On küsur dakika sonra ikisi de sırayla kendine gelmeye başladı.Nilay ağrıyan başını ovuşturup, "Ne oluyor ya? Başım neden bu kadar ağrıyor? Ortalık niye bu kadar sessiz? Hadi, hadi, oyuna devam edelim..." dedi."Ne oyunu be, saatin kaç olduğuna baksana, çabuk eve gidelim," dedim son derece sinirli bir şekilde."Bu kadın da bir âlem valla. İçemiyorsan içme, adamın teki senden faydalanmış, senin hâlâ hiçbir şeyden haberin yok," diye söylendim içimden.Nilay gözlerini kocaman açıp bana baktı. "Vay İbrahim vay, benimle bu üslupla konuşmaya nasıl cüret edersin sen..."Nilay sözünü tamamlayamadan onu kanepeden yukarı çektim.Bir anda kollarımın arasına düştü.Geniş omuzlarımı ve güçlü kollarımı hissedince bütün vücudu istemsizce ürperdi.Nilay içinden, "Allah'ım..." diye geçirdi. Böyle bir duyguyu uzun zamandır yaşamamıştı.Kıkır kıkır gülerek bana sarıldı. "İbo'nun kolları ne kadar güçlü ve sıcakmış. Çok hoşuma gitti. İbo, bu gece beni kollarında uyutsan olur mu?"Zehra hemen, "Olmaz," ded
続きを読む