesi için ne kadar çok acı çekmiş olması gerektiğini kimse tahmin edemezdi.Melis haklıydı; intikam almanın yanı sıra Demir'in bir an önce boşanmak istemesinin bir sebebi de oğlunu kendi nüfusuna geçirmek istemesiydi. Ancak bir yıldır süren bu çekişmede Melis'in tamamen vazgeçtiği şu an, Demir beklediği kadar mutlu olmadığını fark etti."Seni bırakacağımı mı sanıyorsun? Rüyanda görürsün! Bugünden itibaren bu konakta kalacaksın. Bu hayatta benim eşimsin, ölünce de ancak benim cenazem olursun."Melis'in gözyaşları adamın yüzüne damladı, Demir'in kalbi de sanki o nemle

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   28.BÖLÜM

    Melis yere düşmedi; tam yere yığılacağı anda bir çift el onu son anda kavrayıp tuttu. Onu tutan kişi Demir değil, Serkandı. Melis başını kaldırdığında Demir'in az ötede durduğunu gördü; Demir, onun yere yığılışını buz gibi bakışlarla izliyordu. Bakışlarında en ufak bir endişe yoktu, sadece derin bir umursamazlık seziliyordu. Haklıydı; onun gözünde hiç kimse durup dururken dengesini kaybedip düşmezdi, Melis'in yine oyun oynadığını düşündüğünden emindi. Demir'in kalbinde Melis'e karşı nefretten başka bir şey kalmamıştı, neden endişelensin ki?Serkan ise endişeyle sordu: "Hanımefendi, iyi misiniz?""İyiyim, sadece şekerim düştü." Melis, kendine acıyan bir gülümsemeyle yanıt verdi ve Demir'in arkasından yürümeye başladı.Kar bütün gece yağmıştı ve konağın bahçesi tamamen karla kaplıydı. Hizmetçiler ortalıkta görünmüyordu, bahçedeki karları temizleyen kimse de olmamıştı. Bu kısa mesafeyi yürümek bile Melis'i nefes nefese bırakmıştı.Rüzgâra ve kara karşı koyarak ısınmak için odaya girdi. K

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   27.BÖLÜM

    Çok geçmeden bu durum kanıtlandı. Araba kavşağı döndüğünde Melis'in gözü karşı şeritteki uzun kuyruğa takıldı. Kuyruğun en başında, bariyerlere çarpmış bir Porsche duruyordu. Bu Çetin'in arabası değil miydi?Onu bıraktıktan hemen sonra kaza yapmıştı. Melis'in beti benzi attı, bağırmaya başladı: "Durun!"Koruma Ahmet bu saatten sonra duracak kadar aptal değildi; sağır taklidi yaparak yola devam etti. Melis zorla kapıyı açmaya çalışınca Demir onu sertçe bileğinden tutup kendine doğru çekti; Melis onun kucağına düştü.Adamın ağır ağır konuştuğunu duydu: "Ne o? Canın mı yandı?""Sen çıldırdın mı? Çetin Bey sadece aynı okuldan mezun olduğumuz için hastanede babamla ilgileniyor, aramızda hiçbir şey yok! Neden böyle bir şey yaptın?"Demir, serin parmak uçlarını Melis'in yüzünde gezdirerek o soğuk sesiyle mırıldandı: "Çünkü... sen ne kadar üzülürsen ben o kadar mutlu olurum."Melis, varını yoğunu harcamış bir hâlde onun gömleğine tutundu; öfke doluydu ama gücü tükenmişti. Kendini zorlayarak fı

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   26.BÖLÜM

    Melis başını kaldırdı, gözlerinde alaycı bir gülümseme belirdi: "Demir Bey, bu gerçekten dahiyane bir soru. Boşanmayı isteyen zaten sen değil miydin?"Demir onun sözlerini duymazdan gelerek, beraberinde getirdiği o buz gibi havayla Melis'e iyice sokuldu. "Bu birkaç gündür onunla mıydın?"Bu kadar yakın mesafeden Melis, onun gür siyah kirpiklerinin altındaki gözlerin öfkeyle parladığını, göz aklarının kan çanağına döndüğünü ve tüm yüzüne vahşi bir ifadenin hâkim olduğunu net bir şekilde görebiliyordu.Melis durumu hemen inkâr etti: "Hayır, bu havada taksi bulmak kolay değil. Çetin Bey sadece yolunun üzeri olduğu için beni bıraktı."Demir'in ince dudaklarında küçümseyici bir gülüş kıvrıldı: "Melis, yalan söylerken gözlerini yukarı kaçırırsın. Bu huyun hâlâ değişmemiş. Bir yıldır direndikten sonra aniden pes etmen, ağır hasta babanı bırakıp ortadan kaybolman... Hepsi o adam için miydi?"Melis açıklama yapmak istemiyordu; onun gibi zeki bir adama yalan uydurmak, sadece zekasına hakaret etm

  • Yitirilen Ruhun Gölgesinde: Geç Kaldın Demir   25.BÖLÜM

    Bu görüntüleri görmeden önce babasının dürüst bir beyefendi olduğundan adı gibi emindi; şimdiyse o "Beyefendi" sıfatının yanına büyük bir soru işareti koymaktan kendini alamıyordu.Uçuşan karlar tüm şehri esir almış, yeryüzündeki her şeyi beyaza boyamıştı; oysa Melis, bu beyazlığın altında çok daha derin bir karanlığın saklı olduğunu biliyordu.Araba yol kenarında durdu; Çetin nazikçe inip Melis'in kapısını açtı. Melis'in durumu üç gün öncesine göre sadece bir parça daha iyiydi; vücudu hâlâ çok bitkindi ve Çetin'in gözünde bir porselen bebekten farkı yoktu."Dikkatli ol, yavaş hareket et. Kar yolları kayganlaştırmış, sakın düşme."Melis minnetle gülümsedi: "Çetin Bey, çok endişeleniyorsun. Dikkatli olacağım; şu dünyada yaşama tutunmayı herkesten çok ben istiyorum."Gerçeği ortaya çıkarmadan ölmemeye kararlıydı. Çetin'in destek veren elini bıraktı ve arkasını döner dönmez karşıdaki siyah arabanın içindeki adamla göz göze geldi.Demir'in bakışları, Çetin'in az önce Melis'i tuttuğu eline

More Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status