Makam odasına girer girmez kravatını hırsla gevşeten Kaan, kesik kesik soluyordu; içindeki yangını, o kör öfkeyi bir türlü bastıramıyordu.İnternette Defne’ye yağdırılan hakaretler ve aşağılamalar, sanki tek tek kendi etine batan sivri birer hançer gibi canını yakıyordu.Dile kolay, altı koca yıl geçirmişti Defne’yle; o kadının ne denli inatçı, prensiplerine bağlı ama bir o kadar da temiz ve saf olduğunu dünyada hiç kimse onun kadar iyi bilemezdi.Bırakın Defne’nin başka bir erkeğe meyletmesini, telefonunda gördüğü bir erkek ünlüye fazladan bir saniye gözü kaysa bunun tek bir sebebi olabilirdi: O da işi!Defne, gönül işlerinden zerre anlamayan, aşk meşk nedir bilmeyen küçücük bir kızdı; onu adım adım elinden tutup Cennet Bahçesi’nden çekip çıkaran, kendi yanı başına özenle dikip büyüten bizzat kendisiydi.Kaan ancak uzun bir süre sonra kendini toparlayabildi; Defne’yi aramak niyetiyle telefonuna uzandı.Fakat mezunlar grubuna gözü iliştiğinde beyninden vurulmuşa döndü: Herkes o alçak y
อ่านเพิ่มเติม