Eski Kocamın Pişmanlığı

Eski Kocamın Pişmanlığı

By:  Evelyn M.MUpdated just now
Language: Turkish
goodnovel18goodnovel
Not enough ratings
30Chapters
6views
Read
Add to library

Share:  

Report
Overview
Catalog
SCAN CODE TO READ ON APP

Ava: Dokuz yıl önce korkunç bir şey yaptım. Bu, hayatımdaki en doğru karar değildi ama çocukluğumdan beri aşık olduğum adamı elde etme fırsatını gördüm ve o fırsatı kaçırmadım. Yıllar hızla geçti. Şimdi ise sevgisiz bir evliliğin içinde yaşamaktan yoruldum. İkimizi de aslında hiç yaşanmaması gereken bu evlilikten kurtarmak istiyorum. Derler ya, birini gerçekten seviyorsan onu özgür bırakmalısın… Artık Rowan’ı bırakmanın zamanı gelmişti. Beni hiçbir zaman sevmeyeceğini biliyorum. Hiçbir zaman onun ilk tercihi olmayacağımın da farkındayım. Kalbi her zaman O’na ait olacak. Ama yaptığım tüm hatalara rağmen ben de sevilmeyi hak ediyorum. Rowan: Dokuz yıl önce o kadar aşıktım ki doğruyu yanlışı göremiyordum. Sonra hayatımın en büyük hatasını yaptım ve bu süreçte hayatımın aşkını kaybettim. Sorumluluk almam gerektiğini biliyordum. Ben de öyle yaptım. İstemediğim bir kadınla evlendim. Yanlış kadınla. Şimdiyse beni boşayarak hayatımı bir kez daha altüst etti. Her şeyi daha da karmaşık hale getiren şey ise hayatımın aşkının yeniden kasabaya dönmüş olması. Şimdi tek bir soru var. Doğru kadın kim? Yıllar önce delicesine aşık olduğum kadın mı? Yoksa aslında hiç istemediğim halde evlenmek zorunda kaldığım eski karım mı?

View More

Chapter 1

Bölüm 1

Arabamdan indim ve malikâneye doğru yavaşça yürüdüm. Ellerim titriyor, bedenim ter içindeydi.

Bittiğine hâlâ inanamıyordum. Ondan sonunda boşanmıştım. Bunun kanıtı şu an çantamın içindeydi. Son evrakları ona teslim etmek ve Noah’ı almak için buraya gelmiştim.

Evin içine girince alçak sesli konuşmaları takip ettim ama mutfağa yaklaştığım anda olduğum yerde durup kaldım.

Artık onları net bir şekilde duyabiliyordum ve işittiklerim ruhumu buz kestirdi.

"Seninle ve annemle neden birlikte yaşayamıyoruz, hâlâ anlamıyorum," diye babasına sordu Noah.

Titreyen ellerim göğsüme gitti. Sesindeki hüzün kalbimi paramparça ediyordu. Noah için her şeyi yapardım ama bu boşanma kaçınılmazdı.

Evliliğimiz bir hataydı. Bizimle ilgili her şey baştan sona bir hataydı. Gerçeği görmem sadece biraz zaman almıştı.

"Nedenini biliyorsun Noah, annenle ben artık birlikte değiliz," diye yumuşak bir ses tonuyla cevap verdi.

Gerçekten çok tuhaftı. Evliliğimiz boyunca benimle bir kez olsun yumuşak konuşmamıştı. Sesi hep soğuktu. Hep dümdüz ve duygudan tamamen yoksundu.

"Ama neden?"

"Bazen böyle şeyler olur," diye mırıldandı.

Kaşlarını çattığını gözümde canlandırabiliyordum. Noah daha fazla soru sormasın diye ona durumu anlatmaya çalışıyordu. Ama Noah benim oğlumdu. Merak ve sorgulama onun kanında vardı.

"Onu sevmiyor musun?"

Bu basit ama içten soru nefesimin boğazımda düğümlenmesine neden oldu. Bir adım geri çekilip duvara yaslandım. Kalbim deli gibi çarparken vereceği cevabı bekledim.

