İzlediğimde tüylerimi diken diken eden bir açılışla başlıyor 'Attack on Titan' birinci sezonun ilk bölümü. Kolossal Titan'ın duvarın üzerinden ani ve devasa şekilde görünmesiyle başlayan sahne, barış içinde yaşayan Shiganshina mahallesinin bütün güven duygusunu yerle bir ediyor. Hikâye hızlıca Eren, Mikasa ve Armin'in çocukluk hâline dönüyor; günlük oyunları, duygusal bağları ve duvarların arkasındaki sınırlı ama mutlu yaşamları gösteriliyor. Bu huzurun nasıl kırıldığını izlerken edepsiz bir boşluğun açıldığını hissediyorsunuz. Duvarın yıkılmasıyla birlikte kaçış ve kaos başlıyor: insanlar panik içinde sokaklara dökülüyor, atlar kaçıyor, askerler düzen sağlamaya çalışıyor. Benim için en vurucu anlardan biri, annesinin enkaz altında kalıp Eren'in gözleri önünde bir Titan tarafından yenilişiydi; o sahne hem masumiyetin yok oluşunu hem de karakterin intikam yemininin tohumlarını atıyor. Ayrıca Mikasa'nın geçmişiyle ilgili kısa ama güçlü kesitler, onun Eren'e olan bağlılığını daha da anlamlı hale getiriyor. Estetik, müzik ve tempo birbirini tamamlıyor; karanlık atmosfer ve ani sadistik gerçeklik şoku, izleyiciyi anında dünyaya bağlıyor. Bölüm bitince oturup bir süre sessizce kaldım, çünkü böyle bir başlangıç nadiren bu kadar etkileyici ve acımasız olur — hâlâ içimde bir kıvılcım taşıyor.