LOGINKaan arkasına bile bakmadan kaçtı...Ben ise hâlâ bu büyük olayın şokunu atlatabilmiş değildim.Yine de kafamdaki bazı soru işaretlerini gidermem gerekiyordu. Öfkeli bir tavırla ona dik dik baktım:"Peki ya o su bardağın?"Okan, gözlerinde masum bir ifadeyle mırıldandı:"O bardağı hep ofiste tutuyordum zaten. Hatta o gün sana özellikle fotoğrafını çekip atmıştım ya."Hemen telefonundan albümü açtı ve bana gösterdi; gerçekten de bana gönderdiği o fotoğrafın ta kendisiydi."Peki ya kıyafet? O gün seni gördüğümde üzerinde bu kıyafet yoktu ki.""O bir içlikti, takım elbisemin içine giymiştim..."Şöyle bir düşündüm de... Gerçekten de öyleydi! O gün takım elbisesinin içine siyah boğazlı bir kazak giymişti ama markanın logosu ceketinin altında kaldığı için görünmüyordu."İyi de bizim yemekhanede ne işin vardı o zaman?""Kaan yatırım görüşmesi için bana yalvarıyordu, ben de hazır oradayken öğle yemeğimi orada yedim."Kafamı duvara vurmak istiyordum. "Yani onca zaman boşu boşuna günahını almışı
"Buranın yemekleri gerçekten yenir mi?""Söz veriyorum, yedikten sonra bir porsiyon daha isteyeceksiniz."Ona üzeri çıtır çıtır kızarmış, yağı damlayan nefis bir kuzu çöp şiş uzattım.İlk başta oldukça mesafeli ve isteksiz duruyordu. Ama beni afiyetle yerken görünce sonunda o da bir lokma aldı.İşte o an olanlar oldu, bir başlayan bir daha duramadı.Şişelerimizi tokuştururken o bana iş dünyasındaki acımasız entrikaları anlattı, bense ona çocukken yaptığım saçma sapan sakarlıkları...Çok geçmeden masadaki biralar birer birer tükendi.Alkolün etkisiyle kafam hafiften güzel olmuştu, sesimin tonunu ayarlayamadan bağırdım:"Usta! 1.Bize dört bira daha çek!""Gece Hanım, sarhoş oldunuz. Daha fazla içmemelisiniz.""Bana karışmayın işte!"Hemen ardından hafızam tamamen koptu. Bilincimin kapandığı o son saniyelerde, kulağıma son derece kırgın ve masum bir fısıltı çalındı:"Bebeğim... Artık 'Köpüşüm'nün sana karışmasına gerçekten izin vermeyecek misin?"***Ertesi sabah gözlerimi açtığımda saat
"Bence kesinlikle etkilenirdi. En azından ben çok etkilendim."Laf ağzımdan çıkar çıkmaz, utançtan dilimi ısırmak istedim. Rezilliğimi gizlemek için hemen elimle ağzımı kapattım.Okan Bey'in gözlerinin içi gülüyordu: "Sadece laflıyorduk Gece Hanım, bu kadar gerilmeyin."***Neon Pulse Parkı kelimenin tam anlamıyla ana baba günüydü, adım atacak yer yoktu.Büyük patronun keyfi kaçmasın diye doğrudan VIP bilet aldım. Nasıl olsa bu masrafın acısını eninde sonunda Kaan'dan çıkaracaktım.İlk durağımız dev roller coaster oldu.Gelmeden önce internetteki yorumlara bakmıştım; yüreği zayıf olanların orada baygınlık geçirdiği söyleniyordu. En cesurlar bile indikten sonra kendine gelemiyormuş.Gitmeyi her ne kadar çok istesem de, işin aslı ben tam bir korkağın tekiydim.Koltukta yerimi alır almaz yüzüm kireç gibi bembeyaz oldu. Titreyen bir sesle sordum:"Okan Bey, acaba şimdi pişman olup inmek için çok mu geç?"Okan Bey son derece sakin bir tavırla benimle eğlendi:"Artık bindiniz bir kere. Geri