Cevabının ne olduğunu zaten biliyordum. Ne olduğunu hep biliyordum. Noah dışında herkes muhtemelen o kahrolası cevabı biliyordu.

Gerçek şu ki beni sevmiyordu. Hiç sevmemişti ve asla sevmeyecekti. Bu, gün gibi ortadaydı. Bunu bilmeme rağmen yine de cevabını duymak istiyordum. Oğlumuza gerçeği mi söyleyecek, yoksa yalan mı söyleyecekti?

Boğazını temizledi, belli ki zaman kazanmaya çalışıyordu. "Noah..."

"Baba, annemi seviyor musun, sevmiyor musun?" diye tekrar sordu Noah, sesinde kesin bir ifade vardı.

Yenilmiş gibi iç çektiğini duydum. "Bana seni verdiği için onu seviyorum," dedi sonunda.

Bu bir cevap değil, geçiştirmeydi.

İçimi dolduran acı dalgasına karşı gözlerimi kapattım. Bunca zamandan sonra bile hâlâ canımı yakıyordu. Kalbim yeniden kırılıyormuş gibi hissediyordum. İçimdeki küçücük bir parçanın neden onun cevabının farklı olmasını umut ettiğini bilmiyordum.

O üç kelimeyi bana hiçbir zaman söylemedi. Ne evlendiğimizde, ne Noah’ı doğurduğumda, ne geçen yıllar boyunca ne de birlikte olduğumuz gecelerde.

Evliliğimiz boyunca kendini hep geri tuttu. Ben ona sahip olduğum her şeyi verdim ama karşılığında bana acı ve kalp kırıklığından başka hiçbir şey vermedi.

Evliydik ama evliliğimizde iki kişi yerine üç kişiydik. O, ben ve hayatının aşkı. Dokuz uzun yıldır vazgeçmeyi reddettiği kadın.

Gözlerim yaşlarla doldu ama onları sildim. Ağlamaktan yorulmuştum. Beni istemeyen bir adamın peşinden koşmaktan yorulmuştum.

"Başkalarının konuşmalarını dinlemenin kaba bir davranış olduğunu sana hiç söyleyen olmadı mı?"

Derin sesi sessizliği yarıp geçti. Düşüncelerimi de beraberinde böldü. Omuzlarımı dikleştirip mutfağa girdim.

Artık eski kocam olan Rowan Wood, orada, mutfak tezgâhının yanında duruyordu.

Alaycı gri gözleri beni olduğum yere çiviledi.

Bakışlarım oğluma kaydı. Gururum, neşem. Hayatımdaki tek güzel şey. Yakışıklılığını kesinlikle babasından almıştı. Benim kahverengi saçlarıma ve onun delici gri gözlerine sahipti.

"Merhaba." Onlara hafifçe gülümsedim.

"Merhaba anne," dedi Noah, yarım yediği sandviçini yere bırakıp tezgâhtan aşağı atlayarak. Koşarak yanıma geldi ve belime sarıldı. "Seni özledim."

"Ben de seni özledim, sevgilim," diyerek benden uzaklaşıp yemeğine dönmeden önce alnına bir öpücük kondurdum.

Olduğum yerde tuhaf bir şekilde dikildim. Burası eskiden benim evimdi ama artık kendimi burada eğreti hissediyordum. Sanki buraya ait değilmişim gibi.

Aslına bakarsam, hiçbir zaman ait olmamıştım.

Bilerek ya da bilmeyerek, bu evi 'ONU' düşünerek inşa etmişti. Bu 'ONUN' hayalindeki evdi, renk paletine kadar her şey.

Bu, onu bırakmaya hiç niyeti olmadığının ilk işareti olmalıydı. Ona duyduğum aşkın karşılığını vermeyeceğinin.

"Burada ne yapıyorsun?" diye rahatsızlıkla sordu ve saatine baktı. "Noah'la geçirdiğim zamanı bölmeyeceğine söz vermiştin."

"Biliyorum... Bugün boşanma kararını aldım ve Noah'ı alırken sana kopyasını getirebileceğimi düşündüm."

