เข้าสู่ระบบBirden aklıma geldi: Galerimde Merve'nin bana gönderdiği çok özel fotoğraflar vardı."Nilay yoksa benim galerimi mi karıştırıyor?" diye düşündüm.Korkuyla ayağa fırladım. "Nilay abla, bitti mi? Bittiyse ver artık telefonumu."Nilay başını bile kaldırmadan, "Bitmedi daha. Bitirince veririm," dedi.Bir şeylerin ters gittiğinden giderek daha fazla şüpheleniyordum.Bu kadın kesinlikle telefonumda bir şeyler arıyordu.Üstelik kendi telefonunu çıkarıp benim ekranımın fotoğraflarını çekmeye başladı.İyice panikledim.Artık yerimde duramadım. Yanına gidip, "Nilay abla, bu kadarı da fazla ama! Ne karıştırıyorsun benim telefonumda?" dedim.Nilay umursamazca, "Küçük köpek, ne bu telaş? Yoksa telefonunda kimselere söyleyemeyeceğin gizli bir şeyler mi var?" dedi."Yok öyle bir şey!""Madem yok, neden bu kadar telaşlanıyorsun?"Huzursuz bir şekilde, "Bu yaptığın benim özel hayatıma müdahale etmek demek! Ben senin telefonunu kafama göre karıştırsam hoşuna gider miydi?" dedim.Nilay kendi telefonunu d
"Ancak önce iyice düşünmelisin. Senin asıl istediğin şey Hasan'a gününü göstermek mi, yoksa sana ait olan mal varlığını geri almak mı?""Bu kanıtları doğrudan o kadına verirsen Hasan'ın başına kesinlikle iş açar. Hasan bir kez öfkelenirse seninle sonuna kadar mücadele etmeyi göze alabilir.""Ama elimizdeki kanıtlarla Hasan'la pazarlık edersek istediğin şeyleri geri alabiliriz."Zehra öfkesine hâkim olamayarak, "Ama bana ait olanları geri almakla yetinirsek o şerefsizin yanına kâr kalmış olmaz mı? Beni o iğrenç yöntemle tuzağa düşürdüğünü düşündükçe içim daralıyor, kendimi çok kötü hissediyorum," dedi.Ne diyeceğimi bilemedim. Sonuçta ben de o olayın içinde yer almıştım.Kendimi de pek masum sayamıyordum.Zehra tuhaflığımı fark edince hemen elimi tuttu ve "İbo, seni kastetmiyorum. Ben sadece Hasan'dan bahsediyorum. Senin iyi bir çocuk olduğunu biliyorum. Sana hiçbir zaman kızmadım," dedi.İçimden ona minnet duydum.Bana güvenmesinin yanı sıra gösterdiği ilgi ve şefkat sayesinde sevilmen
Kendi beceriksizliğinin suçunu Elif'e atıyordu. Elif ise bu adamdan içten içe nefret ediyordu.Ama yine de sesini çıkaramıyordu.Elif'in gözyaşlarını gören Hasan sonunda yumuşadı. Sırıtıp ona sarıldı. "Şaka yapıyordum canım, ciddiye almadın herhâlde?" dedi."Böyle şaka mı olur? En değerli şeyimi, ilk kezimi size verdim. Kendimi bütünüyle size teslim ettim. Ama siz yine de benden şüphe ediyorsunuz."Elif konuştukça daha da üzülüyor, sonunda kendini tutamayıp ağlamaya başlıyordu.Hem zavallı hem de kırılgan görünüyordu.Elif henüz yirmi iki yaşındaydı. Genç yüzü canlı ve tazeydi.Hasan'ın ona ilgi duymasının asıl nedeni de buydu.Elif'le birlikte olmak, onu ne kadar tatmin ettiğinden bağımsız olarak, Hasan'a heyecan verici geliyordu.Şimdilik Elif'le ilişkisini bitirmek istemiyordu.Bu yüzden onu sabırla yatıştırmaya çalıştı. "Tamam, tamam. Hata bende. Gönlünü almak için yarın Çetin Bey'le konuşup seni kadroya aldıracağım.""Gerçekten mi? Ama bana yalan söylemek yok!" dedi Elif, dudaklar
