LOGINBabam ve ağabeyim, çocukluğumuzdan beri ablamı bana tercih ediyordu. Hatta benden nefret ediyorlardı. Bir partide zorbalığa uğradığımda, araya giren kişi mafya Patronu Edwin Carlson olmuştu. Beni kurtardı ve herkesin önünde sevdiği kadının ben olduğumu ilan etti. Bana yeniden zarar vermeye cesaret eden herkesin karşısında onu bulacağını söyledi. Edwin, yalnızca benim için ormanın derinliklerinde bir şato satın aldı. Bahçeyi en sevdiğim lalelerle doldurdu ve tüm ülkede manşetlere çıkan görkemli bir düğünü orada düzenledi. Bir süreliğine, herkesin imrendiği kadın oldum. Hamileliğimin yedinci ayında babamın doğum günü partisine katıldım. Ama o gece aniden bir yangın çıktı. Beni kayırmayan babamla ağabeyim yalnızca ablam Kelsey Grant'i kurtarmayı düşündü. Onu aceleyle dışarı çıkarırken beni alevlerin içinde ölüme terk ettiler. Sonunda beni dışarı çıkaran yine Edwin oldu. Ama hastanede gözlerimi açtığımda, kalbimi paramparça eden bir şey duydum. "Yangını çıkarırken ne düşünüyordunuz?" Edwin'in yüzü öfkeden kapkaraydı. "Stephanie henüz hamileliğinin yedinci ayında! Onu erken doğuma zorlamaya mı çalışıyorsunuz? Onu ve bebeği öldürmek mi istediniz?" Babamla ağabeyim alçak sesle kendilerini açıklamaya çalıştı. "Kelsey'nin lösemisi var. Doktorlar daha fazla bekleyemeyeceğimizi söyledi. Yakında ameliyat olması gerekiyor. Bebeğin kemik iliğine de ihtiyacı var…" "Ben Kelsey'nin hayatını sizden daha çok önemsiyorum. Stephanie'yle başka neden evlenmiş olabilirim ki? Ama ona zarar veremezsiniz. Kendi planım var!" Edwin soğuk bir sesle uyardı. "Evet, amaç Kelsey'yi kurtarmak. Ama bunu Stephanie'nin hayatı pahasına yapmaya kalkarsanız, buna izin vermem!" Bunları duyduktan sonra panikle hastane odasından kaçtım. Demek benimle evlenmesinin sebebi buydu. Beni sevdiği için değil, Kelsey'yi kurtarmak için. Bana yaptığı her şey—şefkati, ilgisi, sevgisi—aslında Kelsey içindi. Tıpkı babam ve ağabeyim gibi, Edwin de Kelsey'yi seviyordu. Beni değil. Eğer beni seven hiç kimse yoksa, ben de ortadan kaybolabilirdim.
View MoreBütün bunlar Kelsey'nin yalanları yüzünden olmuştu.O yalan söylemeseydi, Edwin onu benimle karıştırmazdı.Ve ben de kırılıp gidecek kadar incinmezdim."Stephanie gitti. Artık beni istemiyor. Şimdi mutlu musun?!"İşlerin kontrolden çıktığını gören Denton ile babam, Edwin'i durdurmak için hemen araya girdiler.Kelsey'nin hıçkırıkları dışında oda tamamen sessizliğe gömüldü.Üç adamın da gözleri dolmuştu.Yüzlerine pişmanlık ve acı kazınmıştı.Ne kadar zaman geçtiğini kimse bilmiyordu.Sonunda ilk konuşan Denton oldu.Ağlamaktan sesi kısılmıştı."Stephanie iyi mi? Yanıkları hâlâ acıyor mu?"Ona mesaj atmak istedi.Ama birdenbire, Stephanie'nin telefon numarasına bile sahip olmadığını fark etti."Edwin, dün Stephanie'ye tokat attım. Yüzündeki şişlik indi mi? Buz koydu mu?"Babam yeniden yıkıldı.Gerçeği öğrendiğinden beri yalnızca birkaç saat geçmişti ama sanki yıllarca yaşlanmış gibi görünüyordu.O gece Stephanie'nin yüzündeki o incinmiş, kalbi kırılmış ifadeyi durmadan g