Yüzü taş gibi sertleşti, dudakları ince bir çizgi hâline geldi. Bana her böyle baktığında içimde bir parça kırılıyordu. Kendimi bildim bileli onu seviyordum ama bunun onun için zerre kadar anlamı yoktu.

Defalarca kalbimi kırdı ve ruhumu paramparça etti. Onu sevmeye devam ettim. Tutundum. Bir şeylerin değişeceğini düşündüm ama hiçbir zaman değişmediler.

Evlendiğimizde sonunda sevgi göreceğimi düşünmüştüm. Çocukluğumdan beri özlemini çektiğim o sevgiyi. Yanılmışım. Evlilik bir kâbusa dönüştü. Sürekli onun geçmişindeki hayaletle savaşıyordum. Ne kadar çabalarsam çabalayayım asla boy ölçüşemeyeceğim bir kızın hayaletiyle.

Göğsümü ovuşturdum. İçime hapsolmuş acıyı hafifletmeye çalışıyordum.

Ama hiçbir işe yaramıyordu. Aylardır ayrı olmamıza rağmen hâlâ lanet olası şekilde canımı yakıyordu.

"Noah, odana çıkabilir misin? Annenle bir şey konuşmamız gerekiyor," dedi Rowan sıkılı dişlerinin arasından; 'anne' kelimesi ağzından tiksintiyle dökülmüştü.

Başını sallamadan önce bir anlığına ikimize baktı.

"Kavga etmek yok," diye emretti gitmeden önce.

Noah, onu duyamayacağımız bir mesafeye uzaklaşır uzaklaşmaz, Rowan öfkeyle yumruğunu tezgâha vurdu. Bana hitap ederken gri gözleri buz gibiydi.

"Oğlumla geçirdiğim zamanı bölmek yerine onları kahrolası ofisime gönderebilirdin," kelimeler dudaklarından bir hırlamayla döküldü. Elleri yumruk hâlindeydi ve üzerime patlamaya hazır gibi görünüyordu.

"Rowan..." diye iç çektim, cümleyi tamamlayamayarak.

"Hayır. Lanet olasıca hayır! Dokuz yıl önce hayatımı altüst ettin, o lanet boşanmayı istediğinde bunu tekrar yaptın, bu canımı yakma yöntemin miydi? Seni sevemediğim için beni oğlumdan ayırmak. Sana bir haberim var Ava, senden kahrolasıca nefret ediyorum."

Sözünü bitirdiğinde ağır ağır nefes alıyordu. Ağzından çıkan öfkeli sözler, doğrudan bana ateşlenen kurşunlar gibi dökülüyordu. Kalbimi delip geçtiklerini hissettim. Her bir kelime zaten kırılgan olan kalbimi paramparça ediyordu.

"B-Ben..."

Hâlâ sevdiğiniz adam sizden nefret ettiğini söylediğinde söylenecek ne kalırdı ki?

"Sadece defol şu lanet evimden... Onunla zamanım bittiğinde Noah'ı eve getireceğim," diye tersledi.

Boşanma kararını tezgâhın üzerine bıraktım. Tam özür dileyecektim ki telefonum çaldı. Çantamdan çıkarıp arayan kişiye baktım.

'ANNE.'

Görmezden gelmek istedim ama önemli bir şey olmadıkça beni asla aramazdı.

Ekranı kaydırıp telefonu kulağıma götürdüm.

"Anne..." diye iç çektim.

Cümlemi bitirmeme fırsat vermedi.

"Hemen hastaneye gel! Baban vuruldu!" dedi telefonu kapatmadan önce neredeyse histerik bir şekilde.

Telefon elimden kayıp düştü. Şok olmuştum.

"Ne oldu?" sesi zihnime nüfuz etti.

Kalbim hızla çarparken, başımı kaldırmadan telefonumu aldım ve ona cevap verdim.

"Babam vurulmuş."

Expand
Next Chapter
Download

Latest chapter

More Chapters
No Comments
30 Chapters
Explore and read good novels for free
Free access to a vast number of good novels on GoodNovel app. Download the books you like and read anywhere & anytime.
Read books for free on the app
SCAN CODE TO READ ON APP
DMCA.com Protection Status