ANMELDENÜniversiteden mezun olur olmaz benimle evleneceğine söz veren çocukluk aşkım, mezuniyet törenimde ailemin sahte kızı Bahar Demir'e evlenme teklif etti. Herkesin gözünde sosyetenin o erişilmez, inançlı ve vakur ismi olan Kenan Yılmaz ise, teklif kabul edilir edilmez bana gösterişli bir şekilde aşkını ilan etti. Evliliğimizin ilk beş yılında bana tarifsiz bir şefkat gösterdi. Beni hep el üstünde tutuyordu. Ta ki bir gün, tesadüfen onun arkadaşıyla yaptığı konuşmayı duyana kadar. "Kenan, Bahar artık ün kazandı. Nilay'la bu evlilik oyununu oynamaya daha ne kadar devam edeceksin?" "Nasılsa Bahar'la evlenemedim, artık fark etmez. Hem ben yanındayken Nilay hiçbir zaman Bahar'ın mutluluğunu bozamaz." Onun özenle sakladığı dua notlarının her bir sayfasında ise Bahar'ın adı yazılıydı: "Dilerim Bahar tüm takıntılarından kurtulur, bedeni ve ruhu huzur bulur." "Dilerim Bahar'ın tüm dilekleri gerçekleşir, sevdiği kişi hiçbir zaman keder görmez." ... "Bahar... Bu hayatta kaderimiz birleşmedi. Dilerim bir sonraki hayatta elini tutan ben olurum." Beş yıl süren kör bir rüya, tek bir günde son buldu. Sahte kimliğimi hazırladım. Boğularak öldüğüm izlenimini verecek kusursuz bir plan yaptım. Bundan sonra, hiçbir hayatta karşı karşıya gelmemize gerek kalmayacaktı.
Mehr anzeigenGözleri yalvarış ve çaresizlikle doluydu. Sanki yanımda kalabilmek uğruna her şeye razıydı.O sırada Poyraz söze girdi, sesi sakin ama keskindi: "Kenan Bey, aranızda ne geçtiğini bilmem ama bence yanınızda kalıp kalmayacağı tamamen onun kararı. Sürekli kendi hislerinizden bahsediyorsunuz, peki onun gerçekten ne istediğini hiç düşündünüz mü?"Kenan donup kaldı. Ağzını açtı ama tek kelime edemedi.Ona baktım. Sesimde en ufak bir tereddüt yoktu. "Kenan, ne olursa olsun o beş yıl geride kaldı. Ben hâlâ yaşıyor olsam bile... Artık benim için bir seçenek değilsin."Yüzündeki kan çekilirken devam ettim: "Bana geçmişimizi bütünüyle bir hataymış gibi düşündürme. Yoksa gerçekten ölmem mi gerekiyor ki sonunda beni rahat bırakasın?""Hayır!" Sözümü hızla kesti, gözlerinde derin bir keder vardı, sesi neredeyse yalvarıyordu."Nilay, hatalıyım, gerçekten çok hatalıyım. Yeter ki sen iyi ol, bir daha böyle çekip gitme. Ben... Hayatından çıkabilirim."Bakışları beni kısa süreliğine şaşırttı. Ardından us
Kenan ise Bahar'ın söylediklerini hiç umursamadı. Gözlerini hâlâ benden ayırmıyordu.Sesinde yalvaran bir ton vardı: "Nilay, beni dinle. Gerçekten çok pişmanım. Benim hatamdı, sana değer vermedim. Yalvarırım bana bir şans ver.""Şans mı?" Soğuk bir kahkaha attım, bakışlarım buz gibiydi. "Hâlâ benden bir şans istemeye hakkın olduğunu mu sanıyorsun?""Hata yaptığımı biliyorum. Seni ihmal etmemeliydim. Başkalarının sözlerine inanmamalıydım. Bütün suç benim. Her şeyi düzeltmeye hazırım, yalvarırım beni affet..."Sesi gittikçe alçaldı, neredeyse diz çökecek gibiydi: "Yeter ki bana bir şans ver, senin için her şeyi yaparım."Bahar bu manzarayı görünce öfkeden yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi, bastırmaya çalıştığı hırsıyla araya girdi: "Kenan, sadece beni sevdiğini söylemiştin, sen...""Kes sesini!" Kenan onu buz gibi bir sesle susturdu. Bakışları hiç görmediğim kadar soğuktu. "Sana her şeyi çoktan açıkça söyledim, ne dersen de artık beni ilgilendirmiyor."Bahar sanki yüzüne sert bir tokat ye
Daha sözünü bitirmeden üzerime atıldı.Refleksle arkamdaki çocukları korumaya çalıştım, kaçmaya vaktim yoktu. Giysilerimden sertçe yakaladı, tırnakları kolumda kanlı çizikler bıraktı."Yeter!" diye bağırdım ama aklını tamamen yitirmiş gibiydi. Beni sertçe itince yere düştüm.Öğrencilerden birkaçı korkuyla çığlık attı.Yiğit'in gözleri yaşlarla dolmuştu. Yine de gizlice yanımıza gelip küçük yumruğuyla ona vurdu: "Hocama vurma!"Bahar önce bir an sersemledi, ardından öfkesi daha da katlandı: "Seni küçük velet, sen kim oluyorsun da bana dokunuyorsun?"Yiğit'e vurmak için elini kaldırdığında hemen ayağa kalkıp onun önüne geçtim ve darbeyi omzumla karşıladım.Omzum yanarcasına sızladı. Çocuklara sıkıca sarılarak yüksek sesle bağırdım: "Yeter artık! Bahar, böyle devam edersen seni polise veririm!"Alaycı bir kahkaha attı. Gözleri küçümsemeyle doluydu. "Nilay, bugün kaçabilirsin ama sonsuza kadar kaçamazsın! Bugün bunun bedelini sana ödeteceğim!"Tam o sırada kapıdan aceleci ayak sesleri duyu
"Bir dene istersen, resimlerin daha fazla insan tarafından görülmeyi hak ediyor."O gece, uzun zamandır elime almadığım fırçalarımı yeniden çıkardım.Tuvalde yavaş yavaş engin bir deniz belirdi. Gökyüzünde sabahın ilk ışıkları parıldıyor, dalgalı suyun yüzeyinde siluetim seçiliyordu.Son fırça darbesini attığımda aniden fark ettim; bu resim onun için ya da bir başkası için değil, sadece kendim içindi.Sergi günü geldiğinde eserim jüri tarafından büyük övgü aldı.Yıllarca göz ardı edilen yeteneğim sonunda hak ettiği değeri bulmaya başlamıştı.Bunun hayatımda yeni bir başlangıç olduğunu sanıyordum ama bu "dönüşün" sakin hayatımı tamamen altüst edeceğini hiç tahmin etmemiştim.***Bir gün derste çocuklara renk uyumunu anlatıyordum.Güneş ışığı atölyenin pencerelerinden içeri süzülüyor, minikler sessizce resim yapıyordu. Tüm mekân uzun zamandır hissetmediğim bir huzurla doluydu.Aniden atölyenin kapısı sertçe açıldı ve içeri biri daldı."Nilay!"Başımı kaldırır kaldırmaz donup kaldım.İçer