Se connecterŞirketin genel müdürü olan eşim Hande, milyonlarca liralık projeyi kendi isteğimle en çok kayırdığı genç asistanı Emir'e devrettiğimi öğrenince, bana üç aydır uyguladığı mesafenin sonunda işe yaradığını sandı. Sevinçten gözleri parladı. Hatta benimle İzlanda'da balayı yapmayı bile teklif etti. Ama bunu duyan Emir kıskançlık krizine girdi. İstifa edeceğini söyleyerek ortalığı ayağa kaldırdı. Hande ise her zamanki gibi onu kaybetmekten korktu. Tam üç gün üç gece boyunca Emir'i vazgeçirmeye çalıştı. Sonunda da iş gezisini bahane ederek balayımızı bir kez daha erteledi ve ikinci balayı biletini ona verdi. Döndüğünde ise hiçbir şey olmamış gibi karşıma geçip açıklama yaptı. "Özel hayat bekleyebilir. İş her şeyden önce gelir. Bu şirketin sorumluluğu benim omuzlarımda." "Sen benim eşimsin. Beni en iyi sen anlarsın, öyle değil mi?" Ben ise telefonda Emir'in birkaç dakika önce paylaştığı gönderiye bakıyordum. Hande'yle baş başa vermiş, objektife gülümseyerek elleriyle kalp yapmışlardı. Hiçbir şey söylemedim. Sadece başımı salladım. Hande bunu olgunlaştığıma yordu. Döndüğünde bana çok daha romantik bir balayı borçlu olduğunu söyleyip memnuniyetle gülümsedi. Oysa bilmediği tek bir gerçek vardı. Ben istifa dilekçemi çoktan vermiştim. O ise farkına bile varmadan boşanma sözleşmesini çoktan imzalamıştı. Artık ikimiz için de geri dönüş yoktu.
Voir plusHıçkırıklarının içinde pişmanlık da vardı, umutsuzluk da.Ama bunun gerçekten pişman olduğundan değil, böylesine ağır bir bedel ödeyeceğini hiç hesaplamamış olmasından kaynaklandığını biliyorum.Çünkü her şeye yeniden başlama şansı verilseydi bile yine aynı yolu seçerdi.Beklendiği gibi, Neşe davayı kaybetti.Karşı taraf, ödediği kaporanın üç katını tazminat olarak talep etti. Toplam tutar neredeyse yüz milyon lirayı buluyordu.Şirketin kasasında yeterli nakit yoktu.Neşe tüm birikimini ortaya koydu, elindeki değerli ne varsa sattı. Buna rağmen hâlâ büyük eksiği vardı.Çaresiz kalınca, yıllar önce benden gizlice satın aldığı yalıyı satmaya karar verdi.Fakat satış işlemleri sırasında tapunun artık kendi adına kayıtlı olmadığını learnedi.Tapudaki isim...Emir'di.Bu haberi duyan kimse şaşırmadı.Neşe, zamanında ona körü körüne güvenmişti. Bir evi kendi üzerine geçirmek Emir için çocuk oyuncağı olmuştu."Neşe Abla, bu evi zaten bana hediye edeceğini söylemiştin. Ben de üzerime geçirdim.
Duruşma tebligatını aldığı gün, Neşe yine kapıma geldi.Dışarıda gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Sağanağın altında avazı çıktığı kadar ağlıyor, durmadan benden özür diliyor, ona bir şans daha vermem için yalvarıyordu. Bir daha asla aynı hatayı yapmayacağına dair defalarca yemin etti.Perdeyi çektim, kulak tıkaçlarımı takıp yumuşacık yatağıma uzandım.İçimde ona karşı en ufak bir acıma duygusu bile yoktu.O yalnızca bir gece yağmurun altında kalıyordu.Oysa benim beş yıllık evliliğim, sonu gelmeyen uzun bir rutubetin içinde çürüyüp gitmişti.Kapıyı açmayınca bir süre sonra pes edip gideceğini düşündüm. Ama ertesi sabah gün ağardığında Neşe hâlâ bahçe kapısının önünde bekliyordu.Yağmur saçlarını sırılsıklam etmiş, teller yüzüne yapışmıştı. Bembeyaz kesilen yüzünde tek damla kan kalmamış gibiydi.Onu daha önce hiç bu kadar perişan görmemiştim.Aslında onunla konuşmak bile istemiyordum. Ama işe gitmek zorundaydım.Tahmin ettiğim gibi, kapıdan çıkar çıkmaz hızla önü
Nihayet aradığı kaydı bulan Neşe’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. Başvuran kısmında benim adımı gördüğünde sendeleyerek iki adım geriledi.Ağzından okkalı bir küfür savruldu."Sana istifa etme iznini kim verdi?! Şirkettekiler senin benim kocam olduğunu bilmiyorlar mı sanıyorsun?"Neşe çılgına dönmüş bir halde hemen şirketi aradı.Telefon daha ilk çalışta açıldı ama karşı tarafın tek bir kelime etmesine fırsat vermeden avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı:"Sen bu konuyu bana danıştın mı ha?! Kimden yüz alıp da kendi kafana göre iş yapıyorsun?""Ama Neşe Hanım, siz daha önce...""Ben ne demişim?! 'Onu işten çıkarın' mı dedim sana? O adam benim kocam, bilmiyor musun? Sen ne biçim iş yapıyorsun?! Patronunun kim olduğunu unuttun galiba!""Şimdi derhal defol git şirketten, gözüm bir daha seni görmesin!"Neşe hırsını karşı taraftan çıkarıp telefonu kapattı. Ardından sanki benim gönlümü almaya çalışıyormuş gibi yüzüme baktı: "Murat, o kadının sana böyle davranacağı hiç aklıma gelmezdi... Şi
"Murat, sen bu projeyi kontrol etmedin mi?"Belli ki sonunda o da bunu hatırlamıştı.Eskiden Neşe projeleri elimden alıp Emir’e verdiğinde içim bir türlü rahat etmezdi. Proje tamamlanana kadar Emir'in bıraktığı açıkları ben kapatırdım.Ama Neşe her defasında "Emir tek başına da halledebilir, her şeye burnunu sokma" diye beni azarlardı.Yine de bir sorun çıktığında faturayı yine bana keser; bu kadar bariz hataları göremediğim, yeterince dikkatli incelemediğim için beni suçlardı.Bu yüzden bu kez dosyaya dönüp bakmamıştım bile.Madem tek başına yapabileceğini söylüyordu, ben de bunu göstermesi için ona fırsat verdim."Hayır," diyerek başımı salladım.Neşe’nin kaşları çatıldı.Tam öfkeyle patlamak üzereydi ki sakin bir sesle araya girdim: "Bu Emir’in işi, benim sorumluluğum değil. Benim bu işe müdahale etme yetkim de yok, mecburiyetim de.""Ama sen benim kocamsın!""Eee, ne olmuş?"Hafifçe güldüm. "Senin kocanım diye her seferinde senin arkanda bıraktığın işleri ben mi toparlayacağım? Hak