"Anlaştık o zaman, söz ağızdan çıktı bir kere!"***Akşam olunca dördümüz birlikte yemeğe çıktık.Selin'le ilk kez tanışıyordum.Oldukça samimi ve sıcakkanlıydı; enerjimiz hemen uyuşmuştu.Ama Kaan'ı düşündükçe Selin'e karşı rahat davranamıyordum.Laf arasında, üç yıldır uzun soluklu bir ilişki sürdürdüklerini öğrendim.Şöyle bir düşününce, o sanal ilişkide istemeden de olsa asıl kurbanın ben olduğumu anladım.Kendi kendime, "Bunu kimseye söylemediğim ve Kaan bundan sonra ona iyi davrandığı sürece, bu sırrı mezara kadar saklayabilirim,"diye düşündüm.Okan Bey keyifsiz olduğumu fark etmiş olacak ki sessizce fısıldadı:"Aklın başka yerde gibi, bir sorun mu var?"Başımı iki yana salladım.Okan Bey düşünceli gözlerle karşımdaki çifte baktı; sanki durumu o an saniyeler içinde çözmüştü.Kaan'a dönerek, "Yarın yollarımızı ayıralım," dedi.Kaan bozulmuş bir ifadeyle, "Hadi ama abi, dördümüz birlikte takılsak ya, ne güzel eğleniyorduk," diye söylendi.Okan Bey kestirip atan bir ses tonuyla tek
Arabanın içindeki o daracık alanda hava adeta buz kesmişti, çıt çıkmıyordu.Bu tuhaf ve gergin atmosferi dağıtmak için öylesine bir laf attım ortaya:"Biraz müzik açalım mı?"Hemen ardından, teypten melankolik bir melodi yükselmeye ve tüm arabayı sarmaya başladı."Anlamıyor senin kalbini, numara yapıyor sakinmiş gibi...""Aşka dair tek bir kelime bile etmiyor...""Gözlerini ağlatmaktan kıpkırmızı yapıyor...""Yalanları bile kulağa öyle hoş geliyor ki..."Dışarıdan bakıldığında resmen bir buzdağı kadar soğuk görünen bu büyük patronun, arabasında böyle damar bir şarkıyı sürekli dinlemesine gerçekten şaşırmıştım."Okan Bey, doğrusu bu şarkıyı beğeneceğiniz hiç aklıma gelmezdi."Sesi her zamankinden daha derinden ve boğuk geldi:"Son zamanlarda sürekli bunu dinliyorum."Şaşkınlığım daha da artmıştı: "Hadi ya? Yoksa son günlerde canınızı sıkan bir şeyler mi var?""Evet. Sevgilimden yeni ayrıldım."Okan Bey gözünün ucuyla bana kısa bir bakış fırlattı, sonra aniden sordu:"Gece Hanım, size bi
Mahcup bir ifadeyle saatime göz attım."Sorun değil, ben erken geldim. Gece Hanım, lütfen buyurun, oturun."Masa göz alıcı güllerle süslenmişti, çok da uzak olmayan bir köşede ise canlı piyano müziği çalınıyordu.Bu atmosfer resmen görücü usulü bir buluşma gibiydi.Okan Bey gerginliğimi fark etmiş olacak ki durumu açıklama gereği duydu:"Lütfen yanlış anlamayın. Bu restoranı sadece yemeklerini çok sevdiğim için seçtim."Hafifçe gülümsedim ama bir şey söylemedim.Okan Bey parmaklarını şıklatır şıklatmaz garsonlar peş peşe içeri girdi.Menüyü açıp restoranın en pahalı imza yemeklerinden masayı donatacak kadar çok sipariş verdiYemeklerin adını duydukça şaşkınlıktan donakaldım; tam o sırada zihnimin derinliklerinden zamansız bir anı çıkageldi.Bir keresinde, bu restoranla ilgili bir paylaşımı internetteki o sanal sevgilime yollamıştım.“Bebeğim, yüz yüze görüştüğümüzde buraya gidelim mi, ne dersin?”O zaman bana şöyle cevap vermişti: “Olur tabii ki aşkım, benim bebeğim ne yemek istermiş b