Defne ile Eren'in izdivacı meselesini Ferhat'ın çoktan beri bildiği kesindi; gelgelelim kadına çıt bile çıkarmamış, tek kelime fısıldamamıştı.İşin usulüne bakılırsa, gayrimeşru bir kız Zafer'in tüm mirasına tek başına konmuşken, Ferhat'ın evin büyük ağabeyi sıfatıyla geride kalan yetimle dulu düşünüp onların hakkını gözetmesi gerekirdi.Oysa o tam aksine dönüp Defne'yle canciğer kuzu sarması olmuş, üstüne üstlük oğluyla el ele verip cümle âlemin önünde o kızı parlatıp durmuştu.Bunun, Yelda'nın itibarını ayaklar altına almaktan, ona açıkça tavır koymaktan zerre farkı yoktu."Ağabey, bugüne dek sana karşı en ufak bir kusur işlediğimi hatırlamıyorum. Neyin nesi bu tavır? Soyadım Aydın değil diye mi, yoksa Burak sizin kanınızı taşımıyor diye mi reva görüyorsun bunu bize?"Yelda'nın artık lafı dolandırıp laf cambazlığı yapacak sabrı kalmamıştı; kaşlarını hafifçe kaldırıp gözlerini adamın o munis, güleç bakışlarına dikti."Aşk olsun yenge, ne biçim sözler bunlar, aklım hafsalam almıyor doğ
อ่านเพิ่มเติม