Se connecterYeniden doğduğumda, Prens Mortlock Versta'yla yapacağımız kan ahdinin belgesindeki adımı kendim değiştirdim. Oraya onun hep el üstünde tuttuğu, her şeyden koruduğu vampirin adını yazdım: Isabella. Prensin eşini simgeleyen yakut kolyeyi Isabella isteyince ona bıraktım. Mortlock'un benim için hazırlattığı gelinliği de ona verdim. Bunları yapmamın bir nedeni vardı. Önceki hayatımda istediğimi elde etmiş, Mortlock'un eşi olmuştum. Ama bütün ömrüm Isabella'nın gölgesinde geçmişti. Sonunda vampir avcılarıyla çarpışırken Mortlock önce yaralanan Isabella'ya koşmuş, benim kalbimeyse gümüş bir kazık saplanmıştı. Bu kez ikisini baş başa bırakmaya karar verdim. Mortlock'tan ne kadar uzak durabilirsem o kadar iyi. Ne var ki eskiden yüzüme bakmayan o mesafeli prens, bu kez gözyaşları içinde yeniden eşi olmam için bana yalvardı.
Voir plusBir akşam yemekten sonra Kael, kule tepesindeki bahçede yürüyüş yapmayı önerdi.Bahçe kalenin en yüksek kulesine kurulmuştu; babamın en sevdiği yerdi. Kışın bile soğuğa dayanıklı birkaç bitki orada yaşamayı sürdürüyordu.Yanağıma bir kar tanesi kondu. Kael elini uzatıp ıslaklığını nazikçe sildi. Hareketi öylesine doğal geldi ki sanki yıllardır kan ahdiyle birbirimize bağlıydık. Eli sıcacıktı; dokunuşuna doğru sokuldum."Kael..." Adını usulca söyledim.Gözlerinde derin bir duygu parladı, bana biraz daha yaklaştı. Aramıza tatlı bir heyecan doldu. Kendi kalbimin atışlarını duyabiliyordum.Tam o sırada bahçenin girişinden ayak sesleri geldi.Kael'le hemen birbirimizden uzaklaşıp döndük.Tanıdık silueti görünce içimdeki sıcaklık dağıldı."Mortlock," dedim buz gibi bir sesle.Solgun, zayıflamış, perişan hâldeydi."Grace. Sana söylemem gereken önemli bir şey var."Kael içgüdüsel olarak önüme geçti; eli belindeki silaha yaklaşmıştı."Seni görmek istemiyor," dedi Kael sertçe. "Git."
Mortlock'un gözlerindeki umutsuz acıya sırtımı döndüm.Acısı da pişmanlığı da artık benim yüküm değildi.Kış Gündönümü Şöleni'nin sesleri arkamda kaldı. Versta Kalesi'nden çıkarken bu kez bir daha dönmeyeceğimi biliyordum.Eski Vance Kalesi'ne vardığımda vakit ilerlemişti. Aile hizmetkârlarını çoktan göndermiştim; artık burada tek başımaydım.Çalışma odasında Aethel Harabeleri'nden getirdiğim hazineleri önüme dizdim. Dünyanın neresinde yaşarsam yaşayayım rahat bir ömür sürmeme yetecek değerdeydiler. Yine de onlara bakarken içimde büyük bir boşluk hissettim.Servet, güç, bağımsızlık... Bir zamanlar özlediğim her şeye kavuşmuştum. Öyleyse neden hâlâ bu kadar yalnızdım?Babamın büyük koltuğuna oturup hem tanıdık hem de yabancı gelen odaya baktım.Düşüncelerime dalmışken kapı hafifçe tıklandı.Kapı açıldı, tanıdık biri içeri girdi."Kael?" Şaşkınlıkla ayağa kalktım. "Burada ne işin var?"Yorgun görünüyordu; pelerininin üzerinde kar taneleri vardı. Belli ki uzun yoldan gelmişti.
Kış Gündönümü Şöleni, vampirlerin takvimindeki en önemli etkinlikti. Eski hayatımı geride bırakmış olsam da gelenek gereği tören için başkente dönmeliydim.Versta Kalesi'nin kapıları eskisi kadar görkemliydi. Ama tanıdık büyük salona adım atar atmaz bir terslik olduğunu anladım. Herkes alçak sesle konuşuyor, havada bir gerginlik dolaşıyordu."Grace Hanım." Tanıdık bir ses beni durdurdu.Kalenin yaşlı kâhyası Marcus'tu. Genellikle duygularını belli etmeyen yüzünde endişe vardı."Marcus, ne oldu?" diye sordum.İç çekti. "Isabella... Prens'e yasak bir iksir vermiş.""Ne?" Duyduğuma inanamadım."Ayın Kucaklayışı."En eski ve en tehlikeli yasak iksirlerden biriydi. Var olan kan ahdini zorla derinleştirip iki kişinin yaşamını geri dönülmez biçimde birbirine bağladığı söylenirdi. Bedeli ise korkunçtu."Altesleri'nin gücü tükeniyor," dedi Marcus kederle başını sallayarak. "Soyu da bozulmuş. İhtiyarlar Konseyi yönetme hakkını sorgulamaya başladı bile."İçimde uzak bir sızı hissettim.
Aethel Harabeleri'nin kıyısında bulduklarımı ayıklıyordum. Aralarındaki nadir parşömenler, Vance Hanesi'ni yeniden ayağa kaldırmama yardım edecekti."Grace!"Yine Mortlock.Gitmeye hazırlanırken başımı bile kaldırmadım. "Kendimi yeterince açık anlattım sanıyordum, Mortlock. Konuşacak hiçbir şeyimiz yok.""Var." Sesindeki kararlılığın altında neredeyse saplantıya dönüşen bir telaş vardı. "Bugün yanıma birini aldım. Her şeyi sana kanıtlamama yardım edecek."Bu kez başımı kaldırdım.Mortlock az ötede duruyordu. Yanında başını öne eğmiş Isabella vardı. Yüzü ölüm gibi solgundu. Mortlock elini öyle sıkı kavramıştı ki Isabella'nın kasılmış duruşundan buraya zorla getirildiği anlaşılıyordu. Sanki onları da bu gösteriye tanık etmek istiyormuş gibi Versta Hanesi'nden birkaç genç üyeyi de getirmişti."Ne yapıyorsun?" diye sordum kaşlarımı çatarak.Isabella'yı peşinden çekiştirerek yanıma geldi. Isabella ayak uydurmaya çalışırken sendeledi; yüzünde aşağılanmanın çaresizliği vardı."Bak, G