Denton'ın gözleri öfkeden kıpkırmızıydı. Kelsey'ye dik dik baktı."Annemizi öldüren sendin, değil mi?!"Gözyaşlarına boğuldu.Bunun annemizin ölümüne duyduğu acıdan mı, yıllarca bana yapılan haksızlıklar yüzünden hissettiği suçluluktan mı, yoksa videoda benim nasıl eziyet gördüğümü izlemekten mi kaynaklandığını anlamak zordu.Belki de hepsiydi.Babam öne çıktı ve Kelsey'ye bir tokat daha attı.Bu kez kendini tutmadı."Yıllardır rol yaptın ve Stephanie'yi tekrar tekrar incitmemize sebep oldun. Ne kadar acımasızsın!"Kelsey bir anlığına afalladı.Gözlerinde panik parladı.O videoyu onlara göstereceğimi hiç beklememişti.Ama kısa sürede kendini toparladı."Ne dediğini bilmiyorum! Annemi öldürmem ne demek? Hangi rolden söz ediyorsun? Stephanie yine gelip benim hakkımda yalanlar mı söyledi?"Sanki haksızlığa uğrayan kendisiymiş gibi ağlamaya başladı.Video kanıtı olmasaydı, muhtemelen ona inanırlardı.Ama artık hikâyeyi ne kadar çarpıtmaya çalışırsa çalışsın, işe yaramayacakt
Hastanede Edwin bir anda, hiçbir sebep yokken yoğun bir kaygıya kapıldı.Bir bardak su doldururken eli titredi. Bardak elinden kayıp yere düştü ve paramparça oldu."Ne oldu? Elin mi yandı?"Kelsey telaşla yanına gelip endişeyle elini kontrol etti."İyiyim. Sadece elim titredi…" Edwin'in sesi huzursuzdu. "Nedenini bilmiyorum ama içimde kötü bir his var. Stephanie için endişeleniyorum. Eve gidip ona bakmam gerekiyor."Stephanie'nin yüzü Edwin'in zihninde bütün netliğiyle belirdi.Onu defalarca aradı ama hiçbir aramasına cevap vermedi."Lütfen gitme olur mu? Hastanede yapayalnızım. Korkuyorum…"Kelsey, gitmesini engellemek ister gibi elini tuttu.Stephanie'nin babası ve Denton kısa süre önce hastaneden ayrılmıştı.Edwin tereddüt etti."Peki. Biraz daha yanında kalacağım."Ondan sonraki her dakika Edwin için işkence gibiydi.Yerinde duramıyor, sürekli dalıp gidiyor, belli ki sinirleri son derece gergin görünüyordu.Edwin'i bu hâlde gören Kelsey, Stephanie'ye hakaret dolu birk
Hava hâlâ karanlıkken kapı bir anda büyük bir gürültüyle açıldı.Şak!Denton ve babam öfkeyle içeri daldılar. Ne olduğunu anlamama bile fırsat vermeden yüzüme sert bir tokat indi."Stephanie! Kelsey sana masaj yaparak yardım etmeye çalışıyordu, sen de onu tekmeledin mi? Hâlâ hastalıktan toparlanmaya çalıştığını bilmiyor musun?"Gözyaşlarım yüzümden süzülüyordu.Kendi ailemin gerçeği öğrenmeye bile zahmet etmeden içeri dalıp beni azarlaması, tokadın kendisinden daha çok acıtıyordu.Bir gün annemin ölümüne Kelsey'nin sebep olduğunu öğrenirlerse, bugün bana yaptıklarından pişman olacaklar mıydı?"Doğduğun gün anneni öldürdün, şimdi de Kelsey'yi mi öldürmek istiyorsun? Nasıl bu kadar acımasız olabiliyorsun?"Babamın sözleri üzerime kopan bir fırtına gibi indi.Bana bir kez daha tokat atmak için elini kaldırdı. Ama belki de sessizce ağlarken ona baktığım hâlim Denton'ı duraksattı.Denton babamın kolunu tuttu ve yumuşak bir sesle konuştu."Baba, o hâlâ hamile. Boş ver."Babam kaş