Zehra ise hâlâ çok temkinliydi. Birinin bizi görmesinden korkuyordu."Olmaz. Henüz boşanmadım."Kulağına eğilip alçak sesle fısıldadım: "Ama biz zaten o kadar ileri gittik, el ele tutuşmaktan mı korkuyorsun?"Zehra bir anda kıpkırmızı kesildi. Boynuna kadar kızarıp utanç içinde, "O başka! Özel hayatımızda yaşadıklarımızı kimse görmedi. Ama herkesin ortasında el ele tutuşursak birlikte olduğumuzu herkese ilan etmiş oluruz," dedi."Herkesin içinde sayılmayız ki! Etrafta tanıdığımız kimse yok. Ben sadece elini tutmak istiyorum. Bırak da biraz tutayım, ne olur?"Ona nazlanmaya başladım.Nedenini bilmiyordum ama bu aralar ona sokulmak, bir an bile yanından ayrılmamak istiyordum.Zehra sonunda daha fazla dayanamadı. Etrafına bakındıktan sonra, "Peki, ama sadece birazcık. Birine rastlarsak hemen elimi bırakacaksın," dedi.Elini sımsıkı tuttum.Eli yumuşacıktı; elini tutmak da çok hoşuma gidiyordu. Ama asıl önemlisi, Zehra'nın elini tuttuğumda kendimi huzurlu ve mutlu hissediyordum.Sanki zate
"Vay vay, küçük köpek! Bana böyle konuşmaya da başladın demek! Sen de iyice yüreklenmişsin ha!" Nilay elini uzatıp kulağımı çekti. Sanki beni azarlayan ablammış gibi davranıyordu.Canım yanınca avazım çıktığı kadar bağırdım. "Kulağımı koparacaksın! Bıraksana artık!"Ama Nilay elini çekmedi. "Özür dile. Yoksa kulağını koparırım!"Özür dilemeye hiç niyetim yoktu.Benim bir suçum yoktu ki, ne diye özür dileyecektim?Nilay'ın bana eziyet ettiğini gören Zehra ile yengem aynı anda araya girdi."Yeter artık, Nilay! O benim kardeşim. Abisiyle yengesi olarak biz burada otururken biraz daha ölçülü davranamaz mısın?" diye sertçe çıkıştı yengem.Zehra da araya girip, "Nilay, bırak artık çocuğu. Ne olursa olsun, o senden küçük," dedi.Nilay sonunda kulağımı bıraktı."İkiniz de bu herifi koruyup duruyorsunuz. Yoksa ikiniz de onun yakışıklılığına mı kapıldınız?"Yengem ona ters bir bakış atarak, "Ağzından bir kere de düzgün bir şey çıksın! Böyle yapacağını bilsem seni hiç çağırmazdım," dedi."Hıh! Ça
Yani abim, kendi yerine geçip yengemle o işi yapmamı istiyordu.Ama bu düpedüz aldatmacaydı!Abime mesaj yazdım: "Abi, bu kesinlikle olmaz! Bu olacak iş değil!"Abim bana yalvaran gözlerle baktı, ardından bir mesaj daha gönderdi: "İbo, içinde bulunduğum durumu biliyorsun. Sen bana yardım etmezsen yengenle boşanmaktan başka çaremiz kalmayacak. Benim yengenle boşanmama gönlün razı gelir mi?"Elbette gönlüm razı gelmezdi.Ama neden bu konuyu yengemle açıkça konuşamıyordu ki?Belki yengem onu anlayışla karşılayabilirdi.Düşüncelerimi abime yazdım.Fakat abim inatla cevap verdi: "İmkânsız! Yengen bensiz yaşamayı kabul eder ama çocuksuz yaşamayı asla kabul etmez. Kendi çocuğunun olmasını o kadar çok istiyor ki... Yengenin çocukları ne kadar sevdiğini sen bilmiyorsun.""İbo, başka çarem kalmadığı için senden yardım istiyorum. Ne olur, abin için bir kez olsun bunu yap. Sana yalvarıyorum."Abimin böyle konuşması hiç hoşuma gitmedi.O benim abimdi, hayatta en çok minnet duyduğum insandı.